“””Sırılsıklam”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Sırılsıklam”””
Gönül öyle bir söyler ki söyleyeceğini, can bir kelimesini bile kaçırmayı en büyük ziyan sayar. Ama öyle bir deli akıyor ki sorma, bu aciz kalem hiçbir kelimeyi kaçırmadan nasıl yazar. Ahh benim yarin elinden kaçamayan, tomurcuk olupta bir türlü açamayan gönlüm. Yağmurlar insin de üzerine içindeki güzelliğin ortaya çıksın. Tomurcuk olan gülün çiçek açsın. Aç içini de söyle! Söyle ki sen arştan ulusun. Arşın sahibinin en aciz kulusun. Söyle de en aciz kulun dilinden hakikati bütün alem duysun. Duysun da o en ulu kul olan Hazreti Habibin sünnetine uysun.
Su ve ateş birbirinin tam zıttı olması ile birlikte nasıl olur da insanda toplanır. Heybetten doğan korku ve sevgi; nasıl olur da birbirinin ayrılmazı olur. Bir insan nasıl Allah ehlinin heybetinden hem korkup hemde onu anlamadan bir anda aşk derecesinde sever. Bu ilahi bir mucizedir. Her ilahi olan şeyde ne mucizeler saklı. İnsanın bedeninin çoğu sudan ibaret, insanda bulunan nefis ise ateştir. Bu iki zıt birbirinin içine yerleştirilip sana verilmiş, peki nedir acep senden istenen. Ateşi söndür mü derler. Yoksa körükle mi? Ateş sönerse beden donar. Donan beden Hakk’ı nasıl anar. Ateş lazım ki bedeni ayakta, sıcak tutsun.
Ateşi söndürmek değil kontrol altına almaktır senden istenen.
Gemiyi götüren ateş gibi düşün içinde yanan ateşi. Geminin içinde ateşi yakmaz isen okyanusun ortasında öylece kalırsın . Kontrolsüz yakar isen gemiyle birlikte büsbütün yanarsın. Ayarını bilirde ayarında yakarsan ne güzel manzaralara yol alır, kimsenin görmediği güzelliklerin lezzetine varırsın.
Küfür ateştir. Kafir küfrün ateşi içinde yanar, oda ateş olur. Peki Hakk’ın muradı nedir? Git kafirin ateşini söndür mü der, yoksa o ateşi bana döndür mü? Eğer kafirin ateşini söndürmek ise asıl işimiz o vakit Şah-ı rusul Hayber’e gönderirken Allah’ın arslanı Hazreti Ali’ye:
“Onları islama davet et, senin vesilen ile bir kişi hidayet bulsa bu dünya ve dünyada olan herşeyden daha hayırlıdır sana” dermiydi.
O ateş bize lazım. Mesela şehvet bir ateştir. Deli bir ateş. Öylece kontrolsüz bırakırsan rezil rüsvay eder seni. Ne mertlik bırakır ne şeref. Kimisini deyyüs yaptı kimisinin namusunu çaldı. Kontrolsüz olunca böyle zarar veriyor diye söndürelim mi bu ateşi dersin. Şehvetsiz olur mu? Şehvet ateşini kontrol altına alıp yerinde tam olarak kullanmaz isen o nur topu denilen Hakkın ikramı harika evladını kucağına nasıl alırsın. Büyük lezzetlerin şükrüne nasıl varırsın. Sende bulunan herşey Hakk’ın ikramı. Bir yanda ikram bir yanda imtihanı . O nefs denen ateş büyük bir ikram ama kontrol altına alırsan.
Nasıl kontrol altına alırım dersen; deli gibi yanıyorsa ateş, korkutuyorsa onun üzerine su serperler. Yağmur yağsın diye dua ederler. Bu ateş te Hakk’tan yağmurda. Yağmurun altına ateşi söndürmek için değil kontrol altına almak için girersin. O yağmuru istiyorum nerede bulurum dersen Hakk’ın yağmur bulutları var. Altına girene mutluluk ve hayat saçar. O bulutlardan manevi yağmur diye bilinen nur yağar. Onların altına girmen gerek. O bulutun altına gel de o yağmur ile ıslan! Bu nur yağmuru ile ıslananı ateş yakmaz. Ateşin ona bir zararı olmaz. Nasıl ki Kevser havuzundan içeni cehennem ateşi yakmayacak, dünyada Hakk’ın nur yağmuru ile ıslananı nefsin ateşi yakmaz. Ziyan vermez. Dünyada nefsin ateşini kontrol altına alan cehennem ateşini de kontrol altına almış demektir.
Hakkın bulutu; kalbi arştan ulu olan aşık kuludur, yağmur ise o kalpten akan nur. O yağmur ile ıslandın mı tamamsın demektir. Sırılsıklam ıslan! Sırılsıklam ıslan da her yerin nur olsun. Nur deryasına dalan ateşten neden korksun. Sırılsıklam ıslan ki ateşin zarar namına hiçbir hükmü kalmasın sende. Sırılsıklam ıslanmazsan ıslandım deme. Cehennemin azıda büyük ziyandır çünkü.
Bu buluttan korkma. Bu yağmur nisan yağmuru. Hayat verir ziyan değil.
Hakk’ın yağmuru ile ıslananı hiçbir ateş yakmaz. Ne nefis ne cehennem. Kaçarsan o yağmurdan ateşte yanarsın. Netice bu kaçışınla kendine zararsın. Var sen ruhunu geçici heveslere daldır. Keyfine uy, durumuna bakma kendini kandır. Neye benzer senin bu halin bilir misin. Kuyruğu alev almış geminin güvertesine çıkmışsın arkana bakmadan etrafı seyrediyor “ne güzel manzara ne harika hava” diyorsun. Dünyanın rüzgarı önden esip dumanı sana da getirmiyor ki göresin geminin yandığını. Karşı taraftan gelen gemideki insanlar sana gemi yanıyor diyorlar ya kulağın onların sözüne de gitmiyor. Sen hep önüne bakıp “ne güzel ne güzel” diyorsun. Ama farkında değilsin içten içe yanıyorsun. Bu inatla kulaklarını tıkamanın ziyanı kime dersin.
Gel gel!! bu ilahi yağmur ile ıslan da nefsin ateşiyle yanma! Sırılsıklam olup Hakk’ın nuruna dal da sonra küçük(nefis) büyük(cehennem) hiçbir ateşten korkma!
Fatiha…
Sakaryevi

“””Dertsiz olur mu hiç “””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Dertsiz olur mu hiç “””
-Dünya peşinden koşarken de çileli hayatım vardı. Allah yoluna girdim yine dertliyim. diyor.
Dertsiz olacak diye kim söyledi sana, dertsiz olur mu hiç? Dert olacak ama yüce bir dert olacak. Gönül aşka düşer de onu çiğ iken olgun hale getiren güneş, ham iken pişiren ateş yar için çektiği derttir dert. Dert olacak ama o derdi çektikçe kul olacaksın, o derde sabrederek Hakk’ı bulacaksın. Çünkü her hedefin yolunda engel var, o engeli güzelce aşarsan Hakk, maksadı yar olana yolları dürüp yakınlaştırır. Düşün; dünyanın en zengin insanı, dünyanın en güzel yerine tatile, keyfe gidiyor. Yolun zahmetini çekecek. Yolculukta ne kadar güzellikler sunsalar da, gideceği yerin rahatını yolda bulur mu? Bulsa o tatile niye gitsin. Netice herkes maksadına ermekte bir külfet çekiyor. Fakat derdi dünya olanın çektiği külfet, derdi gibi kendine zarar, derdi yar olanın ise o yolda çektiği her şey güzel sabrı ile elinde kar olur. Şu değersiz dünyanın bir makamını elde etmek için ömrünün çoğunu harcayıp sonunda otuz sene keyfetmek uğruna bir sürü zahmet çekilir de dile getirilmeden Hakk için çekilende şikayet olur mu? Nasıl bir sevda bu? Dünya ehlinin sevdasından ders almak gerek o vakit. Dünya ehli Hakk aşıklarına ders verebilir mi?
HU MEVLAMM HUUUU
Sen bizi affet. Çiçeğinin güzelliğine mest olan gönlümüz, dikenine takılan gözümüze hükmedemez olmuş. Gönül gözü şaşılaşınca insan baştaki göze kalır. Önündeki duvarın arkasını göremeyen göz yedi kat göğün üstüne nasıl varır. Dert ve keder denizlerini aşmadan, yarin aşkıyla kör kütük yanmadan gönül vuslata hayran olur mu? İştiyakı tam olmayan gönle yarin yüzü ayan olur mu?
Düşün Şahır-rusul miraca ilk gün mü çıktı. Dağlarda mecnun misali yanıp, hasretinin yangını ile mağaralarda secdeye varıp gönlündeki güzeli arayan o ulu peygambere yar, önce mektup gönderdi, bir ayağı yerde bir ayağı göğün üstünde olan Cebrail ile. Gün be gün dert üzerine dert geldi. Hepsine o en güzel olan için göğüs gerdi. Sahir(sihirbaz) dediler, şair dediler. O’na inandığı için insanlar canından oldu da müdahale etmeye izin yoktu. Gözünün önünde O’nun ermini yerine getirenler işkence ile öldüler. Bu ağır imtihanların sonuncusu olarak amcası ve mübarek dert ortağı zevcesini de kaybedip hüzün yılında, derin hüznü, yanık gönlüyle, sahip olduğu bütün varlığıyla Hakk’a dönüp yalvardı. Hiçbir peygamberin kaldıramayacağı o en azim yangın ile yandı da ondan sonra yardan huzuruna davet aldı. Yar habibini hiçbir peygambere ikram etmediği miracına, vuslatına çağırdı. Yarin ilk mektubunu gönderdiği günden yani ilk inen ayetten tam on iki yıl sonra.
Bize neden hep aşktan bahsediyorsun diyorlar. Biz yarin kelamında da Habibinin beyanında da başka bir şey görmüyoruz ki diyelim.
On iki yıl yar yolunda çekilen en ağır dert ve keder. Ve hiçbir zaman yardan vazgeçmeyi aklına bile getirmeyen o en yüce peygamber. Onun yüce aşkından bir damla bize düşse zamanın en büyük aşığı oluruz inan. En ağır dertler ile gönlü yandı da, en güzel niyazını yarine yaktı. Varlık aleminde hiçbir kalpten dökülmemiş olan bu yanık niyaza ulular ulusu:
Bu yanık niyazın sahibi gelsin, gelsin benim sevgilim olsun. Cennete kalamaz bu vuslat. Bu aşkın vuslatı için cennet çok ırak, Cebrail! bundan sonra aramıza girme sakın, Sidre’den sonra onu yanlız bırak.
HU MEVLAM HUUUU
Evet dert çekersin sana ikram getirir, maksadın Mevla ise. Dert çekersin sadece seni bitirir eğer peşinden koştuğun dünya ise. Bir güzel evladım olsun diyen, dokuz ay on gün onu karnında taşır. Bir güzel yarin peşine düşen aşkını ömrünce kalbinde. Eğer gerçek ise sevdan gönül hayran olur yarin her işine. Seni Yusuf gibi zindana atsa da, Yahya gibi başını alsa da.
Fatiha…
Sakaryevi

“””Kayıp”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Kayıp”””
Yâr yâr diyenler, aşktan bi-haberler.
Senki Yâri görürsün, gelir sana kör derler.
Ne zamana geldik dersin böyle. Herkesin gözü kör olmuş. Birde bunun üstüne gözü görenle dalga geçer. Yıldızın ışığı ile yol bulmaya çalışan elinde güneşi olana çalım satar. Her an yarin sesini duyana kulakları sağır olan şeytanın mahkumu “en iyi müslüman benim” diye hava atar.
Nasıl müslümanlık bu, islamda böbürlenmek var mı? Müslüman da kibir olur mu? Olur dersen o zaman neden en büyük ibadet sevmek. O sevgiyi sunmak için Hakkın önünde secdeye gitmek.
Masal misali dinleyipte uluları, birbirimize hava atarsak kazanan hep şeytan olur. Şeytanı galip kılan bir mecliste Hakkın rızası mı olur.
Önce kalbine bir bak bakalım. Sor kalbine “neyi istiyorsun, neyi?”
“Allahı seven bir kulu istiyorum. Ona ereyim ki bana Allah’a aşkı anlatsın, öğretsin.
Aşılması zor yolları aşayım, deniz deryaları geçeyim, gerekirse kendimi de unutayımda ol mubarek zata ereyim” diyorsa kalbin, o zaman düş yollara git. Ardına bile bakma!
O yolda çekilen çile, ruhunu yetiştirmek için gönderilen bir nimettir. Çile nimet olur mu? Çektiğin çile ile ruhun tedavi oluyorsa bu nimet değil mi? Hekimin verdiği acı ilaç seni iyi edecekse, ağrılarını dindirecekse o ilaç nimet değil midir?
Asıl mesele yine başta edilen niyette. Bütün insanların sorunu burada. Eski insanlar bir işe başlamakta acele etmeyip, sağlam bir niyet için bekler ve teenni ile hareket ederdi. Şimdi ise niyetini sağlam yapmadan hemen yola koyuluyor. Sonra bir lutuf ikram olunuyor da istediği birden önüne çıkıyor. Peki yapması gereken nedir?
Senin aradığın, istediğin, beklediğin işte önünde. Ne diyorsun?
-Gururum el vermiyor, bu durum bana uymuyor, dervişlik beni çekmiyor, dünyalık olmadan olmuyor. Buldum evet ama herşeyimi bırakmam gerekiyor, ben bunu yapamam. Milletin rencide eden sözleri ve bakışları altında kalamam. Evet bu yolu istiyorum ama hiçbir şeyimi kaybetmeyi göze alamam.
Ne demiş o güzel aşık:
Yar’i bulan neyi kaybetmiştir
Yari kaybedenin buluduğu nedir?
Sen ne diyorsun, neyden yakınıyorsun. Biz yari görünce unuttuk sivasını, kendimizi bile. Senin yâr yolunda kaybettim diye ağladığın şeylere bak! Biz yari görünce nuru ile kör oldu da gözlerimiz başka şey görmez oldu. O güzel yar var iken başka şey hiç getirilir mi dile.
İnsan görmediği şeyin derdine mi düşer. Yanan kalp görünce yarini, sahibi kendini unutur. Kendini unatan insan da gurur mu olur. Kendini unutan insan da sahip olduğu şeylerin derdi tasası mı olur. Var git sen işine! bizim ummanımız derin. Senin bedenini hasta eder, burda esen rüzgar çok sert ve serin. “Sizi nasıl hasta etmiyor” dersen, bizi ısıtan ateş içimizde, güneşin sıcağına ihtiyacımız yok. İçimizdeki yangın alemleri yakar. Yari görünce bitmiş aşık, derdi mi olur onun, ona kim nasıl bakar. “Ama neden çilesini ben çekiyorum” diyor. Çile gelir gücün yetmez, kalbinde beslediğin sahte bir duygu çünkü. Onunla yola çıkan menzile eremez, yolda kalır. Yolda kalınca da, yola davet edene saldırır. Seni yola davet ettiler ama “niyetini sağlam tut” dediler sen orayı duymadın. “Aşıkların Sultanına bakta gerçek aşkı gör” dediler sen hiç bakmadın. Aşıkların sultanı ne çileler çekti yar için. Hemde bir duası ile herşeyi değiştirme imkanı vardı da elini kaldırıp kendi için tek kelime etmedi. Aç mı kalayım senin için, karnıma iki taş mı bağlayım, küçük yaşta üç oğlumu toprağa mı koyayım, uhud’ta dişimi de kırayım yeter ki hep seninle olayım dedi Efendimiz s.a.v.
Ayağına diken batınca, bir kötü söze muhatap olunca sendeliyorsan var git! ne yolu kirlet ne kulu. Kalbini kontrol et. Sağlam niyet et öyle çık yola. Yoksa hep yolda kalır, kayıpların için ağlar durursun. Git kaybettiklerini yoldan topla. Bize deli derler sen bize bakma. Biz yar yoluna düştük gerisini bıraktık. Göz kapayıp açıncaya kadar yare doğru bin senelik yol aldık. Çünkü senin bir türlü bırakamadığın gurur ve kibri biz ilk günden çöpe attık. Gurur kibir olur mu aşıkta. Gururla kibirle Hakk bulunur mu? Bulunmaz. Bunlarla Hakk’a varılmaz. Bunu nerden çıkartıyorsun derler. Gururla kibirle olsaydı Hakk’a en yakın olunan yer secde mi olurdu. Hakk “kulumun bana en yakın olduğu yer secde” diye neden buyurdu. Boşver biz körüz bu kadardır gördüğümüz. Gönlüne değdi ise mübarek olsun değilse sen kör değilsin ya sür gözlerinin sefasını gitsin, fazla söze hacet yok arif olan anlar bu kadar yetsin.
Fatiha…
Sakaryevi

“””Hakim misin, mahkum mu”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 7/9***
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Hakim misin, mahkum mu”””
Şu baharda açan yeşil yaprakları görüpte Rabbini hatırlamamak ne büyük körlüktür. Ne acayip iş değil mi; biri neye baksa Rabbini hatırlar biri neye baksa hatırlamaz. Neden ki? Aslında aynı şey. İkisininde baktığı baharda yeşilin harika tonları ile önümüze serilmiş olan şu mükemmel manzara. Kimi görür şükre koşar, kimi ise günaha.
Alemde görünen her şey aslında senin kalbine aynadır. Kalbinde kim var ise her şey sana onu yansıtır. Kalp ise Hakk’ın aynasıdır. Hikmet sorarlar, yâri ararlar, bundan derin hikmet bundan açık suret var mı? Aman Ya rabb öyle bir yangın saldın ki her yeri sardı. Her yer yandı Elhamdulillah.
Söyleyende kalan sözdeki cevheri göremez. O zaman bu derin sulara nasıl girsin, giremez. Söyletene bak! bak da seninde kalbini yaksın. Bizim dağ ve tepelerimizde dolaşan bu ilahi şelalenin suyu gelip senin gönlüne de aksın.
İnsana hükmeden nedir? Azaları mıdır? Yoksa insan mı azalarına hükmeder. Bir yere giderken götüren ayak mı, yoksa sen misin? Sen isen, neden hür iradenle hiç istemediğin yere gidersin. İçinden gelen ses “yahu benim burada ne işim var? Ben istemiyorum burayı ” derken nasıl kendini orada bulursun. Yada; ne güzel, ne harika işleri yapmak isterken neden yapamazsın. Elin ayağın seni zorla mı götürüyor, azalarına sözün mü geçmiyor. Nedir bu hal. Bedenine hükmedemiyor musun?
Bir ulu söz ile bir derin ummana kapı açtı İki cihan sultanı:
Bedende bir et parçası vardır. O düzgün ise bütün azalar düzgün olur. O bozuk ise bütün azalar bozulur. Dikkat edin o kalptir.
El, ayak harama gidiyorsa kalp iş görmüyor demektir. Kalbin fesadı gücünü kaybedip işlevsiz hale gelmesi demektir. Azaları mutlaka yöneten bir güç olmalı. Kalp gücü kaybedince nefis devralır hemen yönetimi. Mahkumun olup seni dinlemesi gereken nefsin ve azaların kalbinin zayıflığından dolayı sana hükmetmeye başlar. Hakim olmak varken yaptığın yanlıştan dolayı mahkum olursun. Sultan olmak varken kendini prangalara vurulmuş bir köle olarak bulursun.
-Kalp bu hale nasıl geliyor?
Her şeyin bir nizamı bir kararı var. Ay çiçeği denilen bir bitki vardır. Üzerinden çekirdek özünden yağ çıkar. Onu güneşi göreceği yere dikerler. O çiçeğin yüzü hep güneşe bakar. Güneş doğarken doğuya, batarken de batıya döner yüzünü. O hep güneşi takip eder. Güneşin ışığını tam alırsa o hoş yemişini verir. Sen bu çiçeği alıp güneş görmeyen yere dikersen kuruyup söner. Ne yemiş verir ne de yağ. Kalpte aynı bu çiçek gibidir. Bu çiçeğin yüzü nasıl hep güneşe dönük olması lazım ise kalbin yüzü de hep Hakk’a dönük olmalı. Hakk’tan nur almalı. O zaman yeşerir kuvvet bulur ve çiçeğin yemiş vermesi misali kalpte etrafına nur saçıp fayda verir. Ama dünyaya dönerse yüzünü güneşi görmeyen çiçeğin kuruduğu gibi kalpte kuvvetini kaybedip çürüyüverir.
Efendimizin “kalbin fesada uğraması” diye buyurduğu kalp bozukluğu değildir. Kalp ilahi bir latifedir onda bozukluk ve bozgunluk olmaz. Kalbin fesadı iş görmez hale gelmesidir. Kuvvetini kaybetmesidir. Kalp dünyaya dönerse o zaman zayıflar ve ölür. O vakit nasıl iş görür. Görmez. Bunun için buyurdu Hazreti Peygamber:
Üç gün hikmetten uzak kalan kalp ölür. diye.
Hikmetten uzak kalan Hakk’tan uzak kalır. Hakk’tan uzak kalan kalp ise gücünü kaybeder ölür. Kalp dediğin ilahi bir sır, manevi bir nokta. O gücünü Hakk’tan alır. Onun ile bağlanırsan Hakk’a alemlere hükmedersin. Ama Hakk’a bağlı olmaz ise elektiriği kesik lambaya benzersin sönersin. Sonra ne olur nefsin eline düşersin. Birden kendini hiç istemediğin işlerde ve yerlerde bulursun. Hükümran olup hükmetmek varken nefsin kölesi ve mahkumu olursun. Çeker seni götürür. El harama gider, göz harama. Arada bir ölü kalbinin cılız sesi gelir: Ben böyle olmak istemiyorum, bu kötülük ile emreden nefsin kölesi olmak istemiyorum, bu hep haksız karar veren hakimin mahkumu olmak istemiyorum. Fakat kurtulamazsın.
-Yok mu bunun bir çaresi?
Olmaz mı var tabi. Nefsin mahkumiyyetinden kurtulmak isteyen Kalbi ile Hakk’a dönecek. Her nerde olursa olsun, heybesi ne kadar büyük günahlarla dolarsa dolsun yeterki kalbi ile Hakk’a dönsün. O ölmüşcesine halsiz ve hareketsiz duran kalbinde ne heybetli bir ayağa kalkış olacak görsün. Bir anda bütün hükmü nefsin elinden alıp, kalbi ile o en yüce makam olan secdeye varıp yalvarsın:
Ya rab ben yanlız senin kulun, yanlız senin kölenim, gönlümü doldur nurun ile nefsime hükmedeyim, şeytanın hakkından geleyim. İzzet senin kulluğunda, kabul et beni de en büyük devlete ereyim. Senin aşkından başkasının mahkumu, Cemalini seyrin mahrumu eyleme beni, lutfunu gönder ölmeye yüz tutmuş kalbim bir nefes alsın, sonra hayat bulup o nefes ile senin adı aşk olan o en büyük ummanına dalsın. aminn….
Fatiha…
Sakaryevi

“””Yarım teslimiyet”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya
“””Yarım teslimiyet”””
Yarım hekim candan, yarım hoca dinden edermiş. Yarım teslimiyette dervişi maksada ermekten eder. Suç hep hekim de, suç hep hoca da dersin de sen hiç kendini sorguluyor musun. Acaba denileni, istenileni yerine getirdin mi? Getiriyor musun? Yoksa yerine getirdiğini mi sanıyorsun. Hekime gittin ilaç verdi. “Bunu her sabah aç karnına iç” dedi sende haftada bir tok karnına içtin. Sonra iyi olamayınca hekime “bu hekimde bir şey bildiği yok paramı aldı beni mahvetti bıraktı. Ona gitmeden önce daha iyi idim” dersen ne kadar isabetli olur. Aynı şekilde bir Allah ehlinin emrine imtisal eden kişi nasihati alıp söylendiği gibi değilde istediği gibi, istediği şekilde uygularsa ve neticesinde istediği sonuca eremezse bunun sorumlusu tamamen kendisidir.
Yolu bilmeyen bir insana o yolda usta olmuş kılavuz yolu tarif ediyor:
-Al bu şemsiyeyi gündüz kullanacaksın gece kapatacaksın. Yola çıkıpta çöl sıcağında gündüz şemsiyeyi kapatıp gece açınca ve sonrasında domates gibi kızarınca yüzün, dönüpte kılavuza kızmaya hakkın olabilir mi?
Mevlamız dışarı çıkınca kapan içerde rahat ol diyor kadına. Sen dışarda açılıp içerde kapanırsan olur mu? Her şey yerli yerinde yapılırsa kar getirir.
Allah ehli bu gün sana başını eğ saklan derse kafanı kaldırma sakın.
-Yahu neden? Biz yanlış mı yapıyoruz neden saklanıyoruz? deme.
Gizli yürünecek zaman var. Başını dikecek zaman. Efendimiz sekiz sene herkese gizlenemsini emretti. Gizledikleri ne idi. Apaçık hakikat. Hayattaki en doğru yol ve düşünceyi sekiz sene kimseye baş kaldırmadan gizli gizli evlerde toplanarak yaşayacaksınız. Halbuki Allahın dini ve resulü de yanımızda “neden saklanalım” demediler. Edeple vaktin gelmesini beklediler.
Vakit gelince taşlanmak pahasına da olsa o derin hakikati haykıra haykıra sokaklarda yürüdüler. İşte hikmetsiz bir iş yok. Hikmeti anlama yoluna girmek gerek. Evliyanın sözüne hakkıyla tabi olmayınca, başa gelen bela senin edepsizliğindendir. Sabır vakti sabır gerek. Emre uyarken başına gelen herşey güzel edep ve sabrınla seni yüceltir. Ama edepsizce tavır alırsan ne sabrın olur ne de maksada erecek gücün. Sonra bütün suçu başkasına atıpta üzerinden düştü sanırsın yükün. Ama dünyanın yükü altında ezilir gidersin.
-Yahu abdest al denildi de almadık mı?
Abdest al dendi namaz kıl diye. Sen abdesti aldın namazı kılmadın. Abdest namaz içindi. Namaza durmadan huzura girilebilir mi?
Yemeği yaptın ama yemedin, karnın doyar mı? Arabayı aldın ama buluşma noktasına varmadın. Yari görmeye imaknın var mı?
Ben o şeyhe vardıktan sonra fakir düştüm diyor. Şeyh sana zengin olmanın yolunu mu öğretir, yada elindeki serveti daha yükseltmeyi mi öğretir. Şeyh peygamber varisidir. O sana Allahı öğretir. Onun yüzüne baktığın ibadet, yüzüne bakarken aldığın nefes tesbihtir. Göklere bağlı kalbinden taptaze hikmeti sana sunmuşta parasız pulsuz, sen onun yanında, Hakk katında sinek kadar değeri olmayan dünyanın derdine düşmüşsün. Karıştırdın herhalde burası Allah yolu, dünya değil. Zengin iken fakir düşmek var sultan Ebu bekir Sıddık gibi, aileden mirastan kopmak var Musab bin Umeyr gibi. Açlıktan yaprakta yediler amma Hazreti Resüle olan bağlılıklarından zerre miktarı kaybetmediler. Hep artarak çoğaldı. Mahsule aşı yapmayın diye buyurdu peygamber, yapmadılar da bütün mahsulleri yandı. Ama hiçbiri Hazreti resüle olan edebini kaybetmediler. Ey resül sana canımız feda yanan mahsul ne ki.
Evet gül var ama dikeni çiçeğinden çok gözükür. Çünkü nefsin şu an kalbinden çok kuvvetli. Şeytan öyle gösterir. Kalbin kuvvetlendikçe çiçeğin dikenden çok olduğunu göreceksin. Ama sabırla yürürsen. Yarin huzuruna mutlaka ereceksin tabi tam teslimiyete bürünürsen.
-Gençliğim gitti, hayatım keyfim bitti, diyorsan sen zaten yari aramıyorsun. Arayana bile tam teslim olmayınca nasip olmayan aramayana hiç nasib olur mu?
Fatiha …
Sakaryevi