“””Aşk dağı”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 5/8***

Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Aşk dağı”””

Musibet neden gelir?
Musibet Allahu Teala’nın bir lutfudur. Dünya ile sarhoş olmuş bir kalbin kendine gelmesi için atılan bir oktur. Mevlana hazretlerinin buyurduğu gibi ” Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu almaktır.”
Allahu teala dert verir. O dert anında insan kalbini meşgul eden dünyalık herşeyden sıyrılır. Hayatında asıl itibari ile değer taşımayan herşeyden. Kalbini bağlamaması gerekipte bağladığı herşeyden. O an O dertli kalp en samimi ve en yanık haldedir. Yani Rabbine en yakın olduğu andır. Yanık bir avaz ile nasibi varsa o an ister ” Ya rabbi kurtar beni bu aşağılık halden, seni istiyorum senin yolunu sana getiren kulunu isityorum” İşte Allahu teala kulunun hulusi kalp onda dönüp bu harika niyaz da bulunma makamına ermesi için musibet verir. Musibet bir lutuftur. Bu yanık niyazi boş çevirmez ve o dertli.kulu kendine yani Hakk yoluna alıştıracak, bu yolda onu aşk ile yarıştıracak has kulunu gönderir. Allah eri bu dertli kulun hayatına bakınca onda hoş olan bazı özellikleri farkeder ve onunla ilgilenmeye başlar. Ve onun edep ve bağlılığının derecesine göre o kutlu dağa doğru yönlendirir.
-O kutlu dağ ne dağıdır?
O dağ aşk dağıdır. O dağı tırmanmayan hakiki kulluğa varamaz. O dağdan uzak duran dünya sarhoşluğundan kurtulamaz. Allah eri söyler: O dertli halinde ettiğin niyaz yedi kat göğü geçmiş, Hakk niyazını beğenmiş te seni kendine seçmiş. Fakat ona gitmen için bu dağı tırmanman gerek. O aşk dağının üzerindeki kutlu kişi ipi sarkıtır ve ” Bu ipi çok sağlam tutmalısın. Tırmanırken iki kurala çok dikkat etmelisin. Her dağa tırmanın yaptığı gibi sakın aşağı bakma, aşağıdakilerin sözlerini duyma, gözünde kalbinde kulağında bende olsun. Yoksa bu işi başarman mümkün olmaz”
Tırmanmaya başlamadan önce sorun. Yoktur. Başladıktan sonra sorunlar başlar. En sevdiklerinden az sevdiklerine kadar herkes onu yolundan döndürmek için her yolu denerler işte aşk dağına tırmanmanın külfeti buradadır. Bunlara karşı koymak isteyen dağın tepesindeki kutlu zatın uyarılarını unutmayacak. Ona dönüp ” Tamam efendim tamam geliyorum. Ne denilenleri duyuyor nede aşağı bakıyorum. Ben size döndüm yüzümü, kulağım sağır sizin sözünüzden başka ses duymaz, gözüm kör artık sizden başkasını görmez, Ehli dünya sizinle arama bir ağ öremez.” Böyle devam ederse uzattığı ipini tuttuğu zatın gün gelir elini tutar. Ve daha da ötelere gider. Ama bir gevşeklik yaparda aşağı bakarsa o zaman sıkıntı. Aşağı bakmak demek dünya ehlini seyretmek demektir, kulak vermeden seyretmek bile kalbe zarar verir. Önce bakar sonra duyar.
– Ne der ki dünya eli?
Ne işin var senin o dağda. Biz seni biliyoruz sen yapamazsın. O dağın külfetine dayanmazsın. Bırak in aşağı. Bak tanıdığın kimse yok orada. Kimse tırmanmıyor. İyi bir şey olsaydı herkes yapardı. Tırmanmanın zorlukları ile karşılaştıkça bu sözler daha da kuvvetlenmeye başlar. Sonra olaya nefis mudahele olur onu yukarı çeken kutlu insan ile arasına nefsi yani egosu girer. Ego girdiği anda yükseliş durur. Kuvvetlenince ise aşağı çöküş başlar. Aşk ile ipini tuttuğu insanın o mübarek sözleri artik eskisi kadar etkilemez onu. Bide bunun üzerine kibir de eklenirse o vakit uçurumdan düşen gibi hızla aşk dağından düşer. Çünkü ego aşka engeldir. Kibir ise aşka zıt bir kutup. Biri gelirse ötekinin bulunması mümkün olamaz. Bundan dolayı şeytan insanı önce dünya makamlarına ermesi için kandırır. Sonra da sahip olduğu güç ve mevkii ile kibirlendirir. Kibir ise Allahu teala nın en sevmediği ahlaktır. O kötü ahlak ruhunu uçurumdan düşen bir kaya gibi aşk dağından aşağı düşürür. Önceleri edep ile huzurunda durup nur aldığı zata artık pervası kalmaz. Aynen şeytanın yaptığı gibi kendini hep haklı gören bir tavırla ters cevaplar vermeye başlar.
– Ne demiş ti ki şeytan?
Yaptığı yanlışları kadere bağladı. Allah’u teala ya: “sen beni sapıttın” dedi. Hak yoldan çıkınca kaderi bahane etmek şeytanın oyunudur. Doğru da yürüyen insan, o doğru yolda zorlandığı zaman hiç demez “Allah’ın takdiri böyle, böyle olmasaydı benim bu aşk dağında ne işim vardı. Ben sadece onun takdirine boyun eğiyorum” Fakat yanlış yola girdiği zaman “Allah’ın takdiri ne edelim” deyip şeytanın ilk isyanında yaptığı yanlışı yapar. Yani tabiri caizse “Allah ile Allah’ın yolundan sapar, Allah’ın takdiri deyip Allah’ın yolundan çıkar” Mesela kapalı(tesettürlü) iken ve bunda zorlanırken bu Allah’ın takdiri demez. Açılınca ” Allah’ın takdiri” der. Aşk dağına tırmanmanın zorlukları ile karşılaşınca “Allah’ın takdiri demez” Ama aşağı düşünce ” Allah’ın takdiri” der. Yani tamda hocası şeytanın öğrettiği ve istediği gibi.
Ama samimi olup o Aşk dağının tepesindeki zatın öğütlerini dinleyen de böyle bir sorun olmaz. Suya dalan kişinin dışarıda konuşulanı duymadığı gibi oda dünya ehlinin inkar ve tenkitleri ni duymaz. Kimseyi o kutlu zatın yerine koymaz. Ne ana ne baba. Çünkü bilir o zatın emrini tutarsam bende onun gibi nur olup etrafıma nur saçar. Bundan daha büyük anne bubama ve diğer insanlara ne fayda sağlarım.
-Niye aşk dağı? Aşk vadisi veya yaylası değil?
Aşk dağı çünkü yolu zorlu. Gitmek ve çıkmak aşksız mümkün değil. Dağ çünkü dağlar ihlas yeridir. Düzlükler insanlarla ve günahların ağırlığı ile doludur. Eğer Hakkın sesini duymak ve söylenenleri anlamak istersen çık bir dağa insanlardan uzaklaş. Hakka sor,kelimesi kelimesi ne aynı sözleri direk ondan dinle. Konuşana takılıp kalma ne konuştuğuna bak. Dağa çık istersen, konuşturanın Hakk olduğunu daha iyi anlarsın.

Fatiha…

Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla