“””Hakk ve Batıl “””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Hakk ve Batıl “””

Bu zaman da herkesin anlayışı da böyle oldu; sen tarikat ehli isen yanlışsın. Direk yanlışsın. Hiç konuşmaya gerek yok, Sen batmışsın diyor. Tamam da, gel bir otur. Bir sohbet edip halleşelim. Gönlümüzde pişen aş neyse, ortaya serelim sofrayı, koyalım bakalım; hangimizin aşının tadı nefis, hangimizin kinde inanılmaz fayda var. Hangimizinki daha pişmemiş, onu yemek kalbe ziyan zarar bakalım, görelim. Daha gönülde pişen aşı görmeden yemeğe murdar diyorsun. Hakk mı bu senin yaptığın, Efendimizin öğrettiği güzel ahlak bu ahlak mı? Mekke’li müşrikler de böyle yapmadı mı? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi dinlenmeden O’nun hakkında hüküm vermediler mi? O kutlu peygamberin gönlünde kaynayıp pişen o mübarek aşı yemediler de şeytanın zehirli yemekleriyle karınlarını tıka basa doldurmadılar mı? Ne oldu sonları? Kutlu bir sahabi olup gökte yıldız olmak varken, herkese Rasulullah’ın nurunu yaymak varken, Hakk’ın kelamında ismi övgü ile anılmak varken hepsi birer ibret meselesi olmadılar mı? Hangi ayette gördün; bir kardeşinin içinde hastalık var ise, pişirdiği yemeğin de eksik var ise yapmak gereken; uzaktan uzaktan kaçmak, arkasından hakkında konuşupta ortalığa fitne saçmak olduğunu. Hani nerede kardeşlik? İnsan kardeşinin bedbaht olmasını ister mi? Gel Otur konuşalım, madem bildim diyorsun anlat bize doğruyu öğret dinleyelim. Göster yanlışımızı, o yanlıştan tevbe edip geri dönelim desek bile anlatmaya yanaşmıyorsun. Hak bu şekilde mi savunulur? Bu şekilde mi hakka uyulur?
Bir gün Gönül ehlini anlamaktan uzak olan bir Alim garip bir derviş ile karşılaşmış. Güzel vaaz veren hocaya derviş;hocam anlat da dinleyelim, gönlümüzün pası silinsin demiş. Kibirli Hoca Efendi “sana ne anlatsam boş, artık pas gönlünde yer etmiş. Sen batılsın. Batılı gördük mü biz oradan kaçar, ona hiç bulaşmayız demiş. O mütevazi dervişte cevaben; Hocam, ben batıl isem sen hak değil misin, öyle inanmıyor musun? Evet demiş hoca efendi. Peki hocam ayette Allahu Teala buyurmuyor mu: “Hak geldi batıl zail oldu” diye. Sen hak isen kaçan niye sensin. Ben batıl isem, kaçmadan dağ gibi yerimde sabit duran niye benim. Sen hakkın güneşini elinde tutuyorsun da hala batılın karanlığından mı korkuyorsun? Madem hak sensin, sen sabit dur, batıl senden kaçsın.
Hoca irkilmiş biraz, Hakk’ın karşısında ezilmiş ama yine de altta kalamam demiş ve dervişe: Efenidmiz s.a.v. “cahili görünce aslandan kaçar gibi kaç” diye buyurdu. Bu kaçışımız ondan demiş. Derviş: Hoca efendi ayağına gelip bana ilim öğret diyen kişiye ilim öğretmek vacip değil mi? Zaten cahil olmasak senden ilim öğrenmeye neden gelelim. Cahiller olmasa sen kime ilim öğreteceksin. Efendimizin muradı bu mu? Yoksa sen onu nefsine göre böyle uydurdun mu? Efendimizin muradı öğrenme derdi olmayan, lafı dinlemeyi bilmeyen, işine gelmeyeni kabul etme yoluna girmeyen cahildir. Aşk ile seni dinlemeye gelen insana bu muameleyi yapmak kibirdir.
O zaman sen git dediğin gibi hoca efendi. Kibir ehlinin öğreteceği bize de faide vermez. Var sen git yoluna, biz içimizdeki çırayı yakmışız. Hakk’ı arayana yaktığı çırayı körükleyecek halis kulları gönderir Allah.
Dervişiz diye üstümüzü çizenlere de dua ederiz biz. Hakk seni de bir gün derviş yapsın. Derviş kullarını anlayabilen kullarına katsın.
Derviş isen aşk yolundasın demektir. Aşk ise göğün elması. Yer ehli olup gözü yerde olanların anlayabileceği şey değil ki o. Kıymetini bilmeyip kenara atıp gidecek. Gök ehli katında en kıymetli olanı elde edince yer ehli yüzüne bakmadı diye yolundan mı döneceksin. Bir grup insan vardır hayvan gibi yaşarlar. Yam yam derler onlara. Onlar ne bilir altın ne, elmas ne, karnımı doyuracak nesne getir bana der. Onlar kıymet bilmedi diye sen heybendeki elması çöpe mi atacaksın?
Esen rüzgar nereden eserse essin, dağlar gelip isterse önünü kessin, aşk ile Hakk’ı arayanın, Hakk ile arasına girmeye gücü yetecek hiçbir nesne yok.
Fatiha…
Sakaryevi