“””Aşk ve denge”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 4/4***

Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Aşk ve denge”””

İşlerde en hayırlı olan en orta halli olanıdır. Yani dengenin muhafaza edilip aşırıya kaçılmadan yapılanıdır. Hangi işi yapıyorsa insan dengeyi muhafaza etmesi gerekir. İbadette de bu böyledir. Mesela gece ibadet yapacağım diye kendini çok yorup sabah namazı cemaatini kaçırmaktansa, gece uyuyup seher vakti kalkıp hem teheccüd kılıp hem de sabah namazını cemaatle eda etmek daha doğrudur. Çünkü zaten sabah namazını cemaatle kılmak geceyi ibadetle geçirmiş sevabı verir. Hemde camiye gidip dost meclisinden geri kalmamış olur. Bunun içindir ki Hazreti Ömer r’a. Bir gün sabah namazı cemaatine gelmeyen birinin neden gelmediğini sormuş, “gece yi ibadetle geçirdi yorgun düştü. Onun için sabah namazını evde kıldı” cevabını alınca ” gece uyuyup sabah cemaate gelseydi daha iyiydi” diye buyurmuştur. Sadaka veren kişi ehlinin ihtiyacını ayırıp kalandan sadaka vermesi gerekir. Aynı şekilde ahlakı da dengede tutmak gerekir. Neyi ne kadar sevmek gerektiğini neye ne kadar kızmak gerektiğini iyi ölçmek gerekir. Efendimiz s.a.v. buyurdu:
Sevdiğini ölçülü sev bakarsın bir gün kızdığın kişi olur. Kızdığına da ölçülü kız bakarsın bir gün sevdiğin olur.
-İnsan dengeyi nerede kaybediyor?
Aşırı kızmak ve aşırı sevmek dengeyi bozar. Hadisi şerifte buyrulduğu gibi neyi ne kadar seveceğini bilmeli. Her şeyin bir kıymeti var. Bakıra gümüş gümüşe altın altına da elmas değeri biçersen ziyan eden sen olursun. Onun için bir şeyi sevmeden önce senden iman ve akıl olarak daha üstün kişilerin o şeye nasıl yaklaştığına bir bakmalı. Direk bunları düşünmeden ileri atılırsa sonra kendini ziyandan geri alamayabilir. Çünkü Efendimizin buyurduğu gibi “Bir şeyi çok sevmek gözünü kör, kulağını sağır yapar” Bunun iyi tarafı da var kötü tarafı da. Kötü tarafına rast gelmemek için büyüklerin o şeye nasıl bakıp değerlendirdiğine dikkat etmeli. Mesela dünyalık bir şeyi fazla seversen bu senin kalp gemini batırır. Sen bu şeyi sevmeden önce büyüklerine bakmaz isen sevdikten sonra sana bu sevginin zararları anlatılınca duymaz, gösterilince de görmezsin. Dünya ki “onu sevmek bütün hataların başıdır” diye buyurdu efendimiz s.a.v. Bir çorap söküğü gibi dünyayı sevdikten sonra Allahın istemediği her şeyi de mecburen sever. Kadın, kız, araba ev vs vs.
-Ama yaşamak için bunlara ihtiyaç duyuyoruz.
Evet ama doğru şekilde ve dengeli olarak. Mesela yemek tuzsuz olur mu olmaz. Ama sen bir tabak çorbaya bir su bardağı tuz katarsan olur mu? Denge bunun için lazım. Büyüklere bakıp onlardan her şeyin nerede ve ne kadar gerektiğini öğrenmek gerek.
-Büyüklerimiz nasıl anlatıyor peki?
Büyüklerimiz diyor ki; Önce Rabbini tanımalısın. Tanı ki asıl muhabbetin kaynağına in. Ama O’nu tanımak için O’nu en iyi tanıyan Peygamberimiz s.a.v.’e kulak vermelisin. Çünkü Efendimiz s.a.v. O’nu gören tek yüce kişidir. Efendimizi tanımak istiyorsan O’nun ahlakını ahlak edinmiş zata git, ondan öğren. Çünkü Efendimiz öyle yüce ahlaklıydı ki o yüce ahlakı tam anlamak için hali ile gösteren zat gerekir. Bu ilahi yolu takip edip Rabbine doğru yol alırsın. Kalbini ve gönlünü asıl sahibine ayırır en güzel zatın muhabbeti ile doldurursun. Sonra Allah’a yakın olan, sevgisi Allah’a götüren her şeyi seversin. O vakit neye bakarsan Hakk’ a aitliğini düşünür. Her güzelde Hakk’a açılan bir kapı görürüsün. Şu durumda bu ilahi yola girip kendini tam veren kişinin artık dengeye ihtiyacı kalmaz. Çünkü bu sevda ve aşk yoludur. Aşk ise sınır ve tarif kabul etmez.
-Biraz daha açık anlatır mısın?
Sultan Hazreti Ebu Bekir r.a.’ın destanlarından birine değinelim. Efendimiz savaş için ihtiyaçlar olduğu beyan etmiş, Müslümanlar ellerinden geleni yapsın ve bu ihtiyaç ortadan kalksın diye buyurmuştu. Herkes bir kısım malını getirdi. Normal bir durum göze alındığında tabi ki her insan evinin ihtiyaçlarını bir kenara bırakıp fazla olanından sadaka vermesi gerekir. Fakat Sultan Ebu Bekir gibi bir kalp bütün sınırları aşan bir hal sergileyecektir. Ve bütün Müslümanlara ulu destan niteliğinde bir şey yapacaktır. Efendimiz sordu: “Ya Eba Bekr sen ne kadar sadaka verdin?”
Hazreti Ebu Bekir r.a. “Malımın hepsini verdim Ya Resulellah” dedi. Efendimiz s.a.v. “Ehline ailene ne bıraktın peki” Buyurdu. Hazreti Ebu Bekir r.a. :
” ALLAH ve RESÜLUNU BIRAKTIM” dedi. İşte bu kalpteki yüce aşkın bütün sınırları aşıp aşksız kesinlikle ulaşılamayacağı bir yere yükselişidir. Bazı insanlar bize “neden aşktan çok bahsediyorsunuz” derler. Çünkü her kutlu ahlakın doğduğu pınar ve kaynak kalpteki aşktır. Hazreti Ebu Bekir r.a.’ın Efendimiz s.a.v.’ e olan müthiş teslimiyetinin, Hazreti Ömer r.a.’ın dini emirlerdeki sarsılmaz ikametinin, Hazreti Osman’ın bir güzel yemeği Rasülü ekrem olmadan yiyemeyişinin, Hazreti Ali’nin her cenkte en önde gidişinin ana kaynağı ve sebepi kalplerinde olan müthiş, yerlere göklere sığmayan Allah ve Resülünün sevgisidir. Aşk kalbin aldığı nefestir. Asrımızın insanı bu nefesten mahrum kalıp kalplerini bitkin ve hastalıklı hale getirdiler diye biz bu ulu cevherden vazgeçecek değiliz. Ciğer bir vakit nefessiz kalınca nasıl ki insanı komalara ve aklını yitirmeye götürüyorsa, kalp nefessiz kalınca da iman o derece bitkisel hayat noktasına gelir. Koma da olan insan söylenilenleri duymaz, duysa bile bir şey yapacak kuvveti olmaz. Aynı şekilde kalbini komaya sokan insanda söylenilen ilahi kelamları duymaz, duysa da bir şey yapamaz.
Bir insanın okuduğu ayeti kerimeye kalbini yatırabilmesi Allahu Tealaya olan muhabbeti nispetindedir. Aynı şekilde duyduğu bir hadisi şerifin nurunu Efendimi s.a.v.’ e olan muhabbeti nispetinde kalbine indirebilir. Bir Allah dostunun vaazından ona olan muhabbeti nispetinde fayda görür, duyduğunu uygulama yoluna girer. Ama aşk sınırında içeri girene kadar dengeyi muhafaza etmeli. O sınırdan içeri girdiği zaman bütün dengelerin sınırlarını aşabilir.
-Yani biz Hazreti Ebu Bekir gibi yapabilir miyiz?
Hayır. Önce onun gibi Allah ve Resülune muhabbet yoluna girmeli sonra ne yapacağını kalbin sana söyler. O ilahi haller ile hallenmeden böyle bir şeyler yaparsan “vakti gelmeden öten horaz” gibiolur akıbetin. Her şeyin bir vakti, her halin eri var. Büyüklerin dediği gibi:
Herkesin kalbinde ulu makamlara erme isteği vardır, Ama asıl mesele o makamların sahibi olan zatların yolunda sebat edebilmektir. Bunu yapabilen insan çok azdır.
-Zaten şimdi Hazreti Ebu Bekir gibi yapan adama deli derler.
Evet ama İmamı Busıri ks hazretlerinin buyurduğu gibi aşka düşen insan kınamaları duymaz. Yani aşka düşen insan o denizde suya dalmış gibi olur. Suyun içinde hem de böyle derin sulara dalmış insana sen istediğin kadar anlat o seni duymaz. O ermiş ereceğine, varmış sevdiceğine. Gayri giden gitsin gelen gelsin bize zararı yok. Kalbimizde Hakk’tan ve Hakk’a ait olmayana yer yok. Allah ve Resülunden uzak olmayı tercih ediyorsa birisi, biz onun peşinden gidecek değiliz. Bizim onun peşinden sadece duamız gider. Geri dönüp kendini yakmasın, dünyayı sevip bataklara batmasın diye. Gayri yol belli, yolun götürdüğü son durak belli. İster yüz kere söyle ister elli bu alemin yaratılış sebebi de aşk, insandan ermesi beklenilen son makamda aşktır. Ne kadar güzellik var ise doğduğu kaynak yine aynıdır. Allah subhanehu ve teala bize sevdiği kulların muhabbetini ihsan buyursun. Aminn..
Fatiha…

Sakaryevi

Fatiha…

Arama
RSS
Beni yukari isinla