“””Kök sağlam olsun”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 3/6***

Medet Ya Sultanelevliya

“””Kök sağlam olsun”””

Dağlar neden sapasağlam durur çünkü kökleri çok sağlamdır. Kökü sağlam olana hangi kasırga dokunabilir ki. Yada yerinden oynatabilir. Anca kökü dağdan daha sağlam olan bir şey olması lazım. Ancak o dağı yerinden oynatabilir.
-Öyle bir şey var mı?
Var tabi ki. Dağ nedir ki. Hazreti Davud a.s.’ın kalbinde olan ilahi sevdanın kökü tabi ki dağlardan çok daha kuvvetli idi. Onun için o, kalbindeki aşkın yangını ile Zebur’u okumaya başladığı zaman dağlar yerinden oynardı. O ilahi sevda ile yanan kalpten çıkan harika sesi duyunca sarhoş oluverdi dağlar. Öyle dik sapasağlam durmaya mecalleri kalmadı. Sadece aşkın sesi dahi onların kendini kaybetmesine yetti. Düşün! burayı anla! Gerçek aşığın kalbindeki yangının sesini duymaya dağların gücü yetmiyor. O sesin çıktığı kalbin taşıdığı yükü düşün. O yükle sapasağlam duran Allah’ın peygamberini düşün. Ondaki manevi kuvveti düşün. Düşünde ibretle bir nasip çıkar kendine. Her esen rüzgara kapılanın kalbinde taşıdığı kutlu bir duygu olamayacağını anla!
Evet dağdan alınacak çok ders var. İbretle baktın mı herşeyde çok dersler bulursun. Yeter ki gören gözün olsun.
Kök sağlam olsun. Hangi kutsi duyguyu ekiyorsan kalbine kökü sağlam olsun. Fidenin kökü sağlam olmadı mı yeşermez. İstediğin kadar sula, istediğin kadar verimli hale getir toprağı. Netice yine çürüyecektir. Çürüyen fide yerinden sökülecektir. O vakit sökene “neden söktün” toprağa “neden bıraktın suyu neden az döktün” demeye hakkı olmaz. Sen göklere aid bir ilahi hissi kalbine yatırdığına inanıyorsan buradan kendini ölç. O kalbine kattığın bir gün gelipte solmaya yüz tuttu ise o vakit göklere yada gökten sana uzanan yağmura suç bulma! O Allah’ın eri yağmur gibi kilometrelerce öteden gelip seni buldu da seni ıslattı ise o vazifesini yapmıştır. Senin kökün sağlam değilse o vakit her canlıya can olup hayat getiren bahar yağmuru ne yapsın.
-Kimse böyle olmak istemez ki.
Evet bu meseleyi böyle anlatınca kimse istemez. Herkes istemiyorum der. Benimde kutlu hislerimin kökü sağlam olsun der. Ama kökünü çürütecek, seni Hakk’tan ırağa düşürecek o yanlış duygulara kalbini açan sensin. Gökten gelen emirleri itirazlarla karşılayan sensin. Köküne can getirecek bahar yağmurundan kaçan sensin. Köküne zehirleri döküp de sonra neden kök çürüdü diyende sensin. Aynı şekilde kimse cehenneme gitmek istemez. Herkes cenneti ister. Ama cehenneme götüren yollardan koşan sensin. Cennetin yolunu gösterenelerden kaçan da sensin. Onlara can kulağını kapatan da sensin. Yani ağzın istemem demesi yetmez. Halin istemem demesi lazım.
Demek ki devamı yok ise bir şeyin onun göklere ait olması düşünülemez. Göklere ait olmayan bir şey ise müminin kalbinde yer edemez.

Mümin sonu olan bir şeyi sevmez
Sonu olana kalbini bağlayanı da
Onun için dünyaya hiç değer vermez
Sevmez dünya için ağlayanı da

Bütün Allah erleri bu dünyayı neden sevmediler. Çünkü burası devamlı olan bir yer değil. Devamlı olan yere gitmeye bir vesile vasıta. Burada ebedi olan yok. Ebedi olana ait bir şey var ki oda kalptir. O zaman bırakalım bedenin derdini kalbin çaresine bakalım. Onu ebedi olanın aşkı ile yakalım. O zaman hayat manasına erer. O yüce sultanın katından üzerimize rahmet iner. Onun rahmeti sonsuz ve ebedi olduğu gibi onun katından gelen her şeyde sonsuz ve ebedidir. Ben ise ebede aşığım ebedi olana. Bu gün var yarın yok olan göklerden inmemiştir. Göklere ait olmayana mesken olan gönül aşağılık yerde kalır. Onun kökü çürümüş, sevdası da. Sonu olanın kökü sağlam değildir. Kökü sağlam olmayan hissin peşinden koşmakta akil işi değil.
O zaman kutlu hislerin kesilme gibi bir ihtimali yoktur. Kesiliyorsa bu senden. Var git niyetini yenile. Tekrardan sağlam niyet getir. Belki göklerin sahibi tekrar lutfeder de sana yeni bir kök verir. Bu sefer geçmişten aldığın ibretle sende ona nefsin ve şeytanın kalbine fısıldadığı vesvese zehirlerinden dökmezsin. O lutfu içinde çürütmezsin. Gökten inen bahar yağmurunu canına indirmeden dışarı atıp heba etmezsin. Seninde fiden filizlenir. Dalları ve yaparakları ile göklerin hakimine dua için el açar ve ebedi olanı ister. Boş heves ve hevesattan geçer. İlahi sevdanın kadehinden içer. O kadehten bir damla içsin yeter ki. Sonra bütün dünya üzerine gelsin, Sadece aşkın düştüğü kalbin sesi dağları yerinden oynatıyorsa aşkın mekan tutmuş olduğu kalp dünyayı kaynatır, değiştirir. Hakkın istediği nizama yetiştirir. Göklere uygun olacak şekilde geliştirir. Evet istenilen budur. Aşk ile yola çıkıp Hakk katından yardım alıp yeryüzünü gökyüzünün emrine uygun hale getirmek. O zaman kökler göklerle tam irtibata geçer. İlahi aşk kadehinden kana kana içer
Sakaryevi
Fatiha……

Arama
RSS
Beni yukari isinla