“””Ab-ı Hayat”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 4/7***

Medet Ya Sultanel-Evliya

“””Ab-ı Hayat”””

Topraktan geldik toprağa gideceğiz. Toprağız aslen biz. Nedir burada ki hikmet? Allahu Teala dört ana unsurdan bizim için toprağı neden seçti? Bundaki muradı ne idi?
Halvette olan sultanımızın nazarı kalbimize değsinde Merhamet sultanının işlerindeki hikmetler kalbimize insin.
Bilmeyen cahil der ki topraktan bir suret yapmak daha kolaydır. Heyhat bilim adamı dediklerinin çoğu İslamın yüce kapısından içeri girmiş en cahil insanın ilk adımında anladığı hikmeti, bir ömür tükettikten sonra anlamaya vakıf olur. Sonra ona bilim adamı derler diğerine cahil. Yalan dünya şeytanın öğrettiği gibi hep yanlışa doğru süsü vererek insanları kandırmaya devam ediyor.
-Peki burada suç kimde?
Suç bu dünyayı yaratan padişahın “dünya aldatıcıdır sakın aldanmayın” diye buyurduğu halde, dünyaya aldanma yolunu seçen o kötü fikire teslim olmakta. Teslim olan kişide. İnsanoğlunun yaptığı neye benziyor biliyor musun? Bir havuzun kenarında “içmeyin ve girmeyin zehirlenebilirsiniz” diye yazıyor. İnsanoğlu da “birşey olmaz” deyip gözü kapalı içip, içine atlıyor. Sonra zehirlenince “neden hep benim başıma geliyor” diyor.
-Mübarek insan sen o tabelayı görmedin mi?
Gördüm.
-Okumadın mı?
Okudum.
-Daha niye havuza girdin?
Belki bir şey olmaz dedim.
-Yahu hayatınla kumar mı oynuyorsun sen. Ne acayip bir durum bu. Bundan bin kat daha acayip olan ise insanın ahireti ile kumar oynamasıdır.
-Nasıl yani?
Anlatalım. Allahu Teala Resulünün dili ile buyurur:
“İçki içen melundur, cennete giremez. Açık saçık gezen cennetin kokusunu alamaz. Namaz kılmayan sırattan geçemez. Şeytana tabi olan Rabbine eremez.” Bunları duyar dinler. Ve hepsini yada bir kısmını işler. Sonra da “Allah beni seviyor” der kendini kandırır. “Bana bir şey yapmaz” der aldanır. Birisi onun bir şeyine zarar verse ve gözünün önünde bile bile inkar edip ben yapmadım dese “Yahu Allahtan kork! gözümün içine baka baka yalan söylüyorsun” der. O kişi ona “olsun Allah beni affeder, o beni seviyor” dese. O kişiye bu sözünden dolayı ahmak gözüyle bakar. Ama kendi bu ahmaklığı devamlı yapar, farkında olmaz.
-Ama ben kul hakkı yemiyorum ki!
Yahu kul hakkı dediğinde de Allah hakkı var. İki durumda da yanlış yapıyorsun. Ayrıyetten kim dedi sana kul hakkı olmadığını. Açık gezen insan, kendisine bakıp günaha soktuğu kişilerin hakkına girer. Çünkü açık saçı ile ortaya serdiği bedeni ile toplumun ahlakına da, erkek fıtratına da zarar verir. Yoksa ümmetine o kadar şefkatli olan peygamber neden açık gezenlere lanet etsin. Namaz kılmayanlar bulunduğu yerdeki bereketin gitmesine sebep olurlar. Bulundukları yere afet gelmesine sebep olurlar. Bunlar Hakk değil mi? Bir yerde deprem olunca orada ölen insanlara içi yanan kişi bir daha olmasın diye namazına başlamayı düşünüyor mu? Düşünmüyorsa o göz yaşlarının hakikat penceresinden bakıldığında bir değeri olur mu? Açık gezen kadınların taciz ve tecavüzcülere kızması gibi.
Dönelim konumuza topraktan yaratıldık evet. Çünkü Hakk subhanehu ve teala bizden toprak gibi olmamızı ister. Yani mütevazi olmamızı. Bizi en büyük günah olan kibirden en uzak noktaya çekmek için ana maddemizi topraktan seçti. Sen mütevazi bir kul olmak için yaratıldın. Aman ha! şeytan gibi kibir evine girme. Bak seni topraktan yaratarak o kötü ahlakla arana en büyük mesafeyi çektim. Kendini bir şey sanan olma. Sen kulluk tacını giy. Ben sana göklerin kapılarını açayım. Üzerine yedi kat gökte bulunan meleklerimin bile bilmediği hikmetleri saçayım. Allah erleri bu ilahi sırrı bildikleri için hiçbir güzel ameli kendilerine nisbet etmediler. Ne güzel yaptı ise şeyhlerine nisbet ettiler. Şeyhimizin bereketidir dediler. Peygamberimizin hürmetinedir. Allahu Tealanın fazlu keremidir dediler. O kibir evinin tarafına bile bakmadılar. Allahu teala da onlara ledün ilmi kapısını açtı. Kimsenin bilmediği, bilemediği ilimlere vakıf oldular. Bize düşende onlar gibi mütevazi olarak kulluk yolunda yürümektir. Fakat toprak var yaştır, hoştur. Toprak var kuru. Senin toprağın kuru ise eksik olan bir şey var. Kuru olup susuzluktan çatlamışsa, o toprağa ab-ı hayat olacak, hayat verecek sudan uzak kalmışsın demektir. Bu alemde kibirli olma diye topraktan yaratıldın evet ama asıl davan o toprağı çorak hale getirmemektir. Onun için toprağına can verecek olan o ab-ı hayat kaynağını ara bul. Gönlünü kurak toprağa döndürme. Allah için gönlüne bir şey koy. O sana ab-ı hayat olsun. Kimisi kedi koyar, kimisi köpek. Ve ona insandan çok değer verir. Herkesin değeri gönlündeki ne göredir. Kedi köpek araba evden iyidir. Ama insana yakışan gönlüne kendinden daha değerli olanı koymasıdır. Yoksa altın kadehten çamurlu, balçıklı su içmiş olur. Ve o su ona hayat vermez. O su, onun toprağının çoraklığını gidermez. Bir insanı gönlüne koyar da o insanın göklerle bağlantısı yoksa, oda bir vakit onu sulayabilir. Sonra yine çorak günlerine geri döner. Çünkü o kişininde suyu sınırlıdır. Ama Allaha bağlı bir kula, gönülden bağlı insanın toprağına bereket saçılır. Her an daha güzel, her an daha verimli olur. Onun bereketi ve suyu etrafındaki topraklara da ulaşır. Onun için biz göklerle bağlantısı tam olan o suya gidelim. Bize ab-ı hayat olsun. Can versin bize. Canan olsun gönlümüze. O vakit ne çoraklıktan kork ne de susuz kalmaktan. Çünkü Hakktan olan herşey gibi o su da ebedidir. Seni o, bir gün gider diye korkutan şeytanın hilesidir. Korkacaksan tembellik yapıp ondan az nasip aldım diye kork. Çünkü ondan başka gönlüne hayat verecek bir su yok. Bu hayat diye bahsettiğimiz ebedi hayattır. Fani dünya ile işimiz yok.

Fatiha…

Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla