“””Aşk ateşe atlamaktır”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 5/3***

Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Aşk ateşe atlamaktır”””

Aşk ateşe atlamaktır.
Ateş beni yakar mı diye korkmaz aşık. Aşığın korkusu ateş söner mi diyedir. Yanmaya alışmış kalp yangınsız kalır mı diye. Bir gönül, sevdiği gönülden mahrum olur mu diye.
-Yanıyorum ben hocam.
Yok!! daha yandığını sanıyorsun. Yanmak kendinden çıktığın zaman olur. Kendini unuttuğun zaman, Sadece aşık olduğun gönülü görüp kendini görmediğin zaman olur. Zaten o hale geldiğin zaman bunu sen söylemezsin. Sadece susarsın. Aşkını hep maşukun güzelliği yanında eksik görürsün. O kadar harika bir şey ki o, benim ona olan bağlılığım ve mahabbetim çok eksik. O beni kabul etti şükür. Yoksa benim ona yakışır ve yaklaşır bir halim yok.
-Sizde kendimi görüyorum, kendimde de sizi görüyorum hocam.
Güzel ama hakikat ise. Hakikat ise aşkın yoludur bu. Ama sonu değil. Bundan sonra kendinde de görmen gerek. Sonra her gördüğün güzel şeyde. Bundan sonra da her şeyi maşuk ile görmek var. Tabi var ise bu ulu sevdadan, bu ulu yoldan, bu ulu makamdan nasibin. Allahu Teala nasibi olanlardan eylesin.
Onun için, gönlünün sultanı ile fikir çatışması var ise kalbinde, senin bu anlatılanlarla alakan yok demektir.
Nasıl olabilir ki; sen yoksun o var. Sen onu gördüğün zaman bittin. Kendini kaybettin. Nereye dönüp nereye bakacağını bilmez oldun. Sonra o gönlüne hükmeden seni tuttu. Bu tarafa gel dedi. O halde olan insanın itiraza mecali mi olur?
O halde olmayan insanın aşktan yana söylediği sözler batıl olur. Bu ulvi duygu ve ahlaklar sözlerin değil kalbin işidir. Dil kalbin tercümanıdır derler. Ama sen kalbini tercüme ederken ve kalbinde olmayan ya da daha ham olan şeyleri tam olmuş gibi anlatırken o seni dinleyen gönül sultanı her şeyi anlıyor. Karnı aç adamın gözleri içeri çöker, dili emmekten dilini beyazlaşır. Susuzluktan dudakları çatlar. Şimdi bu evsafa sahip birisi sana gelip karnım tok, hiç suya ihtiyacım yok dese ne dersin?
“Sen otur kardeş ben geliyorum. Sana itiraz etmiyorum. Sözünle özünde ki garabete bakmıyorum. Çünkü sen dağları tepeleri aşıp bu mübarek kapıya kadar gelmişsin. O zaman eksiğini bilmesen de biz gerekeni yapmakla mükellefiz. Sen hele otur soluklan ben hemen geliyorum.”
Bir mükellef sofra gelince o zaman yoldan gelen nasıl aç olduğunu, ne kadar susuz kaldığını fark eder.
İşte gönül sultanı senin, şeytanın set çektiği tepeleri, nefsin araya koyduğu dağları aşıp ona geldiğini görünce bakmaz dilindeki yanlış tercümeye biraz bekle der ve sunar yedi kat göğün sofrasını. Ama bu sofra dünya sofralarına benzemez. Burada önüne kondukça ye. Çok yemenin dünyada zararı vardır. Bu sofrada ise önüne ne konursa ondan ne kadar çok yiyebilirsen ye! hep kardır. Ama önüne koyulanı ye. Bu ince ayrıntıyı da unutma. Her tabağa elini uzatma. Kimisine bal olan sana zehir olur. Evet varsın yansın ateşimiz. Hiç sönmesin. Nasibi olan bilsin olmayan bilmesin. Sonunda Yâr’e çıksın da yolumuz dileyen bizimle gelsin dileyen gelmesin.
Fatiha..
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla