“””Yeşil halı”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 4/11***

Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Yeşil halı”””

Medine’yi Münevvere de Efendimizin mescidinde efendimize yaklaşabildiğimiz kadar yaklaştık. Yeşil halıya bir kaç arşın kadar yakın bir yerde Resulü Ekrem S.a.v. Oturmamıza izin verdi elhamdulillah. Bu dersi cennet bahçesi olan yeşil halı da yapmak isterdik amma çok kalabalık ve izdiham var. Yeşil halı efendimizin kabri saadetine en yakın yer olduğu için isterdik. Ama sorun değil önemli olan manevi yakınlıktır. Bizim o iki cihan sultanına yakınlığımız yeşil halıdan değil yeşil gözlü sultandan gelir. Eğer Derviş, Şeyhimiz hazretlerine tam rabıta yapmayı elde edebilirse o vakit Rasülü Ekrem’in mübarek dizinin dibinde bulur kendini. Evet gelelim konumuza derin meselelerle akılları şaşkın eylemeyelim. Efendimiz S.a.v. Buyurdu:

Evimle minberim arası(şu an yeşil halı olarak ayrılmış yer) cennet bahçelerinden bir bahçedir. Burda bu hadisi şerifi bilmeyen yoktur. Ama Hikmet’inden çoğu gafil. Allah subhanehu ve Teala bu mübarek yere bu ikramı neden İhsan etti düşünmüyor. Çok kitap okumakla Ada’m olurum sanıyor ama bilmiyor ne kadar okusa şeytan kadar alim olamaz. Şeytan gibi, Allah erlerine hürmet etmedikçe gerçek ilme ve ilmin nuruna varamaz.

-Neden peki o yer öyle mübarek bir yer oldu?

Çünkü efendimizin evinden çıkıp insanları irşad ettiği yer ile ara mekan burası. Aslında Resulü Ekrem’in mübarek ayağının bastığı her yer mübarektir bizim için ama burası genel olarak Allahu Teala’dan gelen vahi ve ilhamları insanlara aktarmak için gidip geldiği yoldur. O mübarek ayakların böyle âli(yüce) bir vazife için yürüdüğü yerleri cennetten sayar o kudretli padişah. Yani aslen mübareklik yerden değil üstünde mübarek vazifesini ifa etmek için yürüyendendir. Ama Allahu Teala Nur’undan mahrum kılıp nursuz bırakmasın ki bizi bu İlahi ikramın sahibini anlamayanlardan olmayalım. Dedik ya bizim Rasülü Ekrem’e yakınlığımız yeşil halıdan değil yeşil gözlü sultandan gelir. Burda her gün yeşil halı da olma imkanı bulan insan vardır da yeşil halıyı cennet yapan o mübarek ayakların hürmetini bilmez. Yeşil halı da oturup dua etmeye izin verir de Resülü Ekrem’in huzurunda dua etmeye izin vermez. “Selam ver geç! dua yasaktır” der. Ve kendini dinin savunucusu müthiş bir alim olarak görür.

“Dua Allah’a yapılır burda olmaz” der. Buraya dönerek olmaz. Yahu soruyorum mübarek Kabe’yi muazzama ya dönüpte dua eden, isteğini mübarek kabenin örtüsünden mi ister yoksa taşından mı? Yüzünü kabeye kalbini kabenin Sahibi ne döndürür. Kabenin sahibinden ister. Resülü Ekrem’e dönüp elini açan yüzünü Allah’ın Habib’ine Kalbini Allah’a döndürür. Arada ne gibi bir fark var. Resülü Ekrem’den isterse sadece şefaat ister. Efendimizin Günahının affına, maksadına vaslına Hakk katında yardımcı olmasını ister. Yok derler olmaz. Bu adamın kendine en önemli vazife olarak seçtiği iş Rasülü Ekrem’in mübarek kabrine arkasını dönüp elleri dua halinde olanların ellerini düzeltmektir. Selam ver sadece, dua edip Kuran okuma der. Eee selam vermek sünnet almak vaciptir. Efendimize selam verirsem beni duyup selamımı alır mı? Evet alır. Peki selamımı duyan okuduğum Kuran’ı Kerim’i, arz ettiğim şu biçare halimi duymaz mı? Bunları Hakka sunmaz mı? Yok der haşa o ölüdür. Ondan medet umulmaz. Bre ölü olan sensin. Sen nefes alsan ne olur senin kalbin ve ruhun ölmüş. Yüzün gecenin karanlığına dönmüş. Kibrin seni ele almışta bu mübarek yerde Rasülü Ekrem ile Aran’da perde olmuş. O ölü ise yeryüzünde diri yoktur. Ama nuru olmayan nerden bilsin bunu, gözü kör olan Nasıl görsün. Allahu Teala kalplarimizi Nur’undan mahrum bırakmasın. Ayeti Kerim’e de buyurulduğu gibi:

Allah tebareke Ve Teala Nur vermedi ise o insan için hiç bir Nur yoktur. Nursuz insan ise öyle bir karanlık içerisindedir ki yine ayeti Kerim’e de:

Elini (cebinden) çıkarsa elini görmez. Nursuz insanın kaldığı karanlık nefis ve şeytanın oyunlarının karanlığıdır. “Elini çıkarsa görmez” derken elden Murad hidayet yoludur. Hidayet yolu eli kadar yakınken eli kadar rahat ulaşılabilir ve kullanışlı iken rahat girilebilir ve görülebilir iken göremez. Nursuz insanın hali böyledir. Burada Hazreti Ebu Lübabe sütunu vardır. Herkes bilir üzerinde de yazar. Ebu Lübabe r.a bir yanlış yapmış ve ailesine:

Allahu Teala affedene kadar beni mescidi Nebevinin (şu an ismi Ebu Lübabe sütunu olan)direğine bağlayın diye emretmişti. Efendimiz bunu duyunca:

Bana gelseydi ben onun affını dilerdim Allahu Teala da hemen icabet ederdi. O ise bana gelmeden direk Allah’a gitti şimdi beklesin affının gelmesini diye buyurdu. Uzun günler o sütunda bağlı kaldıktan sonra affı geldi. Burda Hazreti Lübabenin bu sıkıntıyı çekmesi bu yolun edebe uygun olmadığını kendisinden sonra gelenlere öğretmek içindi. Yani Ey ümmeti Muhammad bilin benden öğrenin bu ulu edebi unutmayın Rasülü Ekrem’e derdinizi arz ederseniz en kutlu yolda gitmiş olursunuz. Ayetin “elini göremez” dediğinin bir tecellisi burda gözüküyor. Her gün bu sütuna bakar da bu insanlar hala Resulü Ekrem’in makamını anlamaz ve onun Nur’undan bir damla kalplerine damlamaz. Onun için ne maneviyattan haberleri olur ne de Rasülü Ekrem’e olan aşktan. Ne yeşil halının sırrını anlarlar nede haberleri olur O yeşil gözlü sultandan. Biz yine sultanımıza kalbimizi dönüp edep yolundan ırılmayalım. Rasülü Ekrem’in yakınından ayrılmayalım.

Fatiha…

Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla