“””Temiz ol”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 8/12***
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Temiz ol “””
Oturduk kenarına Akçay’ın yine döktürdü bize güzel sözlerini. Konuşan kim acaba Akçay mı dersin.Yoksa ona bu güzelliği katan mı? Hakk’tır konuşan tabi, bazen su ile konuşur kuluna bazen ağaç. “Olur mu öyle şey canım, olmaz” dersen aç kelamı kadimi de ibretle bak! çıkar gaflet gözlüğünü gözünden. Hazreti Musa a.s.’a ağaçtan seslendik demiyor mu Hazreti Hakk. Sen nasıl duyuyorsun, yoksa sen Akçayı yaradana çok mu yakınsın dersen yok, biz onun en aciz kuluyuz. En uzakta dururuz. Ama Hakk bize kelamı kadimini çok okumayı nasip buyurup gözümüzü keskin eyledi. Yüce makamların sahibi olmasakta oralardaki en nefis cevherle işlenmiş tabelaları okuyacak gözümüz var elhamdulillah. O tabelaları bize eliyle teker teker gösteren şeyhimiz var. Şeyhimiz o makamın sahibidir.
Bak Akçay ne diyor:
“Temiz olursan özünde herkes gelir etrafında oturur seni seyre doyamaz. Yok pis olursan ne kadar güzel de aksan etrafından kaçar herkes yanında duramaz.” Ne büyük bir nasihat bu anlayana. Hakikatin ta kendisi bu. Temiz olmak gerek tertemiz. Akçay gibi tertemiz bir kaynaktan beslenmek gerek. Birileri gelip sana kirini katsa da, üzerine çöpleri atsa da kirletemez seni. Çünkü kaynağın temiz. Aktıkça yani yoluna devam ettikçe o kirler yok olur gider. Hiç kirlenmez değil insan, evet kirlenir. Birileri gelir kirletmeye çalışır. Yapmadığına yaptı der kara çalar. Bu hayatın bir gereği, bunlar olacak. Kara çalanların çoğu da belki seni sevenler olacak. Üç günlük yoldan seni görmeye gelip, senin güzelliğini seyre doyamayanlar, ne güzel yaratmış seni Allah deyip yerine başka şey koyamayanlar kirini çöpünü sana döküp, etrafına serpip gidecek. O gidenler tekrar geri geldiklerinde ne yapacaksın? Yine buyrun diyeceksin, hoşgeldiniz. Siz geçen geldiğinizde kirletipte gitmiştiniz ama olsun yine size ikram gerekir. Çünkü üç günlük yoldan geldiniz. Sahip olduğumuz bu güzellik bizim değil ki ikramında cimrilik yapalım. Hakk’ın ikramı bu. O Cömert padişah “ikram edin” diyorsa bize bir söz mü düşer.
Evet kaynağın temiz olmalı gereken bu. Nedir peki kaynak. Kaynak kalptir. Sana tertemiz suyu sunacak ve de devamlı akmana vesile olacak o kaynak senin kalbindir. Herkeste kalp var herkesin kaynağı var o zaman herkesin tertemiz akması gerek değil mi? dersen, Evet herkeste kalp var ama çokları o kaynağın üzerini kendi eliyle kötü heva ve hevesiyle kapatmış. Su çıkmıyor ki gelen kiri temizlesin. Derenin yatağı olduğu gibi kir olmuş. Bu durumda ne yapmak gerekir. Yağmur duasına çıkmak ve gökten yardım almak lazım. Hemen hemen herkesin durumu böyle olduğu için göğün sahibine dönüp yağmur bulutları için dua etmeli. O yağmur bulutları Hakk’ın emri ile yağdırınca yağmurunu sende kucağını açıp doldurursan yatağına, o vakit üzerindeki çar çöpten temizlenirsin. Tamamen kendini verirsen kalp kaynağının üzerindeki taşları da devirirsin. O yağmur; Allah erlerinin pür şifa sözleridir sakın gafil olma. Yağmursuz kalıpta sonra saçlarını yolma. Evet kalp kaynağı durmuyor bu gün yine çağlar. Nefisini çıkar da aradan sende bir nasip al. Korkma boşa akıp gider, bir gün gelir biter diye. Hakk’a ait olan her şey ebedidir bakidir. Akçay’ların kaynağı bir gün kesilse de kalp nehirleri hep akar, kesilmez daimidir.
Fatiha…
Sakaryevi

“””Bin Kadir gecesinden daha hayırlı olan”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 8/11***
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Bin Kadir gecesinden daha hayırlı olan”””
Bir gecemiz var ki adı “Kadir” bin aydan daha hayırlı eyledi onu Hazreti Yezdan. Ama bazı anlar var ki o anlar bin kadir gecesinden daha hayırlıdır inan.
Allahu Tealanın her ikramı çok değerlidir bizim için. O kudretli padişahın ufak ikramı diye bir kelime söz konusu olamaz aşıklara. Onlar ikrama değil ikram edene takılı kaldığı için gözleri, her ikram paha biçilemezdir onlar için. Bir koca senenin için de ne büyük ikramdır insana Ramazan-ı şerif. Ve onun içinde gizlediği Kadir gecesi. Ama düşünmek gerek acaba biz neye hayranız bu konuda, neyi dört gözle bekleyip erme umudu ile doluyoruz ve bu gece o gecedir diye inanıp her şeyi bir kenara bırakıp ibadete koşuyoruz. Aradığımız ve aşık olduğumuz o gece mi? Bir zaman mefhumu mu? Yada o gece de müjdelenen sevaplar mı? Bir soralım kendimize kadir gecesinde umduğumuz nedir?
Bu geceyi böyle mübarek yapan ve has kulları bu geceye müştak eden Allahu Teala’ın kelamının Efendimiz’e ilk bu gece de nazil olmasıdır. Tabi bu nüzul altında Efendimizin ikinci mevlidi, hakiki doğumunun gerçekleşmesi yani peygamber olması da yatıyor. Efendimiz annesinden doğmak sureti ile açılan kapıdan varlık alemine girmiş ve kadir gecesi ilk ayetler nazil olması ile peygamber olup melekut aleminin açılan kapısından da girip nice yüce makamlara ermiştir. Dünya yaratılalı beri husule gelmesi sabırsızlıkla beklenen olayların bu gece de tecelli etmesi hasebiyle Hazreti Rahman bu geceyi özel ikramları ile donatmıştır. O ikramları bize kadir suresinde: Kadir gecesi melekler ve ruh Rablerinin izni ile her işe selamet getirerek nazil olurlar, inerler” diye bildirmiştir. Sadece zikir meclislerine dahil olmak için gökten inen melekler bu gece her işe selamet getirmek için iniyor. Evet bu gece Alemlerin Rabbi habibine ilk mektubunu gönderiyor. Yani ilk ayet iniyor. Evet Kadir gecesinin kadrini böyle yüce yapan Kuranın Allah’ın habibine nuzulüdür. Peki hiç düşündün mü 6666 bölümlük bir mektubun ilk beş bölümü, ilk beş ayet bu gece de indi diye, bir gece bin aydan hayırlı olurken o mektubun muhatabının kadri ne kadar yücedir, hiç düşündün mü? O sevgiliyi, o peygamberler şahını bir kere gören, bir nasihatini dinleyen ve ona iman eden “sahabi” oldu. Bin kadir gecesine ersen sahabi olabilir misin? O kelamı kadimi ölene kadar dilinden hiç düşürmesen sahabi olabilir misin? Neyi öğretiyor bize Hazreti Yezdan, neyi gösteriyor anlıyor musun?
Sen Kuranı Allah’ın mahabbetine ermiş bir kuldan dinleyerek, onun nasihatlerine kulak vererek Rabbine elde edeceğin yakınlığı başka hiçbir şeyle elde edemezsin.
Kadir gecesi yapılan ibadette, dua da makbul. Bütün kulları aşka getiren bu ikramın peşine düşerken bu makbuliyetin Hakk’a olan yakınlıktan olduğunu bil. Bunun yanında şunu da bilmek gerek ki; hiç bir kadir gecesi Efendimize yakın olmak kadar Hakk’a yaklaştırmaz insanı. Kuranı kerimin indiği vakit değil, indiği kalptir Efendimiz. Bu gecenin kadrini bil derken Mevlamız, o kelamı kadimin indiği kalbin ve o kalbe en çok benzeyen kalplerin kıymetini bil diyor aslen. Bir kalp ki Kuranı kerime timsal olmuş, o kalp Efendimizin bir yansımasıdır. Bin kadir gecesi o kalp ile geçirilen bir ana erişemez. Onun için hakiki dervişe sorarlar:
-Sultanını görünce ne yaparsın?
Bir vakit seyrine dalarım kendimi alamam, sonra aklıma düşer; şu an Hakk’a en yakın yerdeyim. Ne kutlu ne mübarek bir haldeyim. Münacat edeyim Rabbime; bu kutlu kulun kalbinden beni duysun, beni de onun gibi en yakını na koysun.
-Ne istiyorsun peki Rabbinden, nasıl dua ediyorsun:
“Bu yüce kalbin sahibinin hoşuna gitmeyecek her hal ve hareketten, sana sığınırım Allah’ım” diye.
Aşk ile yürüyen kulun şu ulvi düşüncelerine kim hangi ibadetle ulaşabilir. Evet hulasayı kelam budur: Kadir gecesi en mübarek gecemizdir. Bin aydan hayırlı olan bu geceye ermek her mümin için çok büyük bir nasiptir. Ama gerçek bir derviş için kadir gecesi ne kadar kıymetli ise de, şeyhi ile geçireceği bir an bin kadir gecesinden daha kıymetlidir inan.
Erdir bizi Mevlam
Sözünün gelişine an olmuş, ümmeti Muhammed’e bayram olmuş Kadir gecesine, ve yine erdir bizi senin sözüne timsal olmuş, Kuran’ın aşkıyla dolmuş ve nuruna dala dala kendi de nur olmuş o mübarek zatın sevgisine. Aminn.
Fatiha…
Sakaryevi

“””En yüce kişilik”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 8/10***
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””En yüce kişilik “””
Şu dağlardaki güzellik, akarsunun harika akışı hepsi katıksız direk Mevla’nın sanatı. İhlas nedir diye sorana işte en büyük cevap bu manzara. İhlas katıksız olmak. Sırf Allah için, Allah’ın istediği gibi olup onun istediği tarafa akmaktır. Bu nimeti tatma niyeti ile gelen insan, bu güzelliği bozmadan yakar semaverini, var ise yer azığını tefekkürle bakar Mevla’nın harika sanatına şükreder. İşte bu Hakk’ın muradıdır. Ama yediği yemeğin çöpünü orda bırakırsa, şu harika nimetlere günah işleyerek şahit olursa, şükür edeceği yerde nankörlük yapmış olur. İşte o zaman Hakk’ın gazabını çeker. Tabi etrafındaki güzel insanlarında. İşte bunun gibi sende ibadet ile Allahın huzuruna çıkıyorsun. Orda yak semaveri yani oku Kelamı kadimi gir Kuranı kerim okyanusuna, bırak etrafındakilerin bakışlarını, dal derin manalar ile Mevla’nın seyrine, Hakk’ın muradına er. Piknik yerinde günah işleyen gibi sende millete hava atma derdine düşme! Riya olur mahvolur amelin. Sonra, ibadeti bir güzel piknik edasında hoş ettin bitti. Bitince ibadetin, daha ondan söz etme. Ucub olur. O güzel tertemiz piknik mekanını çöpleri ile kirletip bırakan gibi olursun. Güzel ibadetini kirletirsin. Dal derinlere, bırak gördüklerinde, erdiklerinde sende kalsın. Ders alacakasa biri söyle alsın. Fakat gereksiz yere konu etme. Şu harika manzaralardan söz etmişken mana dilini de dinlemek gerek. Gönlündeki perdeyi kaldırabilirsen her gördüğün sana çok şeyler anlatır. Bir denize, okyanusa, akarsuya bak. Suyun kenarına ne hainler ne utanmazlar gelir. Ağzı necis hayvanlar gelir içerde kimse suya suç atar mı? Atmaz. Ne kadar köpekler su içse de, o akarsunun kenarında oturmaktan kendini alamaz. “Akarsu bu, kaynağı temiz. Köpek içti diye pis mi olacak” der. Okyanusun üzerinde kenarında ne günah işleyenler var. Okyanus onları boğar mı boğmaz. Boğmadı diye okyanusa küsen olur mu? Olmaz. Onlar Hakk’ın emrine boyun eymişler. Gökten bir emir gelmedikçe Hakk’ın onlara ikram ettiği bu nimeti herkes ile paylaşır. Ağzı necis olan köpeğe de izin verir içsin suyunu diye etrafında günah işleyen şuursuz mücrimlere de.
Kim diyebilir ki “ey okyanus sen nice insanların bir fırtına ile canını aldın, şu günahkârlarında cezasını kes bitsin, ya da etrafından kov gitsin” diyemez. Çünkü her iman sahibi bilir ki deprem de hortumlar da ancak Allah’ın emri ile olur. İşte aynen bu noktadan bakarsak anlarız ki Allah’a bir akarsu gibi teslim olmuş kul Allah’ın iradesi olmadığı yerde kenarından içen köpeğe de günahkar mücrime de müdahele etmez, edemez. Allah O mübarek kulu okyanus eylemiş, kafiri de münafığı da müslümanı da o sudan alacak. Kimisi Hakk namına kullanacak, kimisi şer. Hakk’ın ceza vakti gelmeden hepsine aynı suyu ikram edecek. Çünkü suyun şifası Hakk’ın elinde. Kime şifası ile gider kime ezası ile bilinmez. Seni saki eyledi Allah ama senin dağıttığın suyun içene koyacağı hidayet onun elinde. İşte bunun için bir okyanus gibi dünyanın her köşesinden insana aynı derece de su verebilmek Hakk’ın nurunda en yüce noktaya gelmektir. En mübarek insan herkese Hakk’ın kulu olması hasebiyle bakıp hepsine hidayet vesilesi olmaya çalışandır. Kapısını herkese açıp herkese Hakk’ın nurunu dağıtandır. Camiye giren cemaat fasıkta olur, münafıkta. Ama kimse onu Allah’a secde etmekten alıkoyamaz. Çünkü orası Allah’ın evidir. Bir dergah ki her kesime aynı derece de açıyorsa kapısını işte orası da Allah’ın has evidir. Bir kibir rüzgarına kapılarak okyanus gibi evliyanın etrafında yanlış yapanları görüpte Okyanusa suç atma sakın, dönüpte arkanı kaçma. Olan sana olur. Gönlün bu mübarek okyanusun suyundan da derinindeki esrarından da mahrum kalır. Yok ben bir su isterim ki ona benim hoşuma gitmeyen kimse girmesin, gerekirse onu kimse bilmesin diyorsan git evinin küvetin deki suya bak, hem iç hem içinde yıkan. Memnun kaldın mı? hayır. Kibrine kapılıpta ne kadar öteye gitse de insan, yanlış kelimeler edip arkasını dönse de bilmez o okyanusun suyu kimi zaman su içtiği çeşmesinden akar yine ona gelir kimi zaman denize girer o denize o suyu yine o ulu okyanus verir. İşte en yüce kişilik dediğimiz budur. Hakk’ın muradına kendini getirmiş, bütün varlıklarla olan hesabını bitirmiş, herkese ve her şeye nefsi ile değil Allah’ın nuru ile bakmayı adet edinmiş ulu insanlardır. İşte buna işareten Geylani Hazretleri Mürşit arayan bir insana şöyle nasihat etmiştir:
-Evladım bir dergaha girdin baktın herkes süt liman, öp o dergahın şeyhinin elini devam et yoluna. Bir dergaha girdin herşey acayip. Fasık var münafık var, güzel insan çok zor seçilir, işte o dergahın şeyhinin elini öp hizmetine gir çünkü o zamanın kutbu, en büyük şeyhidir.
Fatiha…
Sakaryevi

“””Yar’e sırt dönülür mü”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Yar’e sırt dönülür mü “””
Yâr! sana sırtını dönenler olmuş, hemde bununla çalım satarlar. Yusufu kaybettim diye sevinir mi insan, bununla orta yere çıkar da övünür mü? Kardeşleri yanlış yaptı diye söyleyin, o güzel Yusuf’a hiç küsülür mü? Yakup gibi gözleri Yar’e feda etmeden aşığa vuslat yolu görünür mü?
Seni tuz gibi gören var sultanım, ilaç bilip hasta olunca içen var. Birde sensiz kalbe hayat yok deyip nefes gibi seni içine çeken var. Seni anlamak yoluna girmeyip, kör gözleri ile gördüğü kadar seni söyleyen var. Birde mana yolunda ilerleyip sensiz hiçbir şeyi görmeyen var.
-Ne oldu ne ettin elindeki elması, denince:
-Herkes bilsin ben onu yere attım. Elması da elmasın yanındaki kıymetli taşları da artık istemem der mi bir insan? Ne istersin peki çakıl toprak mı? O zaman elmas arama yoluna neden çıktın ki, çakıl toprağı aramadan da bulurdun. Elmas isterim ama çakıl toprak gibi rahat ele gelsin. Kimseden korumaya çalışmayayım, kötü nazarlar altında kalmayayım. Hırsızı arsızı ile uğraşmayayım.
-Bre gül hiç dikensiz olur mu?
Ya elmasın peşine düşme ya da elmasını kimseye gösterme. Madem gücün yetmiyor başka yapacağın iş yok senin.
Evliyalar sultanına mürid oldu isen onu çokları anlamayacak. Anlamayanların tenkitlerine karşı duracak kuvvetin yoksa o zaman sus onun müridi olduğunu kimseye söyleme, o kaşıkçı elmasını içinde sakla. Yok ben onun aşkıyla doluyum, bütün benliğimle onun kölesiyim kuluyum, onun için bütün engelleri görmem aşarım, hangi cahil onu anlamadan dil uzatırsa gerektiği gibi ona karşı koyarım diyorsan o zaman elmasını herkese göster söyle, söyle onlarda bu elmasın ışığından fayda görsün. Ne yani kırk yıl suyunu içtiğim tatlı kaynak suyunun, birileri ters konuştu diye tadını mı unutayım, yoksa gidip kaynağı mı kurutayım. Böyle saçma yola kim gider. Kaynağı veren Allah taşırmışta okyanus eylemiş onu, okyanusu kurutmaya kimin gücü yeter.
Sen sultanın heybetli duruşunu sevmişsin, her kendini bilmeze tokmağını vuruşunu. Bilmedin bunu herkes sever zaten. Bunlar gülün çiçeği ama çiçeği kadar vazgeçilmez olan dikeni de var. Peygamberin yüzü de güzeldi sözü de. Bunu herkes sever. Arkasında münafıkların durmasına izin verişini de sevdin mi? Ebu cehiller kapısına yüz otuz küsür sefer gidişini de sevdin mi? Her davet edene icabet edişini sevdin mi? Kendini zehirleyen yahudi kadını affedişini sevdin mi? Münafıkların başı ölünce kefenlenmesi için fistanını verişini sevdin mi? Sevmedi isen senin ki çocuk işidir. Sahabi sevgisi bu bizim dediğimiz. Bu sevgi er işidir, böyle seven er kişidir. Teslimiyet ellerinde, Hazreti Resülün sevgisi gönüllerinde, her yaptığının şüphesiz derin hikmetlerle dolu olduğu yakinlerinde idi. Hepsine ayrı bir kanal açıldı bu yüce okyanustan. Hepsi o büyük okyanusa götüren ırmaklar, nehirler denizler oldu.
Nemrut gibi yürürsen yolda bir sinek seni sahip olduğun her şeyden eder. Ama Nemrut’tan da beter bir ahmaklığa düşer, kaybettiğine ağlayacağına çıkıp kaybınla çalım satarsın. Evet gün gelir yanarsın ama bilinmez bu yangın seni pişirip aşka mı getirir yok vakit geçti diye ömrünü mü bitirir bilinmez. Allah’ın lütfundan ümit kesilmez. Kimse kaybetsin istemeyiz. Çünkü kim kaybederse kazanan şeytan olur. Şeytanı helak edip tevbeyle, Rabbimize gidelim pişmanlık dolu heybeyle. Yoluna hakkıyla hizmet edemedik diyelim Ulu Yezdan’ım sen bizi doğru dürüst kul eyle! Eyle ki açılsın basiretimiz, idrakımız. Anlayalım işlerin esrarını, yapmayalım yanlışın tekrarını. Sultan Sıddık gibi teslim olalım, Allahın Habibi ile sevr mağarasına çıkalım. Herkes bizi küffardan kaçıyor sansın. Melekler bizi “üçüncüsü Allah olan iki kul” diye yazsın. Halbuki biz Habibinle başbaşa kalıp ondan Sırrı A’zamı alalım. Gerçek bir Nakşibendi gibi; aşkınla yana yana kül olup, varıpta huzuruna kul olup, cemalinin seyrine dalalım senin nurunda yok olup.. Aminn aminn Ya Rabbel-alemin
Fatiha….
Sakaryevi

“””Ok ve Yay(İlk niyet)”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 8/8***
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Ok ve Yay(İlk niyet) “””
Hayvanlar ve ağaçların Efendimiz s.a.v.’i görünce secde etmesi Efendimizde gözüken Hakk’ın nurundandır. Peygaber s.a.v. Hakk’ın yeryüzündeki aynasıdır. Ona dönen Hakk’a döner, onunla oturan Hakk ile oturmuş olur. Efendimiz Hakk’ a vasıl olunca onun yerine ona ayna olan zatları bıraktı. O peygamber varisi olan insanlarla oturan Peygamber s.a.v. ile oturmuş olur. Bu yüksek edebi muhafaza et! gafil olma ki mahrum kalma. İşte böyle bir zatı buldu isen ve de huzuruna girme isteği ile doldu isen dikkat etmen gereken çok önemli bir husus var.
Huzura ilk girerken ettiğin niyet çok mühimdir. Çünkü o niyet mutlaka yerini bulacak. Senin nasibin oradan olacak. Peygamber varisi olan zatlar yay gibidir, senin içinde büyüttüğün niyet ise bir ok. O yaya giren ok direk menziline doğru yol alır. Vakti gelince de mutlaka hedefine varır. Ama niyet dediğimiz zeka ile yoğrulup dilden çıkan değil kalbin en derininde yatandır. İnsanın gerçek niyeti budur. Etrafındaki insanları tatmin etme düşüncesi ile söylenilen sözler değil. İşte o mübarek zatın huzuruna çıkarken ondan umduğun ne ise kalbinde yatan o istek mutlaka ikram olunur. Çünkü Efendimiz s.a.v. buyurdu: Her şey kulun kalbindeki niyetine bağlıdır. Senin istediğin Allah ve resülü ise yolun oraya çıkar. Yok bir kadın veya dünyalık bir şey ise o zamanda oraya. Efendimizin huzuruna giderken kalbinde taşıdığın ne ise o ikram olunur. Sen en büyük nasibin isteğine düş. Allah ve resülü varken başka bir şey istenir mi? Peygamber varisi huzuruna ilk girdiğinde en değerli şeye dikmiş ol kalbini. O mübarek insanın kalbi direk Allah’a bağlıdır. Sultan Yunus Emre hazretlerinin buyurduğu gibi:
Erenlerin himmeti yerden göğe direktir.
Bunu yaşayıp gören biri olarak anlatıyorum. Nice insanlar Evliyalar Sultanı Şeyh Nazım Kıbrısi hazretlerini huzuruna geldiler. Hepsi de kalbinde türlü türlü niyetler taşıyordu. Kimisi İslama hizmet aşkıyla geldi, kimisi evlenmek kastıyla, kimisinin derdi para almak idi, kimisin dünyaya sultan olmak, kimisi çok isteğim var diyordu kimisi ise isteğim sadece yar. İşte o huzura çıkanların hepsi kalbinde yatan niyetine nail oldu. Kimisi çok dergahlar açtı, kimisi her yere mal mülk saçtı. Kimisine çok çok verildi ama o yine hep açtı, kimisi ise kimseye karışmadan o sultanın nazarı ile birden yare kaçtı.
Kimisi dünyanın sultanlığını aldı, kimi en derin mana okyanuslarına daldı.
Netice bu; o gönül sultanının peygamber varisi olduğunun en büyük işareti idi. Hadisi şerif aynen tecelli etmişti. Efendimiz işari olarak bildirmişti. Sen Allah ve resülünü iste ama bunun yanında bizi dünya için istersen onu da alırsın fakat mana aleminde hep yolda kalırsın. Çünkü bu göklere yükselmek için yapılmış teyyare ile suya dalmak istemek gibi bir şey.
Hakk’ı isteyenler kazandı. Hem Hakk’ı buldu hemde dünya onlara köle oldu. Yari istiyoruz dediler. Ve hep ona vasıl olmaya niyet ettiler. Niyetleri haktı, onun için yerini buldu. Çok imtihanlardan geçtiler ama hiç vazgeçmediler. Çünkü zaten onlardı aranan. Dergahlar açılır, binlerce insana hizmet edilir, ama asıl aranan kalbinde Allah’a vasıl olma niyetini taşıyanlardır. Şu dünya da aynen böyle bir dergah. Bin kişinin içinden Hakk aşığı bir kişiyi seçmek için kuruldu bu koskoca nizam. Bir mürşidi kamil bir ömür nice insanlara hizmet ederde aradığı ve beklediği kendi gibi Allah derdine düşmüş insandır. Kalbinde o tohumu gördüğü zaman sevinir. Gerçek vazifesini ifa etme vakti geldi diye. Senelerce dua edip Hakk’tan istediği, ezelden beri beklediği sonun da huzuruna geldi diye. Hak bizi yay eyledi ama gelen oklar hep yamuk elde kaldı. Şükür ki sonunda beklediğimiz dim dik okta bu yaya girdi. Evet dümdüz bu ok çünkü Allah’a vusülden başka bir isteği yok.
Böyle dümdüz bir ok olmak isteyen niyetini sağlam tutsun ve Allah’ın o mübarek yayına mutlaka girsin. Çünkü ok ne kadar dümdüz olsa da yaya girmeden hedefine varabilir mi, varamaz. Hedefe gitmeyen ok ne kadar güzel olsa da bir işe yaramaz. Onun için hem dümdüz bir ok olalım hem de Hakk’ın mübarek kuluna varalım. Sonra ansızın bir anda hedefi on ikiden vuralım.
Fatiha..
Sakaryevi

“””Hayasız da aşkı arama”””(Alevi ve Şia’lara)

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 8/7***
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Hayasız da aşkı arama”””(Alevi ve Şia’lara)
Haya olmayan yerde iman olmaz. İman yoksa aşktan söz edilebilir mi. Aşk: imanın ihlâs ile yoğrulup marifet şerbeti içerek hakikate ermesidir. Yani imanın en yüce noktasıdır aşk. Haya olmayan yerde iman olmaz derken Hazreti Resül, sen hayasız kalpte aşkı mı ararsın. Ey akıl bu yanlışa itiraz edemiyorsan sen ne işe yararsın.
Haya derdine düşmeden aşkı arıyorsa birisi tebessüm et yüzüne selam ver geç git yoluna. Çünkü bu abdestsiz namaz kılmak istemek gibi cahilce bir istek. Cahile ise ne yapmak gerek. Tebessüm et geç yüzüne, cevap vermeye çalışma sözüne. Ona vereceğin en güzel cevap güzel bir sükut ile susmak.
Hayası olmayan insan önce imanını sonra da insanlığını kaybeder. Düşünsenize bir müslümana kafir insanın gıybetini yapması caiz değil iken Efendimiz s.a.v.:
Kim ki haya örtüsünü üzerinden (çıkarıp) attı, onun gıybeti yoktur. Yani onun arkasından hoşuna gitmeyecek şeyler söylemeniz gıybet olmaz. Size gıybet günahı yazılmaz. Bunun önemini anlayalım diye Efendimiz s.a.v.: “Haya imandandır” diye buyurdu. Demek ki insan hayasını kaybedince önce imanını ve hayasızlığı iyice ileri götürdüğü zaman insanlığını kaybedip hayvan sınıfına düşer. “Arkasından konuşulunca gıybet olmaz” kelamının manası budur. Hayvanın gıybeti olmaz.
Onun için hayasız ise bir kişi o insan olma vasfını kaybetmiştir. Aşk ise insana has bir duygudur. Bir insan ancak bir insana aşık olabilir. Hayasını kaybedip her yerini açıyorsa bir kadın, atma onunla hayat yolunda tek bir adım. Söyle ya kapansın haya ehli olsun, ya da kimseyi kandırmadan kenarda dursun.
Nikahlarını kıyarken insanların, nikah duasında; Allahu Teala’nın Hazreti Ali ve Hazreti Fatıma arasındaki aşkı ihsan etmesini temenni ediyoruz.
Hazreti Fatıma annemizi dilinden düşürmeyen bir sürü insan var. Kimisi kendine Alevi der kimisi Şia. Ama Sadece Fatma annemizin adını anarlar. Güya onun aşkıyla yanarlar. Adını andığın şahsın kendisi nerde, onun gibi olmak nerde diye sorsan hiç duymazlar bile. Onun için gerçek seven değiller. Gerçekten sevenler O yüce insanın ahlakına bakar.
Hazreti Fatıma’yı dünyanın gelmiş geçmiş en hayırlı kadını ve Cennet kadınlarının efendiyesi yapan özelliği Efendimize olan aşkı ve imanını donattığı haya duygusudur.
Efendimizin Mevla’ya kavuşmasıyla sarsılan ve durmadan ağlayan bu mübarek insan o kutlu peygamberin hasretine sadece altı ay dayanabildi. Sonra o da aşk ile bağlı olduğu kocası Şah’ı merdan’a, bubasına vuslat için bir süreliğine veda etti. Evliliklerine göklerden gelen ferman ile karar verilen bu iki yüce insan kendilerine özel hükümlerle doludur. Bunlardan bir tanesi Hazreti Ali r.a.’ın karısı Hazreti Fatıma’yı kabre koyabilmesidir. Her erkeğe yasak olan bu hüküm onda kaldırılmıştır. Ve o Şah’ı Merdan Hazreti Ali r.a. gönlünü aşkı ile dolduran o haya sahibi mübarek zevcesini elleri ile kabre koyarken kulağına şöyle fısıldadı:
Sevgilim senin gibi bir sevgili olamaz, sevgilim senden başkasının kalbimde bir nasibi olamaz.
O velilerin şahını kendine böyle aşık eden Hazreti Fatıma’nın en yüce ahlakı hayasıdır. Sen Hazreti Fatıma’yı sadece yemek yaparken “fatma annemin eli olsun” diyerek hatırlıyorsan ondan alacağın kalıcı bir nasibin olmaz. Olan nasibin de midende yoğrulup netice belli yere gider. Sen onun yüce ahlakının peşine düş ki Ali’ler sana yar olsun. Haya insanın kalbinde yatan, gün geçtikçe büyüyen bir çiçektir. Verilen bilgi ve nasihatler o çiçeği düzgün bir şekilde büyütmek için. Ama o çiçeğin tohumunu senin kalbinde ki iman ekecek. Tohumu serpecek imanın yoksa usta bahçıvanın o çiçeği büyütmek için verdiği ders ve nasihatler neye yarar.
İstediğin kadar tatlı sözlerle kandır kendini. İster Alevi de kendine ister Şia. Sen bu yüce ahlaklardan ne kadar uzak isen Ehli beytten de o kadar uzaksın. Aylarca Hazreti Hüseyin için ağlamak, yerini tutamaz Hazreti Hüseyin’in bir nasihatine uymanın. İnsan olmak ve insan kalmak istiyorsan hayanı kaybetme. Dünyalık gidecekse gitsin elinden, sen hayanı elinde tut! giden dünyalığı dert etme. Bak otuz altı yaşında vefat etti Hazreti Fatıma, çoğu zaman başını kapatacak başörtüsü yoktu. Evinden çıkmazdı başını örtecek örtüsü yok diye. Bir göz odalı ev içinde büyüttü Hasan ve Hüseyin’i ve diğer üç evladını. Bütün evliyanın manevi nasip kaynağı, o başını bile örtecek elbisesi olmayan mübarek annenin bir göz odada büyüttüğü bu iki evladı oldu. O bir göz oda da o mübarek anne cennet kadınlarının efendisi olma makamına vardı. İşte o mübarek insandan bize en büyük nasip, içinde büyüttüğü hayası kaldı. Öyle büyük ki hayası, mahşerde herkesin çıplak olduğu yerde oda çıplak olacak ama milletin arasından geçeceği zaman bir nida duyulacak:
Ey mahşer ahalisi gözlerinizi kapatın! Hazreti Fatıma geçecek. İllede günah olması gerekmez. Günah olmasa bile imanını donatan haya çoğu hoş olmayan şeyleri de yapmana izin vermez.
Evet netice bu iki maneviyat iksirinin birbirlerine olan aşkına bak, birde bu gün kü hale. Kim ki hayadan soyunmuş, onun aşk dediği hevestir. Haya ehli değil ise bırak. Bırak sen insansın. Haya ile donanmış, iman sahibi bir insana olabilir ancak derin duyguların. Hayasını muhafaza edemeyen birisi kalbine girmesin. Girmesin çünkü kişi sevdiği ile beraberdir. Sever isen Hakk’ın sevmediğini, Hakk’ın seni sevmesini nasıl beklersin. Hakk’a çıkmayan sevdaya sevda mı denir. Utanmaz insanda sevda olmaz. Onun imanı haya tohumunu ekemiyorsa kalbine, senin telkinlerin hiç bir işe yaramaz. Ya Fatıma ol Ali ile nikah emrin göklerden gelsin. Ya Ali ol Allah Sana Fatıma lar versin.
Fatiha…
Sakaryevi

“””Sevmek için yaratıldım”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Sevmek için yaratıldım”””
Ey Hakk’ı isteyen gel beri! diyeceklerimi iyi dinle. Aşk ile mi istiyorsun yok alelade bir hevesle mi bak anla!
Kırk yıl edeple hizmet edeceksin ama kimse seni beğenmeyecek, Allah için yaptığın asıl o an meydana çıkacak. Kimseye tek kötü söz etmeyeceksin kabul mü?
Binlerce kadın arasına girip yusuf gibi, başını kaldırıp birine bile bakmayacaksın, üstüne sana kadın hastası diye iftira edecekler. Sen susup sabredeceksin kabul mü?
İnsanlara dürüstlüğü öğreteceksin, herkese hep iyi düşüneceksin. Sana “seni çok sevdim” diyenler, en büyük yalanlarla seni kandıracak hep, sen yine de onlara dua edip yoluna devam edeceksin kabul mü?
Meşrebin bu senin güvenip herkesi seveceksin, sonra sevdiklerin hep hain çıkacak, kırk kere ısırılıp yaralansanda sen yine sevgi yolunu seçeceksin kabul mü?
Diyecekler; ya hu kendine zarar bu lütfen yapma Allah aşkına, anlamıyoruz neden? anlat bir, döndük senin bu halinle şaşkına, sen kanayan yaralarına hiç aldırmadan BEN SEVMEK İÇİN YARATILDIM diyeceksin kabul mü?
Dünyaya zerre kadar değer vermezken gelip zorla sana birşey verecekler, alacaksın sonra da o verenler sana: “kandırıp zorla aldı” diyecekler, imtihanın sırrına erip hiç kızmadan bu da Hakk’tan deyip gülüp geçeceksin kabul mü?
Kuyulara düşeceksin yusuf gibi, aşkın için dağları göğüsleyeceksin, bunun üstüne Yar halini hatrını bir kere bile sormayacak, “tamam artık benden bu kadar” diyeceğin anda o her şeye şifa gözleri ile, aşk ile sana sadece bir kere bakacak, onunla yetinecek kendinden geçeceksin, neredeyse “yeter artık” diyecekken o an, o mübarek nazarın kuvveti ile “sorun yok bin kat daha ağırı gelsin” diyeceksin kabul mü?
Çakır gözlü sultana verdin diye özünü, aşkı bilmeyenler hep üstüne gelecek, sen sultanın aşkı ile kırpmadan gözünü, hiç onları duymadan yolunda koşa koşa gideceksin kabul mü?
Şeriatten tarikate geçemeyenler, tarikat ehliyiz deyip seni hor görecek, sen onlara hakikatten bahsedince dönüp birde sana deli diyecek. Sen ummanına hiç durmadan daldıkça dalacaksın, bunlara da hiç aldırmayacaksın kabul mü?
Bu iş nerde başladı diye soranlara: Sultanın aşk ile bakan gözünde de, Nerde tamama erdi derlerse eğer başladığı yerde diyeceksin kabul mü?
Dünyanın türlü makamlarını sana aşkı bırak çık hemen diye sunacaklar, Sen yar deyince o gülenlere; yar bizim olsun makam sizin diyeceksin kabul mü?
Elmasları serpince gönüllere pahasız, çocuk gibi kıymet bilmeyen olacak, elması bırakıp çakıl peşine gidenler gelip birde o çakılı övüp sana satacak, sen onların yüzlerine tebessüm edip selam verip geçeceksin kabul mü?
Suçsuz yere yusuf gibi zindana düşünce, Yar’in imtihanı için kullar gelecek, birine derdini arzedince sana yedi yıl zindan cezası kesecek, yedi yıl zindanda kalıpta aşk için şikayeti düşüncene bile almayaksın, yardan başkasına verdiği derdini kesinlikle açmayacaksın kabul mü?
Kardeşim dediklerin sen öne çıkınca, düşmanından çok senin kuyunu kazacak, sen onların başına emir olsan da bir gün, yusuf gibi onları hep affedeceksin kabul mü?
Yusuf’u görenler ellerini kesti, kesti de acısını duymadı hepsi, sen yusufları arayıp bulacaksın, onlarda ki Hakk’ın nuruna dalacaksın, O nura erince değil ellerin, binlerce can feda edeceksin kabul mü?
Ecel davulu senin için çalınca, dostların gelip seni kabre koyacak, Yar’e varana kadar melekler sual sorunca, her soruya cevaben “Yar Yar Yar” diyeceksin kabul mü?
Fatiha..
Sakaryevi

“””Bahtı-yar”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 8/5***
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Bahtı-yar”””
Nasibi yar olanın bahtına kara mı düşer
Yarine vasıl olmuş daha dara mı düşer
Sultanı ezel aşkıyla yakmış gönlünü
Dünyanın derdi ile artık hâra mı düşer
Bahtına yâr düşenin ne işi olur ak ile karayla. Yâre yanmış bir kere özü, görür mü akı karayı gözü. Derdi değil ak ile kara, onun tek derdi uzak olmasın yâre. Nasıl bir uzaklık; su sızmasın aradan, her an tecelli etsin yaradan.
Ne diyor gönlü bilmeyenin, “aşkın acısını çektim hep” Aşık olamadın da ondan. Bilemedin, acı da tatlı da ondan. Acı verir sabır ile kapısını çal diye. Tatlı verir şükür ile ona doğru yol al diye. Aman yâr aman ne büyüksün sen ne ulu, Kat kat fazla seversin seni isteyen kulu. Her nimetine müştak isen, her tecelliye muhtaç isen, her hal ile o kapıya gidecen. Sabır ile ağlayıp gitmek başka, şükür ile çağlayıp gitmek başka. Hepsine gelen tecelli bambaşka. Bilemedin gerçek olanı, kendine göre hüküm verdin hep. Üzüldün, elinde olanı görünce. Muhabbet deryasında vuslatın lezzeti sana yetmedi. Onun için ağladın. Ama gerçek böyle değil, gerçeği böyle değil.
-Ne idi istediğim?
Yâr.
-Buldum mu?
Evet sonra? Sonra ahçı mı oldum yoksa çöpçü mü kimin umrunda. Bahtıma yâr düşmüş benim, neye ağlayayım, neyi dert edeyim.Vezir de olabilirdik kralda. Krallar sende olanın binde birinde sahip değil. İşte anlamadığın burası. Yar için nelerden geçtin, hangi ızdıraplı yolu seçtin.
Bir gün iki cihan sultanının huzuruna girdi Hazreti Ömer r.a. Baktı ki; mübarek ayağını basarak arşa şeref veren O kutlu peygamber hasır üstüne yatmış da mübarek yanağında hasırın izi cıkmış. Tutamadı kendini ağladı o heybetli insan.
Ey Allah’ın resulü Kisra’lar Kayser’ler kuş tüyü yataklarda yatar, sen iki cihan sultanısın hasır üstüne yatıyorsun.
-Onlar dünyayı seçti biz ahireti Ömer, Onlar saraylarda keyif eda etmeyi tercih etti, biz yardan gelen tecelli ile kendimizden geçmeyi. Bizim bahtımıza, payımıza yâr düştü onların kine saray. Kim kârda. Onların ki kendileri gibi yok olmaya mahkum, bizim nasibimiz ise herşeye varlık veren hazreti Kayyum. Alın dünyayı da keyfini de bize Allah yeter.
Sefası kalsın bütün hevası da
Altı üstü dünya değil mi bunun
Yâr güzel ise güzeldir cefası da
Hakk’ın kuluyuz ötesi var mı bunun
Bizim sözlerimiz aşka eremeyenleri aşık etmek için değil. Bizim sözlerimiz aşık olmuş ama kendini ifade etmeye söz bulamayanlar için, Hakk’a doğru hızlıca yol alamayanlar için, aşk okyanusuna girmiş fakat henüz derinlere dalamayanlar için.
Yoksa kim kimi Aşık edebilir ki Hakk’tan başka. Kim kimi sözleriyle Mecnun’a döndürebilir. Sen aşık olacaksan o senin özünde. Gül olacaksan zerren tohumunda saklıdır. Gökten inen yağmur, altındaki verimli toprak içinde olanı dışarı çıkarmana yardımcı olmak için. Yoksa hangi yağmur, hangi verimli toprak papatyayı güle döndürebilir.
Hakk nazar etmiş ise özüne, ezelde de aşık idin sen şimdi de. İşte o zaman dünya da cennet sana ahirette.
Şeyhimizin buyurduğu gibi:
Toplama su değiliz ki biz. Bir vakit gelince tükenelim. Bizim suyumuz ana kaynaktan. Onun için çağlayanlar gibi gelir. Aşığın hali böyledir. Çekme su ile aşık olamaz insan. Dünya ile kör etti ise kendini içindeki kaynağı bulamaz. Toplama su olur elindeki, Mana eri gün geçtikçe çağlarken, ondaki gün gelir tükenir gider, bir damla bile akmaz.
Ne yapalım oturup ağlayalım mı? Evet ağlayalım ama oturup değil, Hakkın huzuruna çıkıp el bağlayalım. Ondan isteyelim versin. Özümüzde onun dilimizden çıkacak güzel sözümüzde. Lutfetsin gönlümüze de nur olsun ömrümüze. Gül olup açalım ne varsa ondan gayrı hepsini bırakıp O’na kaçalım.
Fatiha…
Sakaryevi…

“””En hayırlı insan”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””En hayırlı insan”””
Efendimiz s.a.v. buyurdu:
Sizin en hayırlınız Kuranı öğrenen ve öğretendir.
Bu Hadisi şerifte asıl anlaşılması gereken nedir. Kuranı kerimi okuması mı sadece.
İhlas suresinin birinci ayetini çok güzel bir terennümle okumak mı? Bir kuru mealden “söyle o Allah birdir” manasını almak mı? Yoksa birlikten muradı anlayıp vahdet denizlerine dalmak mı asıl istenen. Hazreti Bilal r.a.’ı “EHAD EHAD” diyerek kızgın kumlarda ateş gibi kayaların altında ezilmeye göğüs gerdiren acaba ne idi?
Peygamerimiz s.a.v.’in ulu kalbinden insanlara en büyük öğretisi arap alfabesi ve onu tecvid ile okutmak mı idi. Yoksa mana denizlerinde yol aldırmak mı?
Okumayı öğretmekte büyük ibadet doğru ama insanı en hayırlı kişiliğe taşıyan bu mudur?
Anlamadan okumak tabiri caiz ise harika bir yemeğin tarifini okumaya benzer. Yemeğin tarifini okuyanın karnı doyar mı? Kuranı Kerim uçsuz bir derya sen ise deryalar içecek kadar susuz kalmış bir cansın, anlamadan okumak o engin deryayı seyretmek gibidir. Bu harika manzarayı seyirde güzel ama seyir ile susuzluk gider mi? Can suya kanar mı?
Bir mektup gelse sevdiğinden yabancı bir dilde, oku oku onu her gün anlamadan. Acaba sevgili ne dedi bilmeden. Bu mu acaba sevgilinin muradı. Onu anlamaya bu okuma ne kadar yaradı.
Hayatın içindeki bütün mana iksirini içinde toplayan, bu Hakk kelamını bırakın anlamadan okumayı anlayanların bile anladığı çok eksik. Anlamadan okuyan bu engin deryayı seyrediyor sadece, aklı ile anlayan üzerinde temas ederek geziyor. Kalbi ile anlayan ise en derin en harika yerlerine dalıyor. Her zerresinde Kuranı yaşıyor.
Bu meyanda Kuran deryasına gerçek dalanlar kalbi ile okuyanlardır. Hadisi şerifin en gerçek muhatapları onlardır. Dağa bakıp güzeldir deyip geçen var, dağa bakıp faydasını seçen var, bir de dağa bakıp aşka gelen, dağa bakıp kendinden geçen, dağa bakıp Mevlasını gören var. Acaba bu dağdan en çok nasip alan hangisidir? Okuyan okur sevabı çok, birde güzel sesi ile donatır şifası çok. Tercüme edipte anlarlar gıdası çok ama has kullar öyle bir dalarlar ki nuruna onların anladığını anlayan, onların gördüğünü gören yok.
Düşünsene biri var bir ayet ile cennete yol bulur, biri var bin ayet okusa yine yabanda durur. Halbuki ikisi de Kuranı okur. İkisi de yüce Mevladan direk kendilerine gelen o yüce hitabı.
Göz okur kulak dinler, Can okur gönül dinler.
Göz okur kulak dinler kalbe inmez okunan kulakta kalır. Can okur gönül dinler bir ayet ile bin hatimle alınamayan yolu alır. Netice Hakk’ın istediği kul Kelamını okuyup en derinini anlayandır. Çünkü ne kadar çok anlarsa o kadar Rabbini tanır. Ne kadar tanırsa o kadar tazim eder. Kul Rabbine olan hürmeti ile yücelir. Mevlaya olan yakınlık böyle elde edilir.
Her harfine en az on sevap diye buyurdu Efendimiz. Anlamadan okursan on sevap, tecvidi ile okursan yüz, güzel sesle okursan bin, manasını anlayarak okursan yüzbin, anladığını yapmak niyeti ile okursan yedi yüz bin, nefsini aradan çıkarıp aşk ile anlayarak okursan o zaman hisapsız sevaba erer insan. Aşk ile okuyanın derdi olmaz sevap ile. Kimin derdi olur ise sadece yar, İşte odur her yerde her zamanda her makamda en bahtiyar.
Aşk ile oku ki deryasına dalasın, aşk ile oku ki en büyük nasibi alasın.
İnsanı hayvandan ayıran özelliği; düşünen olmasıdır. Düşünmeden derin tefekkürler ile okumadığın zaman insanca okumuş olmazsın ki. Okuyup es geçersen bile olmaz. O temiz sahifeye Hakk tarafından yazıldı bu yazı, sende Hakk’a olan aşkın ile bu kelamı kalbine kazı. Dal bu derin ummana her an aydınlatsın seni, hiçbir zaman karanlıkta hissetme kendini. Oku! bil ki her ayetin yetmiş bin manası vardır. Birazını bildim diye bir şey sanma kendini. Bu yetmiş bin mananın şeytan bilir kırkbinini. Sen aşk ile oku kalbine yaz. Her dem biraz daha tanı rabbini. Niyetin bu olsun. Kendini büyük alim saymak için değil Hakka en büyük tazimi yapmak için oku. Rabbini tanımak, ona en yakın olmak için oku. Nefsin ve şeytanın istediği büyüklük hissi ile değil, Yaradan rabbinin ismi ile oku.
Okumasını öğreten var, mealini öğreten var, zahirini öğreten var bir de derinini öğreten var. O zaman en hayırlı kul olmak istiyorsa insan Kuranı kerimin en derinini bilene öğretene gidecek, ona can kulağını verecek. Versin de o en hayırlı insandan Kuranı dinlesin. İşte o zaman anlar Kuranın Hakk kelamı olduğunu, o kelamı en iyi anlayan anlatırken aslında konuşanın Hakk olup o kişinin orada sadece suretinin durduğunu. En hayırlı kul olmak isteyen Kuranı böyle anlatandan öğrenip sonra kendisi de böyle anlatıp öğretmeli. Hakkın en ince muradını bile gözler önüne sermeli. Her kalpte bir ikramı var Hazreti Rahmanın. O ikrama ulaşman için kapalı kalbinin anahtarını ara. Hakk her kapalı kalbe anahtar yaptı başka bir kalbi. Kelamının hakikatini anlayan o anahtar kalp ile kalbini açta sende anla. Hem anla hem anlat. Anahtar olda başka kalpleri de sen aç.
Fatiha…
Sakaryevi

“””Gönlünde de kapan(Tesettür)”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 8/3***
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Gönlünde de kapan(Tesettür)”””
İki tür açık insan var. Birisi hem gönlünde hem ömründe açık. Birisi ise sadece gönlünde.
Kimin kulu olduğu, kimden rahmet umduğunu çoğu zaman unutuyor insan. Elini açıpta duanı kime edersin, her sıkıntını çözmesi için kime gidersin. Öyle ki; bir çıkış yolu gözükmeyen anlarda, aklının sana hiçbir seçenek sunamadığı durumlarda, çaldığın kapı Hakk’ın değil mi? Yalvarıp gözünden yaş döktüğün, rahmeti ile seni hoş etsin diye külliyyen kendisine döndüğün Hazreti Yezdan değil mi? Evet. O zaman nasıl oluyor da en çıkılmaz yolların kapısını sana açan, en zararlı hastalıklarına şifa bulan, kimsenin sana ulaşamadığı anlarda sana tek ulaşanın, böyle yüce kuvvet ve iradeye sahip olanın her emrine boyun eğmiyorsun. Ne demek bu?
Rızkımı gönderirsin, şifa mı verirsin. Hiç kimse ummaz iken bana en harika iş kapılarını ihsan edersin. Ama bazı emirlerin bana uymuyor mu demek bu? Rızkını yerim ama kapan dersen olmaz ben istediğim gibi gezerim demek değil mi bu.
Deniz ortasında boğulurken senden başkasına el açmadım, her kapıdan kovulurken senden başka açık kapı bulmadım. Ama senin emirlerinde bir yere kadar mı der insan haşa.
Tesettür haya sıfatının mahsuludur. Haya ise imanın parçası. Tesettürü olmayanın hayasında, hayasında sorun olanın ise imanında sorun vardır. Basit ve gereksiz mi görüyorsun, farkında değilsin ama yavaş yavaş imanından oluyorsun.
-Herkes kapansa bende kapanırım.
Ne demek bu şimdi. Herkese göre mi senin ayarın. Herkes Allah’ı dinlerse bende dinlerim demek bu farkında mısın? Herkes açık diye bende açığım demek ne demek. Herkes cehenneme gidiyor ben bu durumda cennete giremem mi diyorsun. Ve bunu çok çok mantıklı mı görüyorsun. Vah yazık.
Sıkıntılı duruma düşer de insan. “Kim seni bu hale getirdi” diye sorarlar. O da cevaben “herkes” der. “Herkes bana karşı olmuş, herkes bana kötülük yapıyor. Herkes kuyumu kazıyor. Allahım sen bana yardım et.” diye yalvarır. Sonra ona: o yalvardığın ve karşılığında ondan ikramlar aldığın yüce zatın emrine neden uymayıp karşı duruyorsun denince, dün şikayet edip Hakkın kapsında kendilerinden yakındığı herkesi söyler. Dün büyük dertler getirdiler diye şikayet ettiği herkes.
yani “Herkes açık ben ne yapayım.” der.
Herkes katil ise katil mi olacan, herkeste haya bitti diye sende hayasız mı kalacan.
Herkes unutursa Hakk’ın yolunu senin göstermen lazım değil mi?
Düşünsene okyanusun ortasında batınca gemi, sen karayı gördün. Kara tarafına döndün. Diğerleri görmeyip okyanusun ortasında nereye gittiklerini bilmeyerek öylece yüzüyorlar. İlerde yüzdükleri taraftan köpek balıkları ve katil balinalar geliyor. Ama onlar görmüyor. Ne yapacaksın. Kara ya doğru yüzüp herkese kara yı mı gösterecen. Yoksa herkes o tarafa gidiyor diye karayı bırakıp okyanusa, köpek balıkları katil balinaların ortasına doğru mu yüzecen.
Yapma yakma kendini, kızdırma Rabbini. Sonra kapılar kapanır da yüzüne, lanet iner özüne. Hayasız insan aleme ziyan saçar, zalim olur. Zalimin hakkı ise zulmünden vazgeçmiyorsa ölümdür. Olma zalim, buyruğuna kulak ver yarin. Bütün kalbinle ona dön. Yok ki başka doğru bir yön. Aşk ile tutta Hakk’ın ipini, zorlanma yerine getirirken hiçbir emrini.
Ne dediğine bakma, kimin dediğine bak!
Yar mı dedi de. O en ağır dertler üzerime geldiğinde,teker teker herkes beni terk ettiğinde, tek sesimi duyan mı dedi. Ben bile kendimden vazgeçtiğimde elimden tutup beni ayağa kaldıran mı dedi. Herkes bir menfaat için peşime düşüpte menfeatleri bitince beni cinnete terkettiğinde has kulunu bana gönderip beni oradan aldıran mı dedi. Ohhh şükür Onun sözünü duydum. Yar yine benimle konuştu. Ne tereddütü onun emrine hiç düşünmeden uydum. Onun elinden içince aşkı yudum yudum, ne zor geldi artık bana emri, nede bir acı duydum. Yarin sesini duyunca özüm, emri zormuş kolaymış hiçbirini görmez oldu gözüm.
Evet gelelim gönlünde açık olanlara. Bunlar da Hakk’ın emrine imtisalin nurunu görememiş, açık olmanın şeytanın işi olduğunu bilememiş insanlar. Onun için, birisi görse onu diye ister, ya da “görse ne olur ki” der. Yani görünmekten utanmaz. Rabbinin emrini aşk ile taşımaz. Haram öyle bir zehirli aştır ki kokusu bile zehirler. Haramı işlemeyen kişi, işlemek isteğini içinde taşısa zehirlenir. İşleyene kızmasa bile zehirlenir. Bu zehir ilk etapta kanına sonra ilerler kalbine karışır. Günaha kızmaz isen önce zahirini bozar sonra içini. Bir bakarsın hiç anlamadığın bir vakitte şeytana kaptırmışsın kendini de Rabbinin emirlerini sorgular hale gelmişsin. Hiç sorgulamadan işlediğin haramları bırakırken, bin bir sorgu ve soru ile itiraz yoluna girer, kendini helak edersin.
Gel zehir karışmadan kalbine tedavi ol. İçinde şeytan namına hiçbir şey bırakma. Zehirden kaçman gerkirken kaçmadın. O zehri temizlemekten neden kaçasın ki, kaçma. Bu tedavi kutsal bu tedavi ulu. Merhametli padişah öylece hasta bırakmaz iyileşmek isyeten hiçbir kulu. Ne açık ol ne de açık olmayı normal gör! Yoksa hayanı kaybeder hayasız kalırsın, sonra en büyük cevherin ki imanını şeytana çaldırırsın. Tevbe et kendine gel. Haya ile donan da imanın en yüce noktasına er.
Fatiha…
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla