“””Yarım teslimiyet”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Yarım teslimiyet”””
Yarım hekim candan, yarım hoca dinden edermiş. Yarım teslimiyette dervişi maksada ermekten eder. Suç hep hekim de, suç hep hoca da dersin de sen hiç kendini sorguluyor musun. Acaba denileni, istenileni yerine getirdin mi? Getiriyor musun? Yoksa yerine getirdiğini mi sanıyorsun. Hekime gittin ilaç verdi. “Bunu her sabah aç karnına iç” dedi sende haftada bir tok karnına içtin. Sonra iyi olamayınca hekime “bu hekimde bir şey bildiği yok paramı aldı beni mahvetti bıraktı. Ona gitmeden önce daha iyi idim” dersen ne kadar isabetli olur. Aynı şekilde bir Allah ehlinin emrine imtisal eden kişi nasihati alıp söylendiği gibi değilde istediği gibi, istediği şekilde uygularsa ve neticesinde istediği sonuca eremezse bunun sorumlusu tamamen kendisidir.
Yolu bilmeyen bir insana o yolda usta olmuş kılavuz yolu tarif ediyor:
-Al bu şemsiyeyi gündüz kullanacaksın gece kapatacaksın. Yola çıkıpta çöl sıcağında gündüz şemsiyeyi kapatıp gece açınca ve sonrasında domates gibi kızarınca yüzün, dönüpte kılavuza kızmaya hakkın olabilir mi?
Mevlamız dışarı çıkınca kapan içerde rahat ol diyor kadına. Sen dışarda açılıp içerde kapanırsan olur mu? Her şey yerli yerinde yapılırsa kar getirir.
Allah ehli bu gün sana başını eğ saklan derse kafanı kaldırma sakın.
-Yahu neden? Biz yanlış mı yapıyoruz neden saklanıyoruz? deme.
Gizli yürünecek zaman var. Başını dikecek zaman. Efendimiz sekiz sene herkese gizlenemsini emretti. Gizledikleri ne idi. Apaçık hakikat. Hayattaki en doğru yol ve düşünceyi sekiz sene kimseye baş kaldırmadan gizli gizli evlerde toplanarak yaşayacaksınız. Halbuki Allahın dini ve resulü de yanımızda “neden saklanalım” demediler. Edeple vaktin gelmesini beklediler.
Vakit gelince taşlanmak pahasına da olsa o derin hakikati haykıra haykıra sokaklarda yürüdüler. İşte hikmetsiz bir iş yok. Hikmeti anlama yoluna girmek gerek. Evliyanın sözüne hakkıyla tabi olmayınca, başa gelen bela senin edepsizliğindendir. Sabır vakti sabır gerek. Emre uyarken başına gelen herşey güzel edep ve sabrınla seni yüceltir. Ama edepsizce tavır alırsan ne sabrın olur ne de maksada erecek gücün. Sonra bütün suçu başkasına atıpta üzerinden düştü sanırsın yükün. Ama dünyanın yükü altında ezilir gidersin.
-Yahu abdest al denildi de almadık mı?
Abdest al dendi namaz kıl diye. Sen abdesti aldın namazı kılmadın. Abdest namaz içindi. Namaza durmadan huzura girilebilir mi?
Yemeği yaptın ama yemedin, karnın doyar mı? Arabayı aldın ama buluşma noktasına varmadın. Yari görmeye imaknın var mı?
Ben o şeyhe vardıktan sonra fakir düştüm diyor. Şeyh sana zengin olmanın yolunu mu öğretir, yada elindeki serveti daha yükseltmeyi mi öğretir. Şeyh peygamber varisidir. O sana Allahı öğretir. Onun yüzüne baktığın ibadet, yüzüne bakarken aldığın nefes tesbihtir. Göklere bağlı kalbinden taptaze hikmeti sana sunmuşta parasız pulsuz, sen onun yanında, Hakk katında sinek kadar değeri olmayan dünyanın derdine düşmüşsün. Karıştırdın herhalde burası Allah yolu, dünya değil. Zengin iken fakir düşmek var sultan Ebu bekir Sıddık gibi, aileden mirastan kopmak var Musab bin Umeyr gibi. Açlıktan yaprakta yediler amma Hazreti Resüle olan bağlılıklarından zerre miktarı kaybetmediler. Hep artarak çoğaldı. Mahsule aşı yapmayın diye buyurdu peygamber, yapmadılar da bütün mahsulleri yandı. Ama hiçbiri Hazreti resüle olan edebini kaybetmediler. Ey resül sana canımız feda yanan mahsul ne ki.
Evet gül var ama dikeni çiçeğinden çok gözükür. Çünkü nefsin şu an kalbinden çok kuvvetli. Şeytan öyle gösterir. Kalbin kuvvetlendikçe çiçeğin dikenden çok olduğunu göreceksin. Ama sabırla yürürsen. Yarin huzuruna mutlaka ereceksin tabi tam teslimiyete bürünürsen.
-Gençliğim gitti, hayatım keyfim bitti, diyorsan sen zaten yari aramıyorsun. Arayana bile tam teslim olmayınca nasip olmayan aramayana hiç nasib olur mu?
Fatiha …
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla