“””Şikayetin Karanlığı”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Şikayetin Karanlığı”””

Karanlığa girince birden ürperir insan, neden ki karanlığı sevmiyor. Halbuki anne karnında da karanlıkta değil miydi. Dokuz ay ana rahminin karanlığında beklemedi mi? Demek ki daha evveliyatı var. İnsanın varlığı anne karnından başlamıyor. Karanlığa düşmeden önce insan nura alışmış, nur istiyor. Demek ki bizim varlığımız çok daha evvelden başlamış. Başladığı yerde nur altında kalmış da nura alışmış. Onun için karanlığı sevmez olmuş. Peki şimdi neden insan nefsin ve şeytanın istediği karanlıklara doğru koşar gider. Madem sen nura aşinasın o vakit karanlıkta ne işin var. Nur’un göz kamaştırdığından şikayet eden, karanlığa hiç düşünmeden balıklama dalar olmuş.
Ara verdik ya hani biraz, gönül azgın bir şelale gibi döküyor hikmetleri. Kalem toplayıp yazmaktan aciz kalıyor.
Ne acayip değil mi? Herkes şelalenin güzelliğine takılıp kalır. Ama onu besleyen pınarı görmez. Evet şelale çok güzel ama pınardan su gelmezse ortada şelale mi kalır.
Subhanallah Sultan Allah. Alem değişik bir han, değişik bir mekan. Her hali her gruba bir imtihan. Nerede olduğuna, nerede durduğuna dalmış insan. Bırak nerede olduğunu, nerede durduğunu. Nasılsın bir onu düşün! Kiminlesin, kime gidersin? Aldanma Gönül Aldanma! Haktan gayrisiyle aldanma! Zayıf insan işidir; düştüğü hale bakıpta yakınmak. Dün atla giderdi bugün yaya “niye yürürüm” der ağlar durur. Boşver, atla giderken Hakk’ı düşündünde yürüyerek giderken düşünemedin mi? Dün lüx evde oturuyordu bugün yoksul evine girmiş, üzülür ağlar. Dün zengin idi bu gün fakir olmuş diye yanar. Zenginken seni duyan Mevla, fakir düşünce seni bırakır mı sandın ki, üzülür durursun. Kendini yerden yere vurursun. Yok, Mevla değil ise derdin o zaman hep ağla, zenginkende fakirkende. Aşka düşen hayvan bile varken sen insan olduğun halde Mevlayı unuttuğun için kendine ağla. Ağla da belki körelmiş gözlerin açılır.
Her şey imtihan, her şey insanın kalbini yetiştirici bir derstir. Doğru yerden bakabilmektir asıl yücelik. Bunun için gönlünü Hakk’a döndürmen gerek. Bak Hakk’ın özel kullarına bak! bakta o müthiş insanların kalpleri ne kadar yüce gör, anla!
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bir mübarek atı vardı. En iyi at tabi ki Efendimzinki idi. Herkes bilirdi; Efendimizin mübarek atı en güzel ve en hızlı giderdi. Atları yarıştırırlardı ve hep Efendimizin atı galip gelirdi. Bir gün yarışa koydularda herkes Resulullah’ın atının kazanması beklerken bir at Efendimizin atını geçiverdi. Herkes keşke geçmeseydi deyip üzülürken Allahın Resülü bu olaydaki ilahi dersi insanların kalplerine aktardı: İşte bu Allahın adetidir. En önde olanı mutlaka bir gün ikinci sıraya koyar Allah. Üzülmeye gerek yok. Bu gönle kibrin girmemesi içindir. Her güzellik her yücelik Allah’tan gelir. Seni hep birinci kıldıysa bir gün ikinci de edebilir. Üzülme. Allah’tan uzak kalırsan üzül. İlahi takdirdeki dersi anlamaya yönelmek lazım. O zaman hayatta başımıza gelen işlerden yakınıpta şikayet etmek değil istenen. İnsanın herşeyden bir ders çıkartmasıdır beklenen. Senin varlığın anne karnında başlamadı. Ruhunun varlığı çok eski. Sen nura aşinasın. Başına gelenlerde, karşılaştığın herşeyde, hikmetini anlayıp şükür kapısına gitmetir vazifen. Hep şükreden ol! şükrün nuru altında ıslan, ıslan ki ruhun aşina olduğu ışıkla ferah bulsun. Sakın şeytana ve nefsine uyma! uyarsan onlar seni hep şikayetin karanlığına götürür. Orada ruhun ürperir, iş görmez olur. Kalbin çalışıyor sanırsın. Evet kanı pompalayan kalbin çalışır fakat doğrunun nurunu görme kabiliyetine sahip olan kalbin durur. Kaç! şikayetin karanlığından kaç! karanlıkla işin yok. Eğer karanlığı sevseydin dokuz ay seni karnında taşıyan mübarek annene “buradan çıkacağım” diye sancılar çektirmezdin. Allah’a gel! Allah’ın nuruna gel! Gelde her başına gelenin altındaki hikmeti gör, gör de berekete er.
Fatiha…
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla