“””Kalp değirmeni”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 3/8***

Medet Ya Sultanelevliya

“””Kalp değirmeni”””

Her şeyin aslını bilmek gerekir. Kök ve kaynak nereden geliyor. Bunu anlama yoluna girdimi insan ilerliyor demektir. Üzümü ye bağını sorma atasözü bazı özel yerlerde geçerlidir. Ama manevi değer taşıyan şeyler buna tabi değildir. İnsanın elindeki her güzel, eğer Alemlerin Rabbine nisbeti yoksa geçicidir. Takılıp kalmaya, uğrunda acı çekmeye değmez. Bir güzelliğin nisbeti göklere ise o aynı zamanda ebede bakar. Kolay kolay tükenmez. Dünya da elde edilen geçici güzellikler gibi değildir. Mesela makyaj ile elde edilen güzelik yağmur yağana kadar, para ile elde edilen fakirlik çatana kadar, bir takım güçler elde edipte krallığını ilan etmek toprağa girene kadar olur. İnsan ödünç aldığı bir şeyle kendi malı gibi sevinmediği halde şu dünya hayatında ki geçici heveslerin durmadan peşinden koşar. Yorulunca bir yudum su isterde onu da bulamaz.
-Gerçek olanlar nasıl?
Mesela güzellik Alemlerin Rabbi tarafından göklerden gelip insana kondurulur. Bu ne yağmurla bozulur ne tozla. Her anı ayrı bir güzel olur. Çünkü güzelliğin asıl sahibinin bağışıdır. O’nun güzelliği tükenmeyeceği gibi O’na nisbeti olanlarında güzelliği bitmez. Ona bir şeyler katmaya gerek yok. O’nun güzelliği kendindendir. Göklerden gelir. Kalbini göklere yöneltmiş olmasından. Yer ehli ona hayran olur ama hiç sormaz “bu nasıl böyle olmuş, nasıl bu kadar güzel olmuş” diye. Çünkü nefis insana öyle oyunlar oynar ki, Hazreti Yusuf’u bile görse keyfine uymadığı için beğenmez. Fakat keyfine uyduğu için bir eşşeği Hazreti yusuf kadar güzel görebilir.
Hissettiğin manevi duygunun aslına inemiyor kaynağı bulamıyorsan yada kaynağı yoksa onun pek bir değeri olmaz. Neticede bir gün tükenecektir. Aslında insan her manevi duygu pınarına kaynak olacak bir şeye sahiptir. Fakat bunu bilmez. Mesela bir insana karşı derin bir duygu hisseder. Bunun adına sevda der. Kalp bu sevdanın suyu ile ıslanmak ister hep. Karşısındaki insanın güzel halleri, güzel sözleri ile sadece ıslatıp geçiyor da o hisle kalbinde bir kaynak açılmıyorsa, o zaman boştur ve tükenmeye mahkumdur. Çünkü kalp değirmenini çekme su ile döndürmeye çalışır. Dünyadaki değirmen bile çekme su ile dönmez iken kalp gibi en kutlu değirmene hiç döner mi?
İşte kalbinde hissettiği bütün ulvi duygulara bir kaynak bulmalı insan. Bundan dolayı şeyh terbiyesi çok mühimdir.
-Neden. şeyhin burada ki vazifesi nedir?
Şeyh olan zat güzel yüzü, tatlı sözü ve harika halleri ile insanın kalbini cezp eder. Bu, kalbi manevi sular ile ıslatmaya benzer. Sonra Şeyh olan zat bilir ki bunlar geçicidir. Kalpte kaynaklar açılması lazım. Nazar eder müridine, kutlu sohbetleri ile yoğrur kalbini. Sonra bir kartalın yumurtasına bakıp nazarı ile çatlattığı gibi Şeyh olan zat müridinin kalbinde hikmet pınarları açmasına yardımcı olur. Sonra mürid anlar daha önce aldığım tatlar boş imiş. Gönül pınarının suyu ne hoş imiş. İçer içer de doyamaz, bunun yerine hiçbir şeyi koyamaz. Gönül kaynadıkça pınarda fışkırır. Hem kendi içer, hem herkese içirir. Ama burda bir tehlikeli uçurum var.
-Nedir o?
İnsan her zaman nefs ve şeytanın oyunlarına karşı uyanık olması gerekir. Hele hele mana yolunda ilerliyorsa. Bu insanın önünde iki yol çıkacak. Ya bu pınarın suyunu içip içirecek ve bunun onun kalbinden çıktığını gördüğü için kalbi ile böbürlenecek yada dahada ilerleyip kaynağın nereden geldiğini bulacak.
Ne yazık ki bu zamanda çoğu insan birinci guruptan oluyor. “Ben yaptım” diyor. “Ben yazdım. Bunlar benim eserim. Ben çok kutlu bir insan olduğum için bunlar bana verildi.” Daha mürid olamadan şeyhliğe soyunur, talebe olamadan hocalık taslar, çırak olamadan kendini usta zanneder. Ve neticede o tırmandığı dağın yarısına gelmeden aşağı düşer. Kaynağı kurur. Kendi de susuz kalır, ona inananlarda.
Ama Allahu telanın tevfik verdiği kul kaynağın aslına iner. Bakar ki kalbinden yukarı çıkan su aslında şeyhinin denizinden uzanan bir damar imiş. Şeyhinin denizine gelen su ise Rasülü Ekremin okyanusundan akar imiş. O okyanusa suyu ise Hazreti Yezdan katar imiş. O vakit derki:

Ne güzel ise bende hepsi senden
Ne çirkin ettim ise hepsi benden
Senin için geçtim candan serden
Beni sensiz yanlız koyma Allahım

Ey kendini bir şey sanan!!! Hakk’ın yardımı olmasa ne olur halin. Var mı dağları yerinden sökmeye kuvvetin yada yerleri delmeye kudretin. Nedir bu kendini bir şey sanmalar, şeytani hırslara dalmalar, nefsin oyunlarına aldanmalar. Sözünde Rasülün nuru mu var, gözünde kalpleri açacak bir ışık mı? Bu ışığın kaynağını bilmeyip bendendir demek yakışır mı? O zaman ne farkın kalır şeytandan, ben ben diyen nefis ve hevadan. Sen derinlere dal da gör hakikati. Gör! erdiğin erebildiğin her şey Yar’in ikramı, O’nun merhameti. Görde anla. Anla da kalbin nur ile dolsun zamanla. Dolsunda O’na daha güzel bak! O vakit söyle de o güzel sözünle her Hakk’tan nasibi olan gönlü ateşinle yak! Yan de! yanın! yanmadan olmaz. Bu kaynaktan kanmadan olmaz. Bu söz bizim değil söyleten var. Ben bir gölgeyim, ben bir perdeyim perdenin arkasında asıl konuşan Yar. O’nu dinle! bütün kalbinle. Dinle de gönlünden pınarlar fışkırsın. Sende hem iç hem içir saki ol. Hakk’ın yoluna gir orda baki ol. Hakk söylesin, sen hem söyle hem dinle. O ilahi rahmetin şelalesi altında serinle. Sonra lutuf erişir de bir gün belki deniz olursun. Kendini bir anda sonsuz ilahi aşk okyanusunda bulursun.

Sulayıp saki olalım
Aşk ile sai olalım
Dünya bir yere kadar
Hakk ile baki olalım

Fatiha…
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla