“””Layık “””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Layık “””

Susuz kalmış bedenine su getirdim bırakta içireyim. inat etme. Hasta olmuş ruhuna ilaç getirdim dur gitme. Dinleme! deyince o gelen sesi daha çok dinleyesin geliyor. Ama o sesin sahibi şeytan, kulağın duyuyor sesi ama gözün sesin sahibini görmüyor. Yalan yanlış kelimeleri öğretiyor sana, kalbin hiç düşünmeden dilin onları tekrar ediyor.
“Layık isem Allah versin” Bu kelime şeytandan gelir, kibirle bezenir. Kula yakışan kendinde liyakat görmesi değil her güzelliği Allahın lutfundan bilmesidir. Lütufları göremeyen gözün varsa o gözün sana ne faydası var. Hayata layık olduğun için mi geldin? Evet diyorsan nerde layık oldun bir anlat. Aldığın nefese nasıl layık oldun, üzerine doğan güneşteki liyakatin nerde. “Çalıştım kazandım, uğraştım elde ettim.” Evet Allah yardım etti çalıştın, yine o izin verdi, çalıştığının karşılığını aldın. Nice çalışamayan var, çalışıp kazanamayan, uğraşıp elde edemeyen var.
Netice Hakk’a gönül vermişler liyakat kelimesini sözlüklerinden silmişler. Onun yerine lütuf ve ikram var demişler.
Birde bu kelime ile güzelden kaçırır seni şeytan. Güzel olana yol almak varken, o yolda ölmek varken “sen o yola layık değilsin” der uzak tutar seni.
Başta söylediğimiz gibi liyakat yok, lütfu ilahi var. Tarikat gibi bir yola davet edildiğin zaman, bir aşığın sohbetine gitme imkanı bulduğun zaman “ben bunlara layık değilim” deyip kenara atma kendini. Evet layık değiliz o mübarek yollara ama o yollarda ki nura ihtiyacımız var. Şükür ki liyakat aramadan veriliyor. O nuru almak için insan olman yeterli. Yok benden olmaz deyip kaçarken kenardan iyi bir iş yaptığını sanıyorsun ama farkında değilsin kaçtığın asıl itibarı ile Allah’tır. Daha açık bir misal verelim ki kalbinde yer etsin. Bir Hristiyan’a gel Müslüman ol desen o da sana “yok ben İslama layık değilim” dese. Onun bu halini güzel ve mütevazi görürsün ama asıl itibarı ile senin bu teklifin “gel cennete” demektir. İtiraz eden ise” yok ben cennete layık değilim” diyerek itiraz ediyor. Sen ise onun bu yersiz tevazusunu hoş görerek “iyi cehenneme git o zaman” demiş oluyorsun. Bir kişiye namaza başla denildiği zaman veya başını kapat denildiği zamanda böyledir.
Tarikat nedir diye sordular Evliyalar Sultanı Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerine, O da şu harika işlevi ile anlattı Tarikatı:
Şeriat yani Tarikat olmadan dini yaşamak insanı Sultanın sarayına yani Kabe’ye götürür. Tarikat ise Sultanın kendisi ile görüştürür.
Tarikata gel denilince kendini layık görmeyerek gelemeyen insan “bana sultanın sarayını görmek yeter, kendisini görecek yüzümüz yok” diyor aslen. Ama bu söz çok saçma değil mi? Yersiz ve dengesiz değil mi? Sultanı görme aşkı yok ise kalbinde o zaman sarayın etrafında ne işin var. O saray, sultan benim dedi diye şeref buldu. Oraya giden “sarayını görelim belki Sultanı da bir gün görürüz” diye umdu da geldi. Sultanı memnun edelim, sarayını ziyaret edelim ki bizim ona nasıl aşık olduğumuzu görsün. Bir haftalık yolu kat edip, bu sıcak hava da onun evini görmeye geldik. Onun güzelliği karşısında bunlar hiç ama ne ağır şartlara göğüs gerdik.
Netice her şey kararında olursa güzel. Tevazu gibi bir harika ahlakı bile aşırı yaparsan kimi zaman kibre kimi zaman mahrumiyete düşersin. Hakk senin için kendine doğru bir kapı açar da sen o kapıdan girmekte tereddütler içinde kalıyorsan içinde yanan bir hasret ateşi yok demektir. Çıran var ama dünya hevesatı ile ıslanmış yanmıyor. Seni davet edenden kaçma onun için, o elinde meşale taşıyor. Bırakta çölde susuz kalmış bedenine Kevser içirsin inat etme, hastalıktan yanmış bedenini tedavi etsin itiraz etme. Sultanı görmek varken, sadece sarayların seyri ile ömrünü heba etme
Fatiha…
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla