“””Şah-ı Merdan”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Şah-ı Merdan”””

Hazreti Ali gibi olmaksa isteğin, o zaman her yere umut olman gerek. En sıkıntılı durumda bile mümin kardeşine Allah için gülmen gerek. Yorul ama senden başkası yorulduğunu görmesin, üzül ama Hak’tan başkası bilmesin, Öyle bir imanın olsun ki hiçbir büyük dert seni ezmesin. Dert ile yanıpta yanına gelenden bin kat daha büyük derdin olsa bile onu dinle, öyle bir gül ki bil sen herkese en büyük umutsun, her gözüne bakan gözündeki ilahi aşkta kaybolup kendini unutsun. Ali olmak istiyorsan eğer ama bu istemekle olmaz gayretle olur. Yap ibadetini, çek virdini kalbin kaynasın da taşsın, şeytan istediği kadar kederden denizler,dev dalgalar getirsin senin kalbin içinde taşıdığı nur ile yedi kat göğü aşmış derdin kederin dalgası nedir ki. Elini uzat her dertliye, sorma hak ediyor mu, etmiyor mu diye. Sen uzat, tutarsa tutar, tutmazsa eli uzatana bir zarar mı var.
-Neden Hazreti Ali hocam?
Çünkü en sıkıntılı dönemlerin halifesi, Allahın habibinin yarenlerinin en güzidesidir Hazreti Ali. Hem en iyileri gördü, hem en hainleri. Söz söyledi anlayana deniz derya. En cahilleri yönetecekse birisi Önce Hazreti Ali’yi okuması gerek. En patavatsızlarla hemdem olacaksa Hazreti Ali’nin sözlerini kalbine dokuması gerek.
-Haricilerden mi bahsediyorsunuz hocam?
Evet. O gün ne dostu anladı Hazreti Ali’yi ne rakibi. Ama o yolundan ve davasından bir zerre ayrılmadı. Öyle ki onun siyasi görüşünü dinlemeyenler dini konularda gelip yine ona sordular sorularını, Nefsini kendine binek yapmış olan Allah’ın arslanı o insanların sorularını hiç cevapsız bırakmadı. Öyle bir zamandayız ki biz bire bir o zamana uyuyor. Bazı bazı gönül sanki Hazreti Ali’nin sesini duyuyor.
-Buyur Ey Şah-ı Merdan buyur dinleyelim, senin sözünün nuru ile yedi kat göğün envarını seyreyleyim.
KALP KÖR OLDUKTAN SONRA GÖZLERİN GÖRMESİNİN BİR FAYDASI YOKTUR.
İşte kutsi nefesten bir harika damla, Ne güzel ne manalı yeter ki anla. Çok sevdim deyipte astın resimler belki her yana. Hazreti Ali bu diyor dilin, göya kalbin çok seviyor. Seven sevdiğinin yolundan gider. Sevmek; bakmaya doymamakla olmaz ki. Görmekten çok üstündür yolunu bilmek. Yolunda gitmek. Ebu cehil gördü Hazreti Fahri Cihanı, Veysel Karani hazretleri görmedi. Ebu cehil gördü ama kalbi kördü. O görüş Şah-ı merdanın buyurduğu gibi insana bir şey katmaz. Veysel Karani hazretleri görmedi ama her nefeste O’nu söyledi. Hep O’nu dinledi. Sende birine iştiyakın var ise bunu onun emrine tabi olarak göstermelisin. Varsın sen tek ol. Tekte olsan yarsın. Çok olupta hep kör olmak orada kalsın. Kalbimiz Şah-ı Merdan’a uysun. Yavaş yavaş gökten gelen nidayı duysun. Yoksa kör olmak beter olmaktır. Beter olmak mı istersin. Hazreti Ali’nin nurunu göremeyen hariciler gibi. Bire bir Efendimize benzeyen, Efendimiz nurunu taşıyan, o ki hakkında “Ben kimin Efendisi isem Ali onun efendisidir” diye buyurdu Fahri cihan. Kuranı kerimin ışığını herkese saçan Şah-ı Merdan’a kalkıp “Hüküm yanlız Allah’ındır” diyerek karşı çıkarsan. Allahu Teala’dan o kutlu zatın vesilesi ile sana erecek olan bütün nasibini yakarsın. İşte öyle yaptı Hariciler Allah’ın arslanının ordusunda idiler. Bir ufak hileye karşı Allah’ın arslanına sırtlarını döndüler. Bre hüküm yanlız Allahın olduğunu size öğreten yegane kişidir Şah-ı Merdan. Sen dönüp o kimseye bunu söylüyorsun. Çok acayip derler ama değil. Bu günde hemen hemen herkes böyle. Sen ona istediğin kadar yedi kat göğün nurundan söyle. Bir ufak fırsat bulunca hemen şeytanın şüphe salıncağına biner sallanır ve kendini en doğru yolda sanır aldanır. İşte bize düşen o kutlu insan gibi her dem Hakk ile olmak. Güldüğümüz kişi kendine gülüyoruz sansın. Biz hep Hakka bakıp hep ona gülelim. Dertler gelsin biz Haktan başka bir şey görmeyelim. Varsın uzattığımız eli biri tutsun, biri yanlış deyip bırakıp da gidip şeytanın ipine sarılsın. Bizim elimiz hep aynı yerde aynı şekilde dursun. Bu dev dert dalgalarına rağmen yüzümüzdeki sevinci gören bütün dertlerini unutsun.
Fatiha…
Sakaryevi

“””Fena tek devadır”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Fena tek devadır”””

Dert gelir dert üstüne bu dağ kadar engelleri nasıl aşabilir ki bir pire. Sözde bereket vardır. Nasihat bereket yaymak için. Ama kime? can kulağıyla dinleyene. Tek çaren görmezsen nasihati o zaman gereken şekilde dinlemezsin. Can kulağını vermeyenin canına değmez deva, o zaman nasıl bulabilir ki şifa. Sonra kızıp ta hekime “sen bana söylemedin” dersin. Sen can kulağını kapatırsan hekim sana ne etsin. Şöhrete aşık olur insanoğlu. Bin kişi dinlemişse seni, senin söylediğinin kıymetli olduğuna inanır. O zaman dikkatle dinleyemeye çalışır. Ama sır denilen ilahi nur bir kişiye verildi. Tek kişiye. O çıkılması çok çetin olan Sevr mağarasında. Sıddık aldı o sırrı ve tek başına idi. Onun için Hazreti Ömer buyurdu “Ebu bekir’in iki günü olsaydım o iki günü.” Derdin şöhret ise burası orası değil. Derdin hikmet ise can kulağını açta dinle. Şeyhimiz o sırrın sahibidir.
Söylenilen her kelime tek kurtuluşun olduğunu bilmen gerek. Bil ki her kaçırdığınla Hakk’a vusulünle arana bir dağ girer. Bu yola tarikat denilir. Varsa nasibimiz dahası da gelir. Dünyanın derdi gözümüze büyük gelir. O ezeli ve kelamın en güzelinde buyurmuyor mu Rahman “Kuluma gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemem” diye. O zaman dert ağır geldi demekte niye. Ağır geldi çünkü sen bu ulu yola gelmedin Şeyhimin nurunu görmedin. Onun için gözlerin şaşı oldu, bozuldu. Önünde ki ufak dert tepesini, aşılmaz engin bir dağ belledin. Oturup ta haline ağladın. Sonra etrafına baktın, herkese içinde gazap besledin. Neden kimse bana acımıyor dedin. Bir ufak çocuk gibi iğneden korkup ağlarsan sadece gülerler sana. Hey bre cahil tarikat dedikte anladın mı nedir. Bu yol islamın özüdür. Bu yol da geçenler gönlün sözüdür. Dil “Allahu Ekber” diyor. Allah en büyüktür. Kalbin nerde peki. Başına gelen dertten büyük yok diyorsun. Bütün evliyalar tevhide tevhide gel deyince öteden kaçıyorsun. Allah Allah deyip gerçek Allah inancını bırakıyor şeytanın kucağında ömrünü yaşıyorsun. Lailahe ilellah derse kalbin her şey hiç olur, derdinde arada kaybolur gider. “Ben dedim olmadı” diyorsun. Dedin de dilinle dedin. Kalbinle demedin ki. Kalbinle söyle. Onu nasıl yaparım dersen; gönlüne hükmedecek o sultanı bulmalısın. Gönlüne taht kuran bu manevi sultana kalbini dön! Bu kapıdan gelen nurdan başkası yok, diyerek çek virdini. Gözünden silinsin dünya, gördüğün ne varsa hepsi. O zaman gönlüne o dertleri çıkaran sebepler, kaybolur teker teker. Derdi çıkaran gidince, ortada dert mi kalır. O zaman herşey hiç olur. Hiç olanın derdi tasası mı olur, olmaz. Sonra kendine döner ayna. En büyük dert tam oradadır. Nefsin. Nefisine ayar vermen gerekir. Bir sen bir o kapı kalırsa gözünde buna fena denir. Kendini de çıkarınca aradan işte o zaman asıl maksada ermeye hazır hale gelinir. Fena-yı fena. Aciz bir kul olarak bizler buraya eremesek bile, bu niyetle çekersek tevhidi gönlümüze inen nurun vesilesi ile gözümüzde her şey küçülür. Şaşı gören gözlerimiz birden kartalın gözüne dönüverir bir anda. Önümüzde dağ sandığımız bir ufacık tepe oluverir. Sonra o tepeye bakarda ibretle Hakk’ın işaretini görürsün. Ders ve ibret aldıktan sonra o tepeyi aşar Hakk’a doğru yürürsün. Biz söyledik söyleyeceğimizi can kulağını verdi isen anlarsın. Nasibi Hakk tayin eder. Var ise nasibin fena’ya erer rahatlarsın.
Fatiha….
Sakaryevi

“””Budama makası”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Budama makası”””

Allah ehlinin vazifesi budur. Gereksiz uzayan faydası olmayan veya daha çok fayda beklenirken az fayda veren dalları kesmek. Senin kalbine yarar sağlamayan, manevi terakkiyi engelleyen her gereksiz uzantıdan seni kurtarmak. Sen o usta insanın eline kendini teslim et. Nefsin ne kadar, elinde makas olan bu ulu kişiyi sana bir cani gibi göstermeye çalışsa da, şeytan türlü türlü vesveseler ile onu bir canavarmış gibi anlatsa da bil! onun makasından sana ancak fayda gelir. Bırak kendini, bırakta körelmiş dallarına hayat gelsin. Ne yüksek yerlere ulaşmaya elverişli olan kalbinin önüne engel olarak dikilmiş bütün kötü hal ve ahlakı budayı versin. Budama zahirde kesmek gibi gözükse de hakikatte hayat vermektir. Uyma nefsin ve şeytanın sözüne! Bırak o usta insan baksın da özüne, sende gizli kalan cevherleri ortaya çıkarmak için yollar açsın. Kesilenin derdine düşme, senden gidecek diye üzülme. Bu çok yersiz bir korku. Kesilen tırnak gibi bil kötü ahlakını. Tırnağı saklamak ve uzun bırakmak hastalık yapar. Ben tırnağımı kestirmem diyen kişi ne sefih bir halde ise kötü ahlak dallarını budatmayan kişi daha beter bir haldedir. Kötü ahlak ruhu öldürür. Tırnak ise bu cismani bedene ziyan. Ebedi olanı kaybetmenin yanında nedir fani olana gelen kısmi ziyan. Bırakalım kötü ahlakları mızın hepsi budansın, budanan o yerlerden güzel ahlaklar büyüsün, yeşersin, çoğalsın. O kötü ahlaktan dolayı körelmiş kapanmış yollar kanallar açılsın da budanınca birden uzayıp giden ağaç gibi bizde birden maksadımız olan o menzile uzanıp varalım. Beklemek vakit geçirmek işe yaramıyor ki. Kötü ahlak o dalı çürütür. Çürüyen dalın akıbeti ateşte yanmaktır. Kötü ahlakından kurtulmayan insanın da varacağı yer yine aynı. Teslimiyetten korkupta duyunca kaygı, geri durup budamaya gelen o kutlu kişiye izin vermezsen o kötü ahlakları gün gelir kurumuş odun gibi yakarlar. Kesilmesinden korkarken, yanmasını izlersin ama ateş makas gibi değil ki ölçülü olsun. Sadece kuruyu yaksın. Ne demişler “kurunun yanında yaşta yanar”. Kötü ahlak ile donanmış insan gün gelir ahlakının ateşine düşer de yanar. Sonra keşke demenin faydası yok. Hayat veren makastan korkma! kalbini öldüren hastalıktan kork. Makası tutan elden kaçma onun sana bir ziyanı yok. Ondan alacağın fayda ve bereketin bir sınırı da yok. Olur olmaz sözlere vesveselere kanma, o usta kişinin elinden kaçıpta kupkuru kalma, Sonra dayanılmaz ateşlerin içine düşüp yanma.
Nice çiçekler vardır usta eller kendine uzun zaman değmedi diye çiçeklikten çıkmış korkutucu bir hal almış. Vaktinde budansa cennet timsali olacakken o usta elden mahrum kaldığı için etrafa güzellik saçacağına zarar ziyan saçar. Kalbini de böyle bil. Halbuki içinde ne gevherler saklı. Her yere her kese güzel kokular saçacak, onu bilen onu duyan ona uğrayan sadece Hakk’ı bulacak. Lakin o güzel tomurcukların açmasını engelleyen, kilitli kapılar gibi önünde dikilen o çoktan kesilip atılması gerekirken tembellikten dolayı geciktirilen gereksiz faydasız hatta hatta çok zararlı olan uzantılarından kurtul. Yoksa gül bile olsan özünde, budanmadın mı dikenleri ile büyük zarar veren bir dala dönersin. Zamanında sana yaklaşarak, seni koklayarak kalbi hoş olan insanlar, verdiğin vereceğin zarardan korkup seni kökünden keserek yakmaya mecbur kalırlar.
Fatiha…
Sakaryevi

“””Alemlere rahmet olan”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Alemlere rahmet olan”””

Yezdan-ı kerim ve Rahman-ı Rahim olan Allah, ezelde kendi sözü ile bir mübarek müjdeyi ikram buyurdu. Her mükemmel sıfatın sahibi olan padişah Cebbar ismi ve Rahman ismi arasındaki tecellilerden birini daha öne koymayı murad etti. Hangisini koyarsa koysun, onun dediği en güzel olanı olacaktı. Kulları, onun işinde hep hikmetleri arayacak ve onun hükmünün en güzel olduğuna inanacaktı. Ama o merhamet sultanı hakikat ummanında iki sıfatı arasında tecellisi daha güzel, daha şanına yakışır olanı seçti ve izzetle buyurdu:
RAHMETİM GAZABIMI GEÇMİŞTİR.
Gazabı öne geçse idi, kim ne diyebilirdi ki. Ama o her hali ve ihsanı ile kullarını hayran eyleyen yine daha da büyük bir hayranlık bırakacak olanı seçti. Sonra gönül sahibi olan yeryüzünün sultanlarını yaratmayı murad etti. Ezelde söylemiş olduğu bu mübarek sözün tecellisi olarak murad etti ki; öyle bir gönül yaratayım o bana ayna olsun, benim hakiki aşkımla dolsun. O bana, bende ona habip olayım. Kime kızarsam kızayım, hangi gönül sahibi benim gazabımı hak ederse etsin, ben o güzel kuluma bakınca Rahmetim gazabımı geçmiştir sözümün tecellisi düşsün, hiç hak etmese bile o güzel kulumun haline bakarak diğerlerine de merhamet edeyim. İşte bunun üzerine ilk olarak iki cihanın güneşi Hazreti Muhammed Mustafa s.a.v.’in ruhunu yarattı.
SUBHANELLAH, SUBHANELLAH, SUBHANELLAH.
Ezelde baş başa olan Allahu Teala ve Habibi’nin hallerini anlatmaya gönlün gücü yetmiyor. Biraz daha ileri giderse eriyip gidecek. O ulu padişahın bakışları altında ıslanan en kutlu gönlün sahibi bizim peygamberimiz oldu.
ELHAMDULİLLAH. ELHAMDULİLLAH. ELHAMDULİLLAH.
O var diye işte bütün alem nur ile doldu. Bunu anlayamadı çoğu adı insan geçen varlık. Onun için akılları sardı bir kıtlık, imanlarda oluştu darlık. Hayvan ve hayvansallıktan öteye geçemediler. O en mübarek insanın gönlündeki yüceliği sezemediler.
Düşün ey gönül sahibi, Allahu Teala’nın peygamberimize olan bakışlarını düşün. Ondaki güzelliğin, ondaki ululuğun nerden geldiğini anla. Ya gel sende edeple bu nurdan nasibini al. Ya da edepsiz olup nasipsiz kal. Ot isen hayvana yem olacaksın, gül isen gönüllere neşe. Kula kul olmam deyip nefsine kul olmayı seçtin, şeytanı çok memnun ettin farkında değilsin. Bu manevi mecliste kimse kimseden kulluk beklemez. Herkes Allaha kul olmak derdinde. Ama o güzel kulluk bu ulu peygamberde fani olan zatların gönlüne girmeyi başarmakla elde ediliyor. İster kabul et ister ret. Tarikate dahil olup fena yoluna girmeyen insan, ne peygambere ulaşabilir ne de gerçek aşka. Kendini aşığım diye kandırır o başka. Öyle ki aşk lafını duymaktan bile sıkılır. Aşıkların hallerine delirir. Bunlar ne biçim insan deyiverir.
Hey gönülsüz yola çıkan, bu yol gönül yolu, gönülsüz olur mu? Biz gönül yolunu seçtik, baktık ki; bir gönül şeyhimiz ve onun gibi evliyalarda var. Diğerleri gönül diye taş taşır kendine yük eder. Sonra dönüp dönüp kendine ve kaderine söver. Bir gönül sahibi bulduğuna şükür etmez de çektiği sıkıntılardan şikayet eder.
Evet ezelde Ulu Yezdan’ın bakışları altında ıslanan Allah’ın Habibi’ne dir yolumuz. İsteyen gelsin, isteyen dili ile “canım fedadır” diyerek kendini kandırıp nefsinin yolunda tükensin.
Fatiha…
Sakaryevi

“””Şikayetin Karanlığı”””

Bismillahirrahmanirrahim
Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Şikayetin Karanlığı”””

Karanlığa girince birden ürperir insan, neden ki karanlığı sevmiyor. Halbuki anne karnında da karanlıkta değil miydi. Dokuz ay ana rahminin karanlığında beklemedi mi? Demek ki daha evveliyatı var. İnsanın varlığı anne karnından başlamıyor. Karanlığa düşmeden önce insan nura alışmış, nur istiyor. Demek ki bizim varlığımız çok daha evvelden başlamış. Başladığı yerde nur altında kalmış da nura alışmış. Onun için karanlığı sevmez olmuş. Peki şimdi neden insan nefsin ve şeytanın istediği karanlıklara doğru koşar gider. Madem sen nura aşinasın o vakit karanlıkta ne işin var. Nur’un göz kamaştırdığından şikayet eden, karanlığa hiç düşünmeden balıklama dalar olmuş.
Ara verdik ya hani biraz, gönül azgın bir şelale gibi döküyor hikmetleri. Kalem toplayıp yazmaktan aciz kalıyor.
Ne acayip değil mi? Herkes şelalenin güzelliğine takılıp kalır. Ama onu besleyen pınarı görmez. Evet şelale çok güzel ama pınardan su gelmezse ortada şelale mi kalır.
Subhanallah Sultan Allah. Alem değişik bir han, değişik bir mekan. Her hali her gruba bir imtihan. Nerede olduğuna, nerede durduğuna dalmış insan. Bırak nerede olduğunu, nerede durduğunu. Nasılsın bir onu düşün! Kiminlesin, kime gidersin? Aldanma Gönül Aldanma! Haktan gayrisiyle aldanma! Zayıf insan işidir; düştüğü hale bakıpta yakınmak. Dün atla giderdi bugün yaya “niye yürürüm” der ağlar durur. Boşver, atla giderken Hakk’ı düşündünde yürüyerek giderken düşünemedin mi? Dün lüx evde oturuyordu bugün yoksul evine girmiş, üzülür ağlar. Dün zengin idi bu gün fakir olmuş diye yanar. Zenginken seni duyan Mevla, fakir düşünce seni bırakır mı sandın ki, üzülür durursun. Kendini yerden yere vurursun. Yok, Mevla değil ise derdin o zaman hep ağla, zenginkende fakirkende. Aşka düşen hayvan bile varken sen insan olduğun halde Mevlayı unuttuğun için kendine ağla. Ağla da belki körelmiş gözlerin açılır.
Her şey imtihan, her şey insanın kalbini yetiştirici bir derstir. Doğru yerden bakabilmektir asıl yücelik. Bunun için gönlünü Hakk’a döndürmen gerek. Bak Hakk’ın özel kullarına bak! bakta o müthiş insanların kalpleri ne kadar yüce gör, anla!
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bir mübarek atı vardı. En iyi at tabi ki Efendimzinki idi. Herkes bilirdi; Efendimizin mübarek atı en güzel ve en hızlı giderdi. Atları yarıştırırlardı ve hep Efendimizin atı galip gelirdi. Bir gün yarışa koydularda herkes Resulullah’ın atının kazanması beklerken bir at Efendimizin atını geçiverdi. Herkes keşke geçmeseydi deyip üzülürken Allahın Resülü bu olaydaki ilahi dersi insanların kalplerine aktardı: İşte bu Allahın adetidir. En önde olanı mutlaka bir gün ikinci sıraya koyar Allah. Üzülmeye gerek yok. Bu gönle kibrin girmemesi içindir. Her güzellik her yücelik Allah’tan gelir. Seni hep birinci kıldıysa bir gün ikinci de edebilir. Üzülme. Allah’tan uzak kalırsan üzül. İlahi takdirdeki dersi anlamaya yönelmek lazım. O zaman hayatta başımıza gelen işlerden yakınıpta şikayet etmek değil istenen. İnsanın herşeyden bir ders çıkartmasıdır beklenen. Senin varlığın anne karnında başlamadı. Ruhunun varlığı çok eski. Sen nura aşinasın. Başına gelenlerde, karşılaştığın herşeyde, hikmetini anlayıp şükür kapısına gitmetir vazifen. Hep şükreden ol! şükrün nuru altında ıslan, ıslan ki ruhun aşina olduğu ışıkla ferah bulsun. Sakın şeytana ve nefsine uyma! uyarsan onlar seni hep şikayetin karanlığına götürür. Orada ruhun ürperir, iş görmez olur. Kalbin çalışıyor sanırsın. Evet kanı pompalayan kalbin çalışır fakat doğrunun nurunu görme kabiliyetine sahip olan kalbin durur. Kaç! şikayetin karanlığından kaç! karanlıkla işin yok. Eğer karanlığı sevseydin dokuz ay seni karnında taşıyan mübarek annene “buradan çıkacağım” diye sancılar çektirmezdin. Allah’a gel! Allah’ın nuruna gel! Gelde her başına gelenin altındaki hikmeti gör, gör de berekete er.
Fatiha…
Sakaryevi

**Kalbin pusulası**

Bismillahirrahmanirrahim
Meded Ya Sultalel-Evliya

**Kalbin pusulası**

Kalbin pusulası şaşmaz. O hep Hakkı gösterir. Söyleyeceğimiz söz birilerinin hoşuna gitmeyebilir. Ama söyleyen kişi birilerinin hoşuna gitsin diye söylüyorsa da yanlış, hoşuna gitmesin diye söylüyorsa da.
– O zaman konuşan neye dikkat edecek?
Konuşanın kalbi Hakk’a dönmüş olmalı. Niye konuşuyor? Hakk konuşmasını istedi diye. Gerisi mühim değil. Ne eşşeğe tere yağlı döner yedirebilirsin ne de insana kuru saman. Her sınıf kendi nasibine ağzını açar. İnsanoğlu midesini düşünür de onu her önüne getirilen alelade yemeklerle doldurmaz. Fakat Gönül konusunda çok pervasız olmuş. Her esen rüzgara kapılır, her gördüğü sofraya oturur birde kendini bir sürü güzel lafla kandırır olmuş. Her rüzgara değil seni mest eden rüzgara kapıl, her sofraya değil gönlünü doyuracak olana otur. Boş laflarla kendini kandırma, zarar edersin.
İnsanoğlu tabi olup peşinden gittiği yolu bir düşünmeli. Nasıl oldu bu? Bu yola beni ne sevk etti. Ben niye burdayım. Her nerde ve hangi yolda ise o yolu nasıl seçtiğine bir baksın. Babamdan böyle gördüm, bizim oralarda böyle diyerek bir yola girmiş ise bunun doğru olup olmaması yüzde elli ihtimallidir. Buban veya köyün doğru olabilirde olmayabilirde. Demekki bu pusula devamlı doğruyu göstermez. Çünkü hazreti peygambere karşı duranlarda “babamızın yolundan dönmeyiz” diyerek karşı durdular ve en büyük nasibi kaçırdılar. Aynı şekilde islam dairesinin içinde olan müslüman buna dikkat etmeli. Tabi olduğu yol kalbini tam etmiş mi? Yoksa yarı ya gelince yol bitmiş mi? Baksın. Bizim oralarda böyle derde bununla yetinirse o zaman İran’da yaşayan birine neden Şia oldun diye sormaya hakkın olmaz. Çünkü o da bizim oralarda böyle der senin gibi, çıkar işin içinden. Ama doğru bu mu, değil.
İşte bunun gibi hangi yolun yolcusu isen o yolu hangi pusula ile bulduğuna bak. Kalbin seni oraya getirdi ise orada gerçek feyize erdi ise o zaman sorun yok. Yok onlar bunlar güzel gördü, orda olunca işlerim arttı, etrafımdaki insanlar çoğaldı, kimse beni tenkit etmiyor, kimse bana dil uzatmıyor, onun için çok mutluyum diyorsa o zaman o kişinin aradığı Hakk değilmiş, o Hakk demiş ama sadece keyfini tatmin eylemeye eğilmiş. Derdi ve dermanı Hakk olmayan kişi Hakka nasıl erebilir. Hakk, derdim Hakk diyen kişileri kılı kırk yarar derecede imtihan ederken. Dünya da evler arabalar alıpta ahiret yoluna gelince bir çadır olsun bana yeter diyorsan, dünya da devamlı yükselmek niyetinde olup Allah yolunda karınca misali gideyim yeter diyorsan sözümüz sana değil. Çünkü şeytan seni özel karantinasına almış zaten. Süslü lafları öğretip yanlışı doğru olarak kabullendirmiş. Bizim sözümüz gönlünü tam etmek isteyenlere, ihlas dağının zirvesine ermeyi dileyenlere. İşte onlar yollarına onun veya bunun dediğini pusula yapmasın, kalplerinin pusulasına baksın. Baksın ki sonra şimşek gibi yâre gitmek varken ben sürüne sürüne gitmişim diyerek yanmasın.
Fatiha…
Sakaryevi

**Nurlu şehir**

Bismillahirrahmanirrahim
Meded Ya Sultalel-Evliya

**Nurlu şehir**

Yoluna girince bu mübarek şehrin, daha yolun yarısına gelince gönle sekineti düşer. Bu şehir huzurun şehri, bu şehir mahabbetin şehri. İnsanın bayram etmemesi elde değil. İster istemez bütün tecellisi sarıyor, mahabbetle doluyorsun. Mekke’yi mükerremenin zor şartlarından sonra bu nurlu şehre yani Medineyi Münevvere’ye varınca insan çölde soğuk su bulmuş gibi mutluluktan kendinden geçiyor. Neden ki? Çünkü burda insanların rehberi, peygamberlerin serveri var. Öyle bir peygamber ki ravzasının bir tarafında Sıddık, diğer tarafında cibril kapısı var. Bütün maddenin kölelerine, maneviyatin inkarcılarına her yandan bir tokat iniyor.
Bu alem sizin küçük gözlerinizle gördüğünüz kadar değil. Sizin küçük akıllarınızla anladığınız kadar da değil. Bildiğinizden çok fazla bilmediğiniz alemler var. İşte o bilmediğiniz alemlerin birinden yedi yüz kanatlı bir mukarrep melek bizim bu kapımızı hayatımız boyunca aşındırdı. Siz bizi bildiğinizi sandınız ama bize sadece bu küçük alem değil on sekiz bin alem hayrandı. İşte o dört büyük meleğin en üstünü bize dost oldu da bu kapıdan devamlı bize geldi. Gönül bu kapıya cibril ismini verdi. Sen hala dünyanın sahte süsü ile uğraş. Yedi kat göğün üzerinden gelen bu yedi yüz kanatlı meleğin hayran olduğu zata aşık olma. Sakın onu sorma. Kim idi bu bütün alem ona döndü yüzünü, onunla buldu özünü. İşte o bu şehre ve dünya ya nuru getiren burada yaşamayı tercih ettiği için bu şehri mübarek şehre çeviren zat. O gönüllerin sultanı, iki cihanın hakanı, Hazreti Muhammed Mustafa s.a.v. Hayatında da şu anında da bereket saçmaya devam ediyor. Bereket dediğin huzurdur. Huzur ki para ile alınmaz hiçbir yerde satılmaz. O Allahın özel lutfudur. Kimde olur dersen Hakk ta olur. Elinde Hakkın güneşini taşıyan da olur. Doğru olmayan kişinin taşıdığı ışık yalancının mumudur. Vakti gelince söner. Neden hemen sönmüyor dersen buda imtihanın cilvesi. Hemen sönerse akıl nimeti boşa çıkar. Akıl hemen sönmeyen ışığı bulmak için. O ışığı bulunca kalp devreye girmeli, seni o ışığın peşinden gitmeye akıl itmesin, kalp istesin. İtme ile dürtme ile gidilecek yol değil bu. Yedi kat göğe çıkan, kalbe gıda akla ziyan bir yol. O zaman anlarsın. Bir deniz kenarında her istediğini elde edenin ulaşamadığı huzura bu sıcak topraklarda güneşin altında kavrularak dolaşanın nasıl ulaştığını. Herşeyin bir kaynağı var. Her güzel haz ve hissin kaynağı Efendimiz s.a.v dir. Onun için bize düşen adım adım ona gitmek, onun peşine düşmek, onun ahlakına ermek. O zaman nur oluruz bizde, nurlu oluruz. Baksana şu ulu peygamberin şanına mübarek ayağını bastığı yer nur oluyor. O mübarek bu şehre geldi diye bu dağ taş toprak nur oldu. Kıyamete kadar nur şehri diye anılacak. Bu nur o şanlı peygamberin kalbinden geliyor. O ulu kalbin güzel ahlakına yol alan kişi de nur olur. Allaha gideceğim diyen kişi; O yola karanlık gidilmez. O yolu aydınlatacak olan bu güneş değil, kalbinde taşıdığın imanın nurudur. Onun için gel peygambere ver özünü, Verde seyret bütün alemin gerçek yüzünü. Nur yoksa nasıl göreceksin. Görmediğin yolda nasıl gideceksin. Gözünü bağlayıp araba sürmeye benzer bu. Aç gözünü artık heryere çarpıp durma, o kutlu peygamberin nurunu kaçırma. Taş nur alırda sen durur musun, sonra bu halinle en büyük peygamber benim peygamberim deyip avunur musun. Evet senin peygamberin, doğru ama ne yaptın. Diğer ummetlerden farkın ne. En büyük peygamberin ümmeti oldu isek bizim yanlış yapmamız diğer ummetlerin yanlış yapmasından daha kötüdür. Çünkü biz en büyük nura ermişiz. Hala karanlıkla ne işimiz olur. Peygamberimizle övünüp onun yoluna düşmeyen kişi tayyareyi bisiklet gibi kullanana benzer. Efendimiz s.a.v’i sadece okuduğu kitaplardan anlayabileceğini sanan tayyareyi araba gibi kullanana benzer. Ama Efendimizi onun mübarek ahlakına ermiş bir kutlu zattan öğrenen kişi tayyare ile uçan kişidir. Bize uçmak gerek artık ne edelim yeri. Göklerden bize davet varken. Efendimiz seni o güzel ahlaklara yani göklere çağırırken sen bu aşağılık yerde yani kötü ahlaklarınla yoluna devam edeceğim diyorsun, etme! sıyrıl onlardan sıyrıl da yüksel göklere, ışık ol ışık saç her yere. Yoksa çok mahcup olursun. Vakti geçirir eyvah der pişman olursun.
Fatiha…
sakaryevi

**Ebu Cehil bilseydi**

Bismillahirrahmanirrahim
Meded Ya Sultalel-Evliya

**Ebu Cehil bilseydi**

Allaha ver kendini kaçma, korkma. Nedir isteğin şan mı şeref mi? Hepsi Allahla olanda. İzzet İslam’dadır. Kaçıp nereye gidiyorsun. Her ulu sandığın, gerçeğini göremeyip kandığın, sihirbaz dünyanın oyunudur. Ne için bırakıp gitti isen Allah yolunu, Allahü teala onu senin elinden almadan almaz canını. Riya ya kapılıpta mı terkettin Hakkı, riyakar olduğunu herkese gösterecektir. Kibir yapıp eğemedi isen Hakkın huzurunda başı, seni bütün aleme rezil edecektir. Ama vakit geç değil. Yanlış yaptı isen yanlışını devam ettirmene gerek yok. Et hulusi kalp ile tevbeni açılsın sana da kapılar. Kandırmasın kimseyi bu geçici yapılar. Para için Allahı terkedeni, paranın kölesi yapar Allah. “Hey paranın kölesi” dedin mi kızar. Ama kızsa da kızmasa da ahirette herkes dünyadaki imamı ile yani peşine düştüğü önderi ile çağırılacak.
-Kim senin imamın?
Falanca hoca.
-Yahu atıp tutma! Öyle iki sohbetini dinleyince imamın mı olur. İmam dediğin peşinden gittiğin, hizmetine girdiğin, onu herşeyden çok sevdiğindir.
-Şimdi söyle kim imamın?
Para.
-Kim imamın?
Kibir
-Kim imamın
Dünya
İşte aynı bu şekilde Ebu Cehil de kibre teslim etti kendini. Ne istiyordu? Herkes tarafından şanlı şerefli kıymetli değerli biri olarak anılmak. Ebu Cehil yanlış yapmaz yapsa da artık onun dönüşü olmaz. Alemin en mübarek insanı değil, en mübarek peygamberinin yüzlerce kez ayağına gidip İslama davet etmesi ona bir kar etmedi. O güzel peygamberin mübarek sözlerine kulak vermedi. Neden? Çünkü “Mekke’nin efendisi benim, ben ne dersem odur” diyordu. Bu mübarek topraklarda bu vahim olayların buralarda cereyan ettiğini tefekkür edince Ebu Cehilin halinin ne kadar hayretlik olduğu daha da net anlıyor insan. Şimdi şurada milyonlarca insanın hacca geldiğini görüp bu kalabalığa şahit olunca insan soruyor:
Ebu Cehil karşısında durmaya çalıştığı dinin bu kadar büyüyeceğini bilseydi böyle yapar mıydı? Neydi istediği meşhur olmak mı? Heryerde anılmak mı? İşte Ebu Cehil’in yeğeni olan Hazreti Ömer r.a. Peygamberimize iman etti. Bütün ümmetin içinde en büyük dört sahabi olarak bilinen dört halifenin ikincisi oldu. Allahü teala islamin en büyük zaferlerini onun zamanında nasip eyledi. İslam onun zamanında en büyük ilerlemeyi katetti. Allahın sevgilisi Fahri Cihan Efendimizin iki yarenin den biri oldu. Böyle bir izzet ve şerefe nail olmak varken nefsinin peşine düşüp izzet adı altında en büyük zilleti yaşamak ne vahim bir durum.
-Ne için terk ettin Allahı?
Ben Mekke’nin en büyüğüyüm.
-Öyle mi? Demek büyüklüğünle böbürlendin. Hemde yedi kat göğün Rabbine karşı. Seni rezil edecek, o dik kafanı yerlerde süründürecek. Takdiri ilahi işte Ebu Cehili Hazreti Hamza gibi Hazreti Ali gibi heybeti ve kuvveti ile maruf ve meşhur olan biri değilde sahabeyi kiramin içinde en zayıf en kısa boylu hatta yürürken boyunun kısalığından dolayı kılıcı yere sürten Hazreti İbni Mesud r.a. öldürdü. Demiştik ya kibirlenme Allahü teala seni rezil eder. Hazreti İbni Mesud boynunu kesince Ebu Cehilin koca kafasını taşıyamadı. Bir ip bağlayıp yerde sürükleye sürükleye Peygamberimizin ayağına getirdi. Eman ya rabbi senin gazabına düşmekten bizi muhafaza eyle. Allahın sevgilisi yüzlerce defa ayağına gelip seni Allaha davet eder ve sen kibirlenirsin öyle mi seni yüzün yere sürte sürte o mübarek ayaklara getirir. Evet Ebu Cehil bu günleri görseydi asıl izzet ve şerefin ancak ve ancak islamda olacağını anlardı. Ama şimdi onun vakti değil. O kendi vaktinde anlamlıydı. Bizde kendi vaktimiz de. Elinde Hakkın güneşi varsa onu kaybetmemek için Efendimiz s.a.v. gibi memleketini terketmende gerekse, terket gitsin. Bu gün Hakk için mazlumca terk etmek zorunda kaldığın yere yarın Sultan olarak dönersin. Dün Hak için terkederken peşinden kovalamaya çalışanlar yarın Sultan olarak dönerken senin heybetinin korkusundan seni ancak sinerek gizli gizli evlerinin camlarından seyredebilirler. Gerekirse her sahip olduğunu terk et ama hakkı terk etme. Çünkü Allah Haktır. Hakkın ve haklının yanındadır. Senin hakkı, doğru yu terketmen Allahı terketmek olur. Allahı terkedeni Allah ta terkeder. O seni terkettikten sonra bütün memleketler senin olsa ne. Ebu Cehil Mekke ye sahip oldu da ne oldu. Hicretten iki sene sonra leş oldu gitti. Leş olmak hoş gelen yanlışına devam etsin. Biz niyaz edelim de Allahü teala bize yardım etsin. Etsin de vaktinde bilelim hak ve haklının kıymetini. Bilelim de en büyük nasibi alanlarla dan olalım. Efendimiz alemi bekayı şereflendirmek için burdan göç etti. Fakat elinde taşıdığı Hakkın güneşi elden ele kıyamete kadar bizi aydınlatacak. Allahü teala kör olupta o güneşten mahrum kalanlardan eylemesin bizi. Etmesin de bizde birilerine ibret konusu olmayalım. Hazreti Ömer r.a.’ın yolunu tutalım. Tutalım ki Hak bizi tutsun. O bizi tuttuktan sonra bütün dünya unutsun dert mi? Dert ve keder Hak güneşini kaybedenedir. Eman ya rabbi eman. Ne seni kaybettir ne de güneşini, niyeti hayr olanın hep sana döndür işini, bizi sensiz ve güneşsiz bırakma amin..
Fatiha…
sakaryevi

“””Enseye oturan şeytan”””

Bismillahirrahmanirrahim
Meded Ya Sultalel-Evliya

“””Enseye oturan şeytan”””

Tesadüf yok tevafuk var. Onun için başına gelen herşeye ibretle bak. Rast gele bir iş yok. Hakktır takdir eden, kula anlamaya çalışmaktır düşen. Bir akşam yemeğinde Hacca gelmiş bir hoca efendinin sofrasına oturduk. Buyur dedi. Selam verdik. Hakka aşina ise kalbin, şeytanın kokusunu duymaya başlarsın. Ama bunu çok büyük bir şey de sayma. Karşındakine gelen şeytanın kokusunu duymak maharet değil. Maharet sana gelen şeytanı anlayabilmektir. Bu hoca efendi buyur derken yanında oturan şeytan “çağır sofrana, çağırda seni tanısınlar. Hoca olduğunu anlasınlar” diyordu. Sonra hoca olduğunu göstermek için başladı söze.
-Bu namazsızlar varya namazsızlar hayvan bunlar” dedi. Talebeleri de hocalarını dinliyordu. Durumun vahametinden dolayı biz söze karışmadık. Sonra yaşlı bir amca sofraya oturdu. Hızını alamayan bu genç hoca efendi bu sefer “Namaz kılmayan hayvandan da aşığıdır” dedi. Yaşlı amca “mümin hayvandan aşağı olmaz” deyince olanlar oldu. Sofraya otururken kokusu gelen, hocanın yanında duran şeytan bu sefer çıkıp genç hoca efendinin ensesine oturdu. Başladı kalbine fısıldamaya “bu adam kim be. Talebelerinin yanında senin yanlış olduğunu söylüyor. Senin kadar okumuş mu? Senin kadar bilgisi mi var? Senin yanlışını nasıl düzeltir?” Kibre kapılıpta şeytanı ensesine oturtan bu genç hoca efendi bu vesveseden sonra başladı kibir dolu sözlerle konuşmaya”amca sen ne bilirsin? Sen tefsir okudun mu? Hadis okudun mu?” Mütevazi amca “yok” dedi. “Eee O zaman konuşmayacan. Bilmiyorsan ben sana öğreteyim. Tefsir yapayım ayetleri sana” İşte Şeytanın felsefe oyunu. Tefsir, hadis okumamış olmak söylenilen doğru bilgiyi yanlışa mı döndürür. Tefsir hadis okumamış insan bir konu hakkında doğru bilgiye sahip olamaz mı? Amca “bu ehli sünnet görüşüdür. Mümin hayvandan aşağı olamaz” dedi. Genç hoca hızını alamayıp “namaz kılmayan varya namaz kılmayan deyyustur, deyyus” dedi ve biraz sonra kalkıp gitti. Zavallı amca “yahu bunu herkes bilir. Bu ehli sünnetin görüşüdür” diye yakınıp, doğru söylediği halde aşağılanmasından dolayı biraz üzülmüştü. Amca gafil bulunup karşındakinin haline bakmadan, belki bir şey öğretirim bir yanlışı düzeltirim diye söze girmişti. Ama karşındakinin kalbi o an kapalıydı. Kibir sardı ise bir insanı o an söyleyeceğin söz onun kalbine gitmez. Yapacağın tedaviye kalbi cevap vermez. Böyle bir durumda önce ensesindeki şeytanın inmesini beklemek gerek. Sonra gereken sözü söyle. O zaman bir fayda umulabilir. Sonrasında yaşlı amcanın gönlünü teskin etmek için konuyu aydınlatmaya izin verdi şeyhimiz. Dedik ki: Amca sen doğru söyledin. Onun söylediği yanlıştır. Evet mümin hayvandan üstündür tabi ki. İnsan hayvandan aşağı olur mu? Hatta kafir bile kafir olarak ölmedikçe hayvandan üstündür. Amca “hoş efendi kafir nasıl üstün oluyor” dedi. Amca kafire henüz son nefes gelmemişse, kendisinde iman nuru parlayabilir ihtimalinden dolayı yine hayvandan üstündür. Amca “evet haklısın” dedi.
Netice dostlar secde ve namaz kibirden tamamen temizlenmek içindir. Nice alınlar secdeye gidiyor hatta hacca gelip Allahın mübarek evinde secdeye de varıyor ama kibirden kurtulamıyor. Çünkü asıl olan alınlarla birlikte kalplerinde secdeye gitmesidir. Gece kalkıp sabaha kadar namaz kılsada insan, her gün mübarek kabeye varsa da kalbini secde ettiremiyorsa Allahın muradına ermiş olamaz. Ve bu kalp secdesine de görüldüğü üzere ne çok okumakla ne de çok hac yapmakla ulaşılamaz. Bu ancak iyi bir nefis terbiyesinden sonra ele getirilebiliyor. Biz tutalım dervişlik yolumuzu, varsın bütün müminler çiğnesin üstümüzü, şeytana nefise çiğnettirmeyelim de yeter. Tevazu dan geri durma, aciz olduğunu bil, tek kibrin Allahta olabileceğini unutma. Edep yolunu tutalım edep. Şeyhimizin nasihatlerini baş üstünden indirmeyelim ki şeytanı ensemize bindirmeyelim.
Fatiha….
Sakaryevi

**Allahın Dergahı**

Bismillahirrahmanirrahim
Meded Ya Sultalel-Evliya

**Allahın Dergahı**

Ne denli yüce ne denli hikmetli. Anladıkça hayran oluyor, daldıkça dalmak istiyor insan. Bize hoş gelen, bizi deli eden sana nasıl gelir bilmem amma bize söylemek düşer. Tesir ve idrakın nuru Hakk’tan. Her günün rızkı ayrı. Aynı olunca istemez nefis. Sofrada hep farklı yemek olsun ister. Ruhuna gelince “hocam çocukken öğrendiklerimizle gidiyoruz işte” der. Bedene her öğün ayrı yersin, ruhuna seneler önceki rızka devam etsin dersin, olur mu. Büyük Şeyhimizin buyurduğu gibi “her yeni gün için yeni rızık var” bu rızık ruhun. Kendini tanıyan Rabbini tanır diye buyurdu Hazreti peygamber. Rabbi tanımak gerek onu gösterdi. Tanıyor musun Rabbini. İşte Allahın dergahina geldik. Haram bölgesi tamamen. Bu kalabalıkta tavaf ederken gönlüme düşen ilham şu oldu:
Her kes geliyor herkes. Suçlusu da,arsızı da, yolsuzu da. İyi ve kötü hepsi burda. Kimseye hali sorulmuyor. Tek istenen buradaki kurallara uyması. Oda şahsi değil umumi olanlara. Bir sürü ufak tefek yanlışta yapsa yine kabul görüyor. Bu Yedi kat göğe hükmünü geçiren Ulu Yezdan’ın Dergahı. Acep ne öğretiyor bize. Şu Allahın mübarek evi kabenin içine çoğu evliya giremez iken çoğu müslüman kılıklı kafire izin verilmiş. Sen hikmeti hudayı arama derdine düşmezsen edepsizlik zehrinden kurtulamazsın. Hakkın iradesinin tecellisi böyle, var mı ondan daha iyi bilen. Belki de burda hırsız çaldığı kişi ile yanyana aynı safta namaz kılıyor.
-Nedir muradı Hakkın?
Hak diyor ki: Kul beşer şaşar, irili ufaklı hatalar yapar, ama bana gelmeyi aklına koydu mu ben onu şeytanın eline bırakır mıyım? Ben ki en rahmetli padişahım onun eksiğine takılır mıyım? Kirletmiş kalbini temizlemeye gelmiş. Onu, tek temizleneceği kapıdan kovmak olur mu? Ben cenneti onun için yaratmışken ateşten kaçan kulu ateşe atmak olur mu?
-Ama kötü niyetlilerde var. Derdi Allah olmayanlarda var.
Bu bir harmandır. İyi kullarla kötü kulların harmanı. Mis gibi aşk kokan kullarımın arasına giren mutlaka bir iyilik kazanır. Bu da rahmetimin büyüklüğünün bir nişanıdır. Hiçbir kulum kendini unutulmuş sanmasın. Hepsine açılan bir rahmet kapım var. Yeter ki ümidini kesmeyip kapıyı çalsın. İşte benim nizamımı görün anlayın. Sizi bunun için çağırdım buraya. Mevlanızı tanıyın diye. Döndükten sonra da eğer benim nurumu arayan varsa o kula gitsin ki o bana aynadır. Evimdeki nizamın aynısını onda yaşarsın. Onunla pervaz vurup direk bana uçarsın. Sen sevmem diye zorla kendini, ben ona mahabbet iksirimi koydum. Onu görünce kendinden geçersin, istesen de istemesende bir anda onu seversin, gerçek aşka ancak onunla gidersin. Bak ona sen, o bana aynadır. Bak ondan beni görürsün. Onu buldu isen tut elini gel. Daha ne boş boş durur düşünürsün?
-Kimler yani?
Havuz var tertemiz masmavi. Bakmaya doyamazsın. Kenarında yazar herkes giremez. Belirli az sayıda insanları içine alır. Daha büyük gölet var. O daha iyi, daha çok insana hizmet eder. Göl var daha da büyük. Büyük güzel ama fazla insanın yükünü çekemez, hep bir sınırı var. Göle girip heryere ulaşamazsın. Deniz daha iyidir ama boğazda tıkanır kalırsın. Fakat okyanusa ulaşırsan o zaman hiçbir sınırın olmaz. Hiçbir yerde eremediğine erer, göremediğini görürsün. Ama okyanusta güzel balıklar olduğu gibi kötü balıklar da bulunur. İşte Allahın dergahını en güzel yansıtan, en yakın aynalık yapan okyanustur. Eğer Hakka yakın olmak istiyorsan okyanus misali bir yüce gönüllü kula gitmen gerek. Onda hiçbir kişide bulamadığını bulur, eremediğine erersin. Bu kadar beyandan sonra “yahu kötü insanlar neden yanında” deme artık. Okyanus güzellikleri ile birlikte köpek balıklarını da katil balinaları da içinde barındırır. Sen gönül yoluna gir de hikmetini anla. Sonra farkına varıpta zamanla, dersin; O çok ta gözüne hoş gelmeyen, hoş görmediğin, bazı bazı arkanı dönüpte gittiğin zat meğer Allahü tealanın yeryüzündeki en has kuluymuş. Biz onu boş sandık amma meğer o tamamen Allahla doluymuş.
Fatiha….
sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla