“””Nurdan Mahrum Kalanlar”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 3/11***

Medet Ya Sultanelevliya

“””Nurdan Mahrum Kalanlar”””

Hey şu koca dağları yaradan Mavlam! ne cevherlerle donatmış şu alemi. Göz var görür kıymet bilir, elinden kalbinden düşürmez. Göz var hasta önündeki güneşi görmez. Göz var o çok aradığı, peşinden koşup bir kez görebilsem dediği cevheri görünce kıymeti gönlünde düşer. Güneşe ampul ile aynı değeri biçer. Kuranı Kerim gibi bir okyanus elimizde iken, kimi eline alır bir damla su çıkartamaz. Kimi alır içer de tadına varamaz. Kimi gerçek tadını alır içer içer de doyamaz.
-Neden oluyor bu?
Eline alan, kitabın kimin olduğunu, kimin kime yazdığını unutursa, eline Yedi kat göğün hakiminin kitabını değişik bir bilim kitabı gibi alırsa o zaman tabi ki onda ki nurdan mahrum kalır. Kime inmiş bu ayetler nasıl inmiş. Bunları gözden kaçırırsan Okyanusun ortasında su arayan insana dönersin ki bu insana ahmak denir. Onun için nice insanı görürsün Kuranı kerim var iken ve onun açıklayıcısı ve daha detayını anlatan hadisi şerirler var iken keza bunları daha iyi anlamak adına yazılmış ehli sünnet çizgisinde evliya ve alimlerimizin kitapları var iken gidip başka kitapları okur ve onlardan daha çok etkilenir. İşte zamanımızın insanının hali böyle malesef. Bu Allahın kitabıdır. Yanlış şekilde eline alırsan nurundan mahrum kalırsın.
Birde Rasulü ekrem s.a.v.”in nuru var. O s.a.v.’i bilmeyenler normal bir insan olarak yaklaştılar. “Üstün meziyetleri olan bir şahıs. Öğrettiği güzel şeyleri alalım lazım olur” dediler. Ama asıl itibarı ile kim olduğunu anlamaya çalışmak yoluna düşmediler. Onun için önlerine çıkan sorunlar karşısında Efendimiz s.a.v.’in sözlerini inkar ettiler. Halini kabul etmediler ve netice olarak Efendimiz s.a.v.’in nurundan mahrum kaldılar.
-Nasıl olmalı Rasülü ekrem s.a.v.’e bakışımız.
Bir zat ki kalbi göklere bağlı. İstemediği bir şey olunca göğe başını kaldırıp bakıyor Yedi kat göğün hakanı anında cebrail a.s.’ı gönderiyor:
BAŞINI GÖĞE KALDIRIŞINI GÖRÜYORUZ. KESİNLİKLE (RAZI OLDUĞUN İSTEDİĞİN) ŞEYİ YAPACAĞIZ. diyor. Sen bütün alemlere rahmetsin. Bunda itiraz kabul etmem. diyor. Sonra ümmeti için yüz hatları değişecek şekilde ağladığını görünce “Kesinlikle Rabbin sana razı olacağın şeyi sonra verecek” diye müjdeliyor. O BOŞ KONUŞMAZ. O’NUN KONUŞTUĞU VAHİ’DİR diye buyuruyor. Yani ayettir yada kalbine ilham ettiğimiz Hadisi Kutsi ve Hadisi şerfilerdir. Allahu tealanın böyle donattığı bir kulun her adımını itina ile takip etmek gerekir. Tıpki sahabeyi kiram hazaratı gibi. İşte o yüksek edebi göstermeleri vesilesi ile hepsi mağfirete erdi. O kutlu zatın vechi saadetini görüp sohbetine ermek ile hepsi cennetle müjdelendi.
Sonra o da buradan dar-ı bekaya göç etti. Fakat yerine halifeler bıraktı. “Benden sonra raşid halifelere tabi olun” dedi. Sahip olduğu ilahi nur kalpten kalbe aktarıldı. Ve Allahu tealaya binlerce hamdolsun ki hiçbir zamanı, Rasülü ekreme inen o ilahi nuru taşıyan kutlu zatlardan mahrum bırakmadı.
-O mübarek zatları nasıl buluruz.
Yanarda bir gün kalbin, içten bir avazla Hakka yalvarırsın. “Ya Rab beni bu aşağılık halden biri kurtarsın! Senin yolunu bilmez oldum. Hakkıyla sana secde etmez oldum. Halbuki niyetim sendin nasıl oldu kendimi birden bataklarda buldum. Beni sana getirecek o vesileyi ver bana. Onun elinden tutup koşa koşa geleyim sana” diye aşku şevk ile niyazda bulunursan bir şimşek gibi önünde o kutlu zatın parladığını görürsün. Ondan sonra yapacağın tek şey sabırla onu takip etmek gücün yettiğince onun gösterdiği yoldan gitmek olacak. Yoksa bulduğun gibi kaybeder yine karanlıklarda nursuz yoluna devam edersin. Önüne gelen fırsatı kaçırır ve o ilahi nurdan mahrum kalırsın. Nura ermek bir lutuftur fakat bundan daha önemli olan kıymetini bilmektir.
-Peki insanı bu kadar yanarak arayıpta bulduğu halde kıymet bilmez eyleyen nedir?
Sonraya bırakmak. Böyle bir zatı adım adım takip etmek gerek demiştik. Bu neden gerekli, çünkü adım adım takip etmez ise arada mesafe bırakırsın. O aradan şeytan geçer, nefis geçer. Sonra bakarsın; bazen o kutlu zatı, bazen şeytanı, bazende nefsini takip ediyorsun. Şeytan ve nefis araya girince işler berbat olur. Onun için öyle bir zatın emir ve nasihatlerini sonraya bırakma. Bundan dolayı O kutlu peygamber s.a.v. buyurdu: “SONRAYA BIRAKANLAR HELAK OLMUŞTUR”
İnsanoğlu çiğ süt emmişdir derler. Nankörlüğe yatkın hali vardır. Allahu teala bir lutuf kapısı olarak Has kulunu gönderir ve o biçare kulu düşmüş olduğu karanlık kuyudan çıkarır. Kuyudan çıkan kişi, bu hayatını kurtarana ölene dek hizmet etmesi gerekirken, biraz zorlandı mı “kurtarmasaydın” der. İşte o vakit şaytanın arkadaşı olur. Gelelim sorunun diğer cevabına; insanı kıymet bilmez hale getiren o kutlu insanın normal bir insan gibi gözükmesidir. Normal insan gibi ihtyaçları olmasıdır. Adım adım takip etmeyince araya şeytan girer “o da senin gibi bak der. Yiyor, içiyor, uyuyor.” Uzakta iken çok kıymetli olan yakınında bütün kıymetini kaybeder. Fakat kaybeden o kutlu zat değil onu anlama yolundan uzaklaşandır. Efendimiz s.a.v. buyurdular: Sevildiğin yere çok gitme! sevgine ziyan gelmesin. Bu emir aşk değerinde olmayan sevgiler içindir. Ama Hazreti Ebu bekir gibi seviyorsan o zaman her an o kutlu zatın yanında olmak seni ümmetin en üstün mertebesine getirecek bir ibadet olur. Çünkü gördüğü o kutlu zatın mübarek bedeninden çok hakikatine kalbine yönelmiştir. Ona yaklaştıkça onu daha iyi tanır. Tanıdıkça ona olan saygısı çoğalır. Ulu bir edeple böyle ilahi bir şelaleye eren insan içer içer doyamaz. İçtikçe kendinden geçer ve her an daha çok içmek ister. Ama surette kalan bu ilahi sırra mazhar olamaz. Hazreti Mevlananın bu konuyu anlatan misali çok güzeldir.
Papağanı eğitmek için sahibi onu ayna karşısına koyarda aynanın arkasından kendi konuşur. Papağan aynadakinin kendi gibi bir papağan olduğunu sanır ve o da onun gibi konuşmaya çalışır, aynanın arkasında konuşandan haberi olmaz. Sende Allah erini görünce oda benim gibi biri dersen papağan gibi, kalbine inen o ilahi nurun nereden geldiğine vakıf olmazsın. Ağzın papağan gibi söyler o manevi kelamları fakat kalbin anlayamaz. Sen papağan olma! Bu iş papağana yakışırda sende çok çirkin. Onun için adım adım takip et o kutlu zatın nurundan mahrum kalma. Sonra Hakk’a karşı iki türlü yanlış yapmış olursun. Çünkü sen yanarak istedin oda sana gösterdi. Sana en sevdiği kulunu gönderdi. Kıymetini bilmez isen Hakkın bu hitabının muhatabı olursun:
“Sen, sen değilmiydin kulum bana gelmek isteyen. Sen değilmiydin aşk ile yanarak beni dileyen. Yolu gösterdim sana da yolu mu beğenmedin? Rehberi gönderdim onu mu istemedin? Aşk ile ağlayıp benden yardım isteyen sendin. Hani derdin bendim? Neye bu istemezlik söyle! Benim erimi mi beğenmedin şeytan gibi, Yolumu mu beğenmedin nefis gibi, yoksa beni mi!!!!!!!”
Ya Rab yoluna kurbandır kulun, Erine hayrandır kulun. Her an seninle olmak işin çalışandır kulun. Senin çokça zikrine alışandır kulun. Sana ettiği hatalara ağlaşandır kulun. Lutfettin bize yolunu, rahmet ettin tutturdun erinin elini, şimdi her şeyde aşk ile senin seyrini ihsan et bize, sen bizi me’yus etme. Maksada ermekten mahrum etme. Derdi sen olanları sensizliğe mahkum etme amin amin amin…..
Fatiha…
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla