“”” Okyanus hakkında “””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya

“”” Okyanus hakkında “””

Okyanustan gönlünüzün muradı ve de bu mübarek kelimelerin muhatabı kimdir?
Okyanus Şeyhimiz Hazretleridir.
-Peki sizin yeriniz nedir burada, siz nesiniz yani?
Biz o büyük okyanusa düşmüş küçük bir damla suyuz. Varlığımızı orada bitirdik. Okyanus’a karışma şerefine eriştik. Vazifemiz ise; susamış gönüllere bu mübarek okyanustan nefis ve leziz suyu taşımak. Bizim kalbimiz; o suyu muhataplarına taşıyan bir saki’dir. Bu mübarek kelimelerin muhatabı ise Allah derdine düşmüş ve düşmesi gereken herkestir.
-Yani muhatabı bir kişi değil?
Tabi ki. Bir kişi için yazılan bir kitap Hakk’a ait olamaz. Göklerle bağlantısı da. Her mübarek kalpten dökülen, elmas misali kelimelerin kaynağı Kuran’ı kerimdir. Bir söz bir kişi için söylenmiş ise bu, o sözün kaynağının Kuran’ı Kerim olmadığının, Hakk’tan kalbe akmadığının açık işaretidir.
-Peki Kuran’ı Kerim bir kişiye inmedi mi?
Bir kişinin gönlünden bütün gönüllere hitap olarak indi. Bunu böyle anlamamak büyük cahillik olur.
Evet Okyanus; Şeyhimiz hazretleridir. Bizim kalbimiz ise o mübarek okyanustan her dinlemesini bilen kalbe su getiren bir hattır. Bunu bundan başka türlü anlayan ve anlatan yanlış anlamış ve yanlış anlatmış olur.
Ne büyük bir Okaynus’tu şeyhimiz
O’nun ummanına tam dalamadık gitti
Gösterdi Allah’ın kutlu yolunu
Aşkın sadık kulu olamadık gitti
Yanlız şunu da iyi anlamak gerekir ki; imanı yüce insanlar Kuran’ı kerimin her ayetini kendine inmiş gibi tefekküre dalar ve onun için bu yüce kitaptan en büyük nasibi alırlar. Kaynağı Kuran’ı kerim olan bu mübarek kelimelerden de en büyük nasibi, her kelimesi kendine yazılmış olarak tefekkür eden kişi alacaktır.
Tarikati bilmeyen insanlar Allah ile aranıza neden vesile koyuyorsunuz derler. Halbuki Tarikat arada ki bütün engelleri kaldırma yoludur. Okyanus gibi bir mübarek kitabı okurken kaldır aradaki bütün vesileleri, engelleri, kalemi bırak kalemi tutana bak, elçi ile meşgul olma, o elçiyi gönderen Hakk. Tek noktayı nazar, bütün sebepleri sebep yapan zata olmalıdır. Tarikat insana bunu öğretir. Neden Resüle aşık oldu sahabi, çünkü Hakk’ın nurunu direk onda gördü. Bir Şeyhe aşık olanda da bu aynıdır. Bilmeyen araya bir şey koyuyorsun der. Bilen ise sebeplerden teker teker geçip direk Hakk’a gidiyorsun. Sen malını kaybetmekten korkarsın, o ise bir gönül kaybetmekten korkar. Çünkü mal dünya ehli için değer arz eder. Allah ehli gökte kıymetli olan şeydedir. Allah katındaki en kıymetli nesne kulun kalbidir. Onun için kimi zaman bir servet harcanır bir gönül harcanmasın diye de hiç umursanmaz. Ne kadar zor değil mi? Zor tabi Allah’ı bilmeyenlere zor. Allah’ı hakkıyla sevmeyenlere zor.
Evliyadan bir ulu zat abdest alacağı zaman misvağının yanında olmadığını farketmiş. Misvak satın alacağı zaman değerinden on kat fazlasını isteyen bir satıcıya o parayı ödeyerek misvağı satın almış. Etrafta durumu görenler “efendim yazık değil mi, bir misvak için o kadar parayı ödemek israf değil mi, İslam bunu emretmiyor” demişler. O mübarek insan ise: Allah katında dünyanın bir sinek kanadı kadar değeri yoktur. Yarın huzuru Resulüllah’a varınca “benim sünnetim için bir sinek kanadını feda edemedin mi” derse ne derim diye düşündüm. O adam on değil, yüz kat daha paha isteseydi yine verirdim” demiş. İşte Allah ehli olmak böyle bir şey. Biz bu hali, bu yüce tefekkürü ancak bu zamanda “Okyanus” olan şeyhimiz de gördük. Onun için biz onu görüğümüz de öldük. Tekrar onun nazarı ile dirildik. Şimdi o mübarek zatın nurunu taşımayı kendimize en büyük vazife edindik. İşte onun bitmeyen, tükenmek bilmeyen daha önce kimsenin içmediği, hiç bir kaynaktan kimsenin eline geçmediği taptaze suyu. Getirdik. Dileyen zemzem gibi kana kana içsin, dileyen içine girsin yıkanıp temizlensin, dileyen bizim gibi en derinine dalsın da kendinden geçsin.
Fatiha…
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla