“””Yalan yılanı”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 3/3***

Medet Ya Sultanelevliya

“””Yalan yılanı”””

Çok önemli bir mevzuya geldi bahsimiz. Evet neden şimdiye kadar yapmadık ki bu dersi. Halbuki zamanımızda her insanı çepeçevre saran bir yılandır yalan. O yılana sarıldıkça kurtulacağını zanneder. Ama her sarıldığında o yılan zehrini daha çok zerk eder.
-Niye yalan söyler ki insan?
Allah’a sığınmayı bilmezsen, şeytan seni yılandan medet umar bir hale getirir. Sende devamlı yalanın arkasına sığınırsın. Hani der ya atalarımız
DENİZE DÜŞEN YILANA SARILIR.
Deniz dediği girdiğin yanlış yoldur. Allah’ın yolunu tercih etmeyen herkes, o yanlış yola girer. Sonra o yanlış yolda girdiği yolun yanlışlığını fark edip orayı terk etmesi ve Rabbine yönelmesi gerekirken inat edip devam etmek ister. O zaman önüne devamlı dar boğazlar çıkar o dar boğazlardan yalan söyleyerek kurtulduğunu zanneder. Fakat o geçtiği dar boğazlar aslında Allahu Tealanın onun bu gittiği yanlış yollardan dönmesi için gönderdiği birer işarettir. Çünkü bu yolun sonunda kurtulması mümkün olmayan bir uçurum var. Sen dar boğaza gelince yanlışını anla da orada dur daha ileri gitme. Her yalan söylediğinde dar boğazı geçip de şükür eder. Halbuki her dar boğazı geçiş sondaki uçuruma biraz daha yaklaşmış olmanın işaretidir.
-Peki nedir bu dar boğazlar? Bunların hayattaki karşılığı nedir?
Bunlar gerektiği gibi elde edilmeyen hazlardır. Hak etmediğin halde elde etmek istediklerin. Bunları elde ederken zaten yalan dolanla elde edersin. Sonra bir kere yalan söyledim daha söylemicem desende boş. Şeytan sana kancasını taktı çünkü. O yalan ile elde ettiğini elde etmek için bir, elde ettikten sonra kaybetmemek için bin tane yalan söylersin. Netice mutluluk değil mutsuzluktur. Allahın razı olmadığı şeylerde ne mutluluk olur ne de huzur. Yani netice olarak yalan söyleyen kişi kendi kendini mahveder durur. Onun için Hazreti Fahri cihan efendimiz buyurdular:
ZARAR VERİCİ DİLDEN BÜTÜN BEDEN RAHATSIZ OLUR.
Tabi beden içinde en çokta kalp. Onun için yalan söylemeyi adet edinmiş insanlar düştükleri çıkmazlardan dolayı devamlı kalpleri daralır durur. Sonunda kurtulması zor hastalıklara düçar olur. Zarar veren dil katı sözlü manasına da gelir yalan söyleyende. Çünkü bunların ikisi de kalp kırar. Ama yalan daha ağırdır. Katı konuşan insan zaten kendini belli etmiştir. İçinde olanı dışarı çıkarmış, karşısındaki insana ona karşı nasıl davranması gerektiğini belli etmiştir. Ama yalan söyleyen anlık iyi gözükse de en gerektiği anda tamamen güvenilmeyecek biri olduğunu ortaya koyar. Bir gün sahabeyi kiramdan birisi Efendimiz s.a.v’e sordu:
-Ya Rasulellah müslüman zina yapar mı? Efendimiz: Bazen bu hataya düşebilir buyurdu.
-Peki içki içer mi? Efendimiz: Bazen bu hataya da düşebilir dediler.
-Peki yalan söyler mi? Efendimiz s.a.v.: müslümanlıkla yalan bir arada bulunamaz dedi. Başka bir hadisi şerifte de münafık ahlaklarından birisi olarak zikredilmiştir. Buradan büyük nasip almak gerekir. Demek ki yalan insanın kalbine zinadan ve içkiden daha çok zarar veriyor. Çok basit görülen şey halbuki ne canlar yakıyor.
-Yani yalan söyleyen dinden çıkar mı?
Hayır ama müslümanlığı çok zayıf bir hale gelir. Kansere yakalanmış hasta gibi. Hayatta ama tam bir hayat denmez. Yalan söyleyende müslüman ama kanserli müslümandır.
-En büyük yalan hangisidir?
Kişinin kendine söylediği yalandır. Nefis ve şeytanına karşı koyamadığı için doğruyu yanlış, yanlışı doğru göstermek için kendini kandırdığı yalandır. Mesela kırk yaşına kadar mübarek ağzından bir yanlış kelime duymadıkları, güvenilirliğinden dolayı “Emin(Güvenilir)” diye isim taktıkları, özü nur yüzü surur dağıtan kutlu peygamberin iletmiş olduğu her doğruyu yalanladıkları gibi. Bu yalanlamanın arkasında sığındıkları hiçbir delilde yokken. Hatta Mekke müşriklerinden bazıları bunu alenen itiraf etmiştir. Kendilerine “nedir bu durum” diye sorulduğu zaman. “Muhammed(s.a.v.) doğru söylüyor da, kabul etmek bizim işimize gelmiyor” dediler. Bu gün bu kıssayı duyanlar o müşriklere “vay cahiller” diyor fakat kendine hiç bakmıyor. Halbuki O iki cihan sultanının kutlu yolunu öğretenlere karşı kendi de aynı tavırda. O da o güzel insanların sözlerine kulaklarını tıkarken Mekke’nin müşrikleri gibi kendi uydurduğu yalanlarla kendini kandırıyor. “Ben meali okudum kuranda öyle bir tesettür yok ” der. Meal ile Kuranı kerim anlaşılabiir mi? Şahı merdan, ilmin kapısı Hazreti Ali r.a. buyurdu:
Ben Kuranı Kerimi tefsir etsem(geniş tafsılatlı anlatan bir kitap yazsam) besmeleyi anlatmaya başladığım vakit 40 deve yükü kitap olurdu da besmelenin manası bitmezdi. Bu gün Hazreti Ali’yi çok sevdiğini iddia edenlerin yüzde doksan dokuzu ya açık ya da gerçek tesettürle hiçbir alakaları yok malesef. İşte en büyük yalan insanın kendine söylediğidir.
-Ondan sonra?
Sonra tabi ki en sevdiğine, yar dediğine söylediği yalan. Sevecekse birini insan Allah için sevmeli. Allah için sevdiğine hiç yalan söylenir mi? Yok ben Allah için sevmedim derse o sevgide yalan zaten. Allah için olmayan her şeyin yalan olduğu gibi. Yalan söylemesin çünkü yalan söyler ise bu gerçekten sevmediğini gösterir. Düşünün Hazreti Ali r.a. Efendimiz s.a.v.’e yalan söyleyebilir miydi? asla. Efendimiz onun sevgilisiydi. O’na yalan söylerse bu aşka ihanet, Rasulu Ekrem s.a.v.’in ona olan teveccühüne hıyanet olurdu. O kutlu insanlardan öyle bir hal kesinlikle vuku bulmadı. Bu gün ise ağzı doğrudan çok yalan söyleyenler Hazreti Ali r.a. gibi görürler kendilerini. Bir cemaat kurup para isterken ağlamayı çok iyi yapıp, Allahın düşmanlarına acıyıp müslümanları yerden yere vuran ve bu bedbaht halde iken kendini en büyük evliya sananlar var. Allahu Teala muhafaza buyursun.

Ya yalan söyleme ya da aşığım deme
Yalan ile aşk bir arada bulunmaz
Yar ise muradın başka şey isteme
Hem Hakk hem başkası kalbe konulmaz

Demek ki aşkta yalan olmaz. Oluyorsa o zaman o sevgi aşk olmaz. Hevestir. Netice sayılı bir kaç nefestir. Günü gelince biter. Ebedi değildir.
Bu memba da birde şuna değinmek gerekir ki ihlassız yapılan ibadette bir tür yalandır. Çünkü ibadete başlarken “Niyet ettim Allah rızası için” der insan. Eğer ihlası yoksa araya başkaları da girer. O vakit bu sözü de yalan olur. Tabi ibadeti de talan olur. Onun için tarikate gelmeli insan. Tarikat deyince öte yandan kaçmamalı. Çünkü gerçek ihlası ve aşkı ancak bu ulu yoldan öğrenebilir. Dünya sevgisi ile dolu adam nereden bulsun ihlasın, aşkın yolunu. O daha dünyadan yüzünü ahirete döndürecek. Sonra göklerin rahmeti üzerine düşüp ahireti de yar için terk edecek. Ne dünyanın kulu ol, ne de ahiretin. Hakkın kulu ol emrine imtisal edecek. O vakit birlik sevdasına düşüp hatta kendinden bile geçecek. Yardan başkasını gördüğü anda gaflete düştüm diye tevbe edecek.
-Subhanellah. Dervişlik çok başka bir şey?
Bu anlattığım benim gibi derviş olamamış ama devişlere hayran olmuş bir acizin sözleri. Sen birde şeyhim gibi gerçek dervişi görsen o zaman hakikati anlarsın. Gönlünü tam teslimiyet ile ona bağlarsan ne yalanın kalır ne de riyan. Hakk’a çıkar yolun o vakit her an. İnat edip şeyh istemem dersen şeytan öyle demişti bir dem. Sonra şeytan oluverdi, Hazreti Rahmanda bin senelik ibadetine bakmadı, ona yolverdi. Yahu o kadarda değil der bazısı. O kadar olmasa da baya yakın, ister yalanla kandır kendini ister tevbe et artık yalandan sakın.
Fatiha…
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla