“””Sultanın Ateşi”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 4/9***

Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Sultanın Ateşi”””

Tutma elimi dost tutma ki yanarsın
Bir gün kalbin hoş olur üç gün ağlarsın
Samimi değil isen burada ne yaparsın
Yari on gün bekler bir an görürsün
Hasretiyle yaşar aşkıyla ölürsün

Şu yüce dağları yemyeşil eden Allahu Tealaya hamdu-senalar olsun. Şu koyu yeşilin insanın kalbine kattığı feyize bak. Subhanellah. O güzel padişaha ne güzelde ayinelik ediyor. Bu cennet misali Ak Dergahı bize lütfeden, bu nimetin şükründen gafil eylemesin bizi. amin..
Evet ne demişler “Sultanın yakını, Sultanın ateşidir.” Neden demişler bunu? Bu ateşten murad nedir?
Sultana yakın olmak büyük bir iştir. Büyük işler ise büyük insanların elinden gelir. Ve büyük insanlarda büyük imtihan ve çileleri mıknatıs gibi çekerler. Çile ve dert geldiği zaman sabır ve metanetle karşılıyorsa büyük insandır. Yok sabırsız davranıyor, devamlı şikayet ediyorsa o zaman büyük insan olamaz. Çünkü başına gelen dert ve çile ondan daha büyük olmuş ki ona güç yetirememiş. Bir insanın imanı derdi ve çilesinden büyük değilse, o insan büyükler sofrasında oturamaz. Büyüklerin sofrası dediğimiz Sultanın yakınıdır. Sultana yakın olmak ise haklı haksız, liyakatli ve liyakatsiz herkesin isteğidir. Onun için bir kul sultana yakın olduğu zaman bütün gözler ister istemez üzerine dikilir. O vakit bu kıskanç gözlerin şerrinden korunmak için edep ve sükunetle yolunda yürümeye devam edip sivri dil sahibi olmaktan da çekinmelidir. Çünkü Sultanın heybet ve azametinden kimse ona yanlış konuşamaz. Nefsinin kölesi olan insanlar bundan dolayı bütün hırsını sultanın yakınından çıkarmak ister. Bu yalan dünyanın, imtihan için olduğunu gösteren ayrı bir oyunudur.
-Sultana yakın olmayalım o zaman.
Kalbi sultanın mahabbeti ile dolu olmayan herkesin tercih edeceği yol bu olur. Ama biraz önce bahsettiğimiz gibi, büyük insan dediğin derdi görünce kaçan değil imanının derdinden daha büyük olduğunu ortaya koyandır. Sultanın mahabbeti ile dolu olan insan için sultandan uzak kalmak gibi bir seçenek yoktur. Onun için, onun aklında ve kalbinde geri dönmek gibi bir yolda olmaz. Zorluğu var diye hazineye giden yoldan dönen olur mu hiç. Bu yakınlık dağa çıkmaya benzer. Dağa çıkan kişi dağın altında olanın göremediklerini görür. Eremediklerine erer.Sultana yakın olan kişi de keza öyle. Dağın üzerinde olmak tabi ki daha tehlikelidir. Ama gördüğü manzaranın yanında bu teklikeye kimse önem vermez. İnsan yükseldikçe düşmanları çoğalır. Ama ona misil imanı da artar. Onun için bu kutlu yolda bırak yürümeyi, hiç düşünmeden koşmalı. Devlet işleri de böyledir. Bu gün bazı kesimler “vatanı yaşanmaz hale getirdiniz. Her yere ölüm saçtınız” diyorlar. Ama bunun sebebini düşünmek işlerine gelmiyor. Dünya ya hükmetmek istiyorsan en büyük şeytanlarla karşılaşmayı göze alman gerek. Yok ben şeytanları karşıma almak istemiyorum, niye isteyim diyorsan o vakit dövüşüp alt etmen gereken şeytanın, dövüşmeden mağlubu olur, yanında vazifeli olmaktan kaçtığın Sultanın yerine şeytanın esiri olursun. Çünkü şeytanın yanı diye bir yer yoktur. İnsan ya şeytanın hasmı ya da şeytan tarafından zincire vurulmuş kölesidir.
-Sultanın ateşi diyorsunuz. Ateşe girmek ister mi insan?
Evet bu ateşin şerhini de evliyalar sultanı Şeyh Nazım Kıbrısi k.s. yaptı. Tarihçi bir alim büyük şeyhimizin huzurunda bu sözü dile getirdi. Şeyhimiz, sultan kelimesinden kendi kast olunduğu için “esteğfirullah, sultanın ateşi sadece bizim günahlarımızı yakar” diye buyurdular. Sen gönlüne sultan olmuş zata yakın oldukça çilelerin arttı diye şikayet yoluna girer, arkanı dönüp gidersin. Halbuki o -çile ateşi- seni sadece günahlarından temizlemek içindir. Kaçtığın şey aslında seni tertemiz yapıp Allahın huzuruna kabul edilmeni sağlayacak olan anahtarın, Hazreti Rahmana açılan kapındır. Yahu ben bilmiyordum diye ağlama sonra, burası bilme yeri değildi çünkü. Burası emre sorgusuz itaat etme yeri idi. Sen itaat eder çileni çekersin. Onlar da lütfederler.
Bir derviş tanıdım Evliyalar Sultanı Şeyh Nazım Kıbrıs k.s. hazretlerinin yakınına aldığı. Bu derviş birden Büyük şeyh efendi hazretlerinin çok yakınına alınmış. Bundan dolayı da bir sürü nazarları üzerine çekmiş. Bunun üzerine sultana yakın olmanın ateşi ile yanmaya başlamış. Öyle ki gelen yalan yanlış iftira ve ithamlardan dolayı ne vakit takati kalmasa, büyük şeyh efendi hazretleri karşısına çıkar mahabbet dolu gözleri ile ona nazar edermiş. O vakit o dervişin kalbi mahabbetin gücü ile öyle kuvvet bulurmuş ki bütün başına gelenlerin nefsini terbiye etmesi için birer ders olduğunu anlar, o mahabbetli gözlerin bakışının kalbine verdiği sarhoşluktan dolayı “Gönder sultanım!(çileleri) on kat daha fazla gönder” dermiş. Onun için ne varsa Allah için seven kulların mahabbetinde var. O kuvvet sahibi sana nazar ediyorsa o zaman sen değil senin karşında durmayı düşünenler korksun. Çünkü mahabbetle dolu kulun yardımcı Allahu Tealadır. Hakk’ın yardımına mazhar olan kula kimse karşı koyamaz. Ve o kuldan daha kutlu bir kul olamaz.

Fatiha…..

Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla