“””Şeytanın kancaları “””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Şeytanın kancaları “””

Balıkçı oltasını atar da gafil balık üzerindeki yemin onun canını alacak bir bıçağın kılıfı olduğunu anlayamaz. Fakat balığa kim kızabilir. Balık akıl ile donanmış bir varlık değil ki. Gözünün önünde on tane arkadaşı oltaya takılsa da yine kendini yeme doğru gitmekten alıkoyamaz. Yoksa bu harika nimeti bizim tatmamız nasıl mümkün olurdu. Mümkün olsa da bir balığa akıl verilse o zaman onu hangi balıkçı yakalayabilirdi. Eğer yine yeme gidecek sefihliği gösterirse işte o zaman balığa aptal denilebilir.
İnsan akıl ile donanmış bir varlık iken, önüne kurulan tuzakların olduğundan da haberdar ise şüphelendiği şeylerden tedirgin olmuyorsa, onun da hali bu akıl verilen balığa döner. Balıkçının oltası misali şeytanın da kancaları var. Tek derdi; kibrinden dolayı varamadığı vuslata kimse varmasın, eremediği rızaya kimse ermesin. Etinin derinine kancalar geçirilmiş insan ne kadar ileri gidebilir. İstediği kadar güçlü olsun kanca çok derinde ise sarf ettiği gücü sadece kendine zarar verir. Kancadan kurtulmak isteyen ileri doğru son gücünü sarf ederek değil geri çekilip kancanın tersine gitmek sureti ile selamete çıkabilir.
Evet şeytanın insanoğlu için türlü türlü kancaları var. Bunlar tembellik, utanmazlık, kibir riya…. Bu kancalar kimi insanda çok derin kimisinde az. Ama kanca bu, yara yapar, yaralar insanı. Çıkarmaya kişinin gücü yetmez, çıkardıktan sonra tedavisi olmazsa geçmez. Usta hekimin işi bu. Fakat acayip olan şu ki; insanoğlu bedenine kanca değil en ufak bir şey batsa onu çıkarmadan duramaz iken ruhunu her köşeden sarmış olan bu kancalara karşı hiç acı çekmiyor. Üzerinde şeytanın kancası varsa sen şeytanın elindesin demektir. İpi şeytanın elinde olan insan Hakk’a nasıl gelir, nasıl gelebilir. İnat edip sahip olduğu güce güvenip onu kullanan insan gücünü sarfettikçe kendine zarar verir. Yapmak gereken tam tersine gitmek olacak. Kibir kancasını sana geçirmiş ise şeytan daha da kibirlenip kurtulamazsın, tam tersine tamamen mütevazilik yolunu tutmalısın. Riya ile yakalamışsa seni, bütün ibadetini saklı yapmalısın. Fakat şeytanın en tehlikeli ve en derine saplanan kancası insanın kendini bir şey sanmasıdır. Tek başına bu kancalarla ne kadar savaşırsan savaş bir yerden sonrakini anlaman da çıkarman da mümkün değil. Kibir yapıp Allah ehlinden kaçan kişi neyden kaçtığını iyi anlasın.
-Bu kancalardan kurtulmasak ne olur?
Ne olacak azim ile gayretin, nurun ve heybetin, Hakk’a olan vuslatın hep hayal olur. O kancaları süs olsun diye takmıyor ki şeytan, seni elinde tutmak için takıyor. Bir an gaflete düşersen şeytanı, kancası ile tepende bulursun. Şeytanın elinde bağlı olan Hakk’a doğru nasıl yol alır, alamaz. Sahile halat ile bağlı kayıkta kürek çekmeye benzer bu. Bu kancalardan sıyrılmadan bir ilerleme kat edilemez. En kötüsü kendini bir şey sanmak.
Evliyalar sultanı Bayezid-i Bestami k.s. hazretleri hacca gitmiş. Tam Mescid-i Haram’a girecekken bakmış ki şeytan elinde kancaları ile bekliyor. Ne yapıyorsun burda demiş? Şeytan: İçeriye gönderdim benim adamları, dışarı çıkmalarını bekliyorum. Sultan: elindeki kancalar da nedir? Şeytan: Bunlar benim kancalarım, bunlarla insanlara binerim demiş. Sultan hazretleri bir anlık boş bulunup: Bizim içinde kancan var mı? Demiş. Şeytan: Sana kancasız binerim, Demiş. Bir hayli zaman sonra Sultan hazretleri dere kenarından geçerken yaşlı bir dede görmüş. Dede seni karşıya geçireyim demiş ve dedeyi sırtına alıp karşıya geçerken tam derenin ortasına gelmiş ki üzerinde dede sandığı şeytan kulağına: “Sana kancasız binerim demedim mi” demiş. Sultan hazretleri hatasına bir ceza kesercesine şeytanı karşıya kadar taşıyıp sonra secdeye varıp tevbe etmiş. Netice şeytanın hazrete vurabileceği kanca olmasa da bir anlık gaflet bile o gibi zevatın makamına aykırıdır. Şimdi durum bu kadar titiz iken, hangi kul kendini kurtulmuş sayabilir. Hemde bu zamanda bu kadar gaflete dalmışken.
-Peki nasıl kurtulabiliriz.
Bundan ancak Hakk’ın inayeti ile her an şeytanın oyunlarına karşı uyanık kalarak kurtulabilir insan. Aşk ehli bunu öğretir. Hiç bir yaptığını kendinden bilme. Bunu kalben yaşayan insan şeytanın hilelerini ve oyunlarını bozar. Ama sen aşk ehline sorsan kendini en aciz kullardan sayar. Güzeli yapar hep ama hiç kendinden görmez. Sen bunu tevazu sanırsın, fazla der “kendini dile getirsin biraz ne olur” diye sataşırsın. O ise kendinden görmeyi haram bilir öyle inanır, bir an gaflete düşmekten devamlı kaçınır.
Ne ise güzel ele gelen, hepsi Mevladan. Bunu kalben bilen, her an böyle tutarsa kalbini o zaman unutur zaten kendini. Şeytan nasıl gelip onu kandırsın. Nasıl kendini beğen diyebilir ki, kendini unutmuş bir kula. İşte tarikat ehliyim diyenler, dedikleri sözü tekrar düşünsünler. Kendini unutmayı ele getirememiş kişi henüz derviş olmamış demektir. Gayreti bu yolda ise mübarek olsun. Yok tarikatı sadece zikirden ibaret sanıyorsa o zaman Fena’ya gelmeyi de Mevla’ya ermeyi de unutsun.
Fatiha…
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla