“””Alemlere rahmet olan”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Alemlere rahmet olan”””

Yezdan-ı kerim ve Rahman-ı Rahim olan Allah, ezelde kendi sözü ile bir mübarek müjdeyi ikram buyurdu. Her mükemmel sıfatın sahibi olan padişah Cebbar ismi ve Rahman ismi arasındaki tecellilerden birini daha öne koymayı murad etti. Hangisini koyarsa koysun, onun dediği en güzel olanı olacaktı. Kulları, onun işinde hep hikmetleri arayacak ve onun hükmünün en güzel olduğuna inanacaktı. Ama o merhamet sultanı hakikat ummanında iki sıfatı arasında tecellisi daha güzel, daha şanına yakışır olanı seçti ve izzetle buyurdu:
RAHMETİM GAZABIMI GEÇMİŞTİR.
Gazabı öne geçse idi, kim ne diyebilirdi ki. Ama o her hali ve ihsanı ile kullarını hayran eyleyen yine daha da büyük bir hayranlık bırakacak olanı seçti. Sonra gönül sahibi olan yeryüzünün sultanlarını yaratmayı murad etti. Ezelde söylemiş olduğu bu mübarek sözün tecellisi olarak murad etti ki; öyle bir gönül yaratayım o bana ayna olsun, benim hakiki aşkımla dolsun. O bana, bende ona habip olayım. Kime kızarsam kızayım, hangi gönül sahibi benim gazabımı hak ederse etsin, ben o güzel kuluma bakınca Rahmetim gazabımı geçmiştir sözümün tecellisi düşsün, hiç hak etmese bile o güzel kulumun haline bakarak diğerlerine de merhamet edeyim. İşte bunun üzerine ilk olarak iki cihanın güneşi Hazreti Muhammed Mustafa s.a.v.’in ruhunu yarattı.
SUBHANELLAH, SUBHANELLAH, SUBHANELLAH.
Ezelde baş başa olan Allahu Teala ve Habibi’nin hallerini anlatmaya gönlün gücü yetmiyor. Biraz daha ileri giderse eriyip gidecek. O ulu padişahın bakışları altında ıslanan en kutlu gönlün sahibi bizim peygamberimiz oldu.
ELHAMDULİLLAH. ELHAMDULİLLAH. ELHAMDULİLLAH.
O var diye işte bütün alem nur ile doldu. Bunu anlayamadı çoğu adı insan geçen varlık. Onun için akılları sardı bir kıtlık, imanlarda oluştu darlık. Hayvan ve hayvansallıktan öteye geçemediler. O en mübarek insanın gönlündeki yüceliği sezemediler.
Düşün ey gönül sahibi, Allahu Teala’nın peygamberimize olan bakışlarını düşün. Ondaki güzelliğin, ondaki ululuğun nerden geldiğini anla. Ya gel sende edeple bu nurdan nasibini al. Ya da edepsiz olup nasipsiz kal. Ot isen hayvana yem olacaksın, gül isen gönüllere neşe. Kula kul olmam deyip nefsine kul olmayı seçtin, şeytanı çok memnun ettin farkında değilsin. Bu manevi mecliste kimse kimseden kulluk beklemez. Herkes Allaha kul olmak derdinde. Ama o güzel kulluk bu ulu peygamberde fani olan zatların gönlüne girmeyi başarmakla elde ediliyor. İster kabul et ister ret. Tarikate dahil olup fena yoluna girmeyen insan, ne peygambere ulaşabilir ne de gerçek aşka. Kendini aşığım diye kandırır o başka. Öyle ki aşk lafını duymaktan bile sıkılır. Aşıkların hallerine delirir. Bunlar ne biçim insan deyiverir.
Hey gönülsüz yola çıkan, bu yol gönül yolu, gönülsüz olur mu? Biz gönül yolunu seçtik, baktık ki; bir gönül şeyhimiz ve onun gibi evliyalarda var. Diğerleri gönül diye taş taşır kendine yük eder. Sonra dönüp dönüp kendine ve kaderine söver. Bir gönül sahibi bulduğuna şükür etmez de çektiği sıkıntılardan şikayet eder.
Evet ezelde Ulu Yezdan’ın bakışları altında ıslanan Allah’ın Habibi’ne dir yolumuz. İsteyen gelsin, isteyen dili ile “canım fedadır” diyerek kendini kandırıp nefsinin yolunda tükensin.
Fatiha…
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla