“””Hızlı çıkış(Rabıta-i şerife)”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Hızlı çıkış(Rabıta-i şerife)”””
Evet dünyadayız, dünya ehlinin içindeyiz ama onların hal ve isteklerinden çok beriyiz. Bize zehiri bal diye yedirmeye çalışıyorlar, biz yemeyincede “ne kadar kabasınız” diyorlar. Cahil ve zayıf insan yeniliyor. Kendini Hakk’a ve Allah ehline senelerce teslim edemezken bu bal diye zehir sunanların verdiklerini kana kana içiyor hiç tereddüt etmeden. Bu, şeytanın bütün isteklerinin harfiyyen yerine getirildiği zamanda bizlere Allahu Tealanın büyük bir nimeti düştü. Aciz kul ne bilirdi ki bu yolu, bu tamamen Hakkın lutfu. Allah ehlinin elini tuttukta o bize en kötü zaman ve mekanlarda en güzelle olmayı öğretti. Zindan da bile olsan farketmez. Sen bu yolu kolla, bu yolu öğren. Sonrasında sana hiçbir ziyan yok. Bununla mutlu olur, bununla karşı konulmaz bir güç bulursun. Ama sakın ha gevşek davranma! o zaman unutur ve unutulursun.(meazallah) Bunu bilmeyen ve anlamayanlar, şeytanın öğrettiği süslü kelimelerle üzerine yürüyecekler. Onlara da fazla kızma, takılma, çünkü elmayı hiç görmemiş ve tatmamışın elmanın tadını bilmesi mümkün değildir.
-Subhanellah nedir bu yol hocam?
Bu yola cahiller “Allah ile araya aracı koymak” dediler. Biz ise bu günün tabiri ile “Hızlı çıkış” diyoruz. Gerçek ismi ise rabıta-i şerife’dir.
En sıkıntılı, buhranlı mekanlarda bir teveccüh ile en güzel hal ve yere erebilir insan. Her yerde sevgilisini direk görebilir. Sevgiliyi görmekten daha güzel ne olabilir. Sen düştü isen, bütün dünyaya batmışların ortasına, oradan bedeninle çıkma imkanı bulamıyorsan korkma, seni orda bırakacak değil şeyhimiz. Sen kalbinle ona yönel, o hızlı çıkış kapısıdır. O kapıdan geçen öteki alem ile, göklerden inen nur ile tanışır. Böyle birisini kim üzebilir, kim mutsuz edebilir. Onun için Mevlana Halid-i Bağdadi k.s. buyurdu:
Rabıta, ancak Allahın özel kullarına nasip olur ve bundan bedbaht olan kullar mahrum kalır.
Bunu duymak değil yaşamak gerek. Gönlüne hükmeden bir zat var mı senin? Yoksa bunu nereden bilecen? Var ise ve o zat Hakka ayna ise o zaman her sıkıntılı anında onun huzurunda olduğunu tefekkür et, bak nasıl herşey süt liman oluyor. “Ben yaptım olmadı” diyorsan, ya o zat gönlüne hükmetmiyor, ya da Hakk’a ayna değil. Yoksa, bu bin dört yüz elli senedir yapılıyor ve hiç şifa almayan, maksadına ermeyen ve aradığını bulamayan yok. Ama muhabbet damarları tıkanmış bir insanda bunun tecelli etmesi düşünülemez tabi ki. Ve edepsiz sevgi de şeytanın bir oyunu olduğu ve devamı olmadığı için bu ebede bakan, Allaha ait olan mananın o sevgide yaşanılması da mümkün değildir.
Evet dünya ehli içindeyiz ama dünya aşıklarının halleri ve oyunlarından çok çok beriyiz. Bu ulu yolun vesilesi ile bir bataklıkta olsak bile, böyle bir imtihan nasibimize düşse bile biz hep gül bahçesinin kokusunu alırız. Zindanın içinde cennet bahçesi rüzgarı eser, boynumuzu bir kılıç keserse, Şah-ı Merdan gibi sırrımızdan canımız çıkmayabilir bile belki, vaktimizi bekleriz. Hakkın tayin ettiği vakitte ona gitmek için şehadet şerbetini içme sırasına gireriz. Gönül, Allah ehline rabıta yaparak Hakk’a bağlı olunca bedenin durduğu yerin pek bir hükmü yoktur. Buna erebileni de yolundan döndürecek yok. Sultan Yunus Emre Hazretlerinin buyurduğu gibi:
Dost yüzün görünce şirk yağmalandı,
Onun için kapıda kaldı şeriat.
İşi anlamayanlar buna şirk dediler. Fakat o hızlı çıkıştan geçmeden, Hakkın nurunda kendini kaybetmeden ne gerçek ihlasa nede gerçek tevhide ermek mümkün değildir.
Fatiha…

Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla