“””Gönlün değeri”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 3/10***

Medet Ya Sultanelevliya

“””Gönlün değeri”””

Ehlinin eline düşmeyen cevhere acırım. Öyle olur ki cevher olduğunu unutur. Kendini çakıl zannetmeye başlar. Değerini bilmez olur. unutur unuttururlar. Bir heybetli güzel atı eşşeklerin arasına koymak olur mu? At gibi asil bir hayvana eşşeklik yaptırmak. Aslanı sırtlanlarla aynı kefeye koymak. Aslandan sırtlanlık işi beklemek.
İşte Allahu Teala değer sahiplerini kıymet bilmeyenlerin eline düşürmesin. Efendimiz s.a.v.’in buyurduğu gibi:
Üç kişiye acı:İtibarı varken itibarını kaybedene, zengin iken fakir düşene ve cahiller arasında kalmış alim kişiye.
-Neden acımak gerek?
Düşünsene elinde altın bir kadeh olan insan fakirlikten ağlıyor. Elindeki kadehi satsa kendi değil bütün sülalesi ömür boyu doyacak ama o elindekinin altın olduğunu bilmez ağlar. Yahu şu karşıki komşu gibi bir sıcak ekmeğim olsa der.
İnsanoğlu da bu hale gelmiş malesef. Elinde altın kadehler varken kırılmış bardaklara hayran oluyorlar.
Neyse biz anlatalım isteyen gelsin gönlün ummanına bizimle dalsın, kendini aşk nehrine salsın.
İki aşık anlaşmışlar; bir gün bir yerde buluşmaya karar vermişler. Sabırsızlıkla o anın gelmesini beklerler imiş.
Birisi uzak yoldan gelir diğeri de onun gelmesini beklermiş. Vuslat anı gelince bekleyen “hadi beni deniz kenarına götür biraz içim açılsın” demiş. Uzaktan gelen şaşırmış ama bir şey diyememiş. Beraber deniz kenarına gidip oturmuşlar. Uzaktan gelen bakmış ki deniz kenarına oturunca diğeri iç çekerek “ohh ne güzel, içim açıldı. Bütün sıkıntılarım gitti. İşte benim buna ihtiyacım var” diyormuş. Sormuş ona “güzel olan nedir?” Deniz kenarına gitmek isteyen “deniz güzel, kuşlar güzel bunlar beni mest ediyor. Bütün sıkıntımı unutturuyor” demiş. Uzaktan gelen “ben üç günlük yoldan geliyorum. Başımda bir sürü sıkıntı. Sırtımda dağların yükü. Fakat o uzun yolu seni görebilecek olmanın sevinci kısaltıyor. Bu hayal bütün zorlukları kolaylaştırıyor. Senin yanına gelip, gülen gözlerine bakınca ne deniz gelir gözüme ne dünya. Ben gönlümü sana vermişim, senin gülen gözünü gördüm ya neyleyim denizi, kuşu. Beni doyuran ve bütün sıkıntılarımı unutturan senin beni seven gönlün, aşk ile bakan gözündür. Sen bende buna eremiyorsan senin daha çok yolun var. Hem denizi hem kuşu hemde maşuku alamaz gönül.
-Yani insan yarinden başka bir şeyi sevemez mi?
Yar dediğin gönlü tamamen doldurandır. Ondan başka ne varsa sevilecek, Yar ile olan alakasındandır. Onun için gerçek seven hakiki dervişlerdir. Gerçek seven Hakk’a ermişlerdir.
-Nasıl sever onlar?
Hakk’ın istediği gibi. O’nun öğrettiği gibi. Önce O’nun değer verdiklerini sever. Sonra Hakk’ı. Ne buyuruyor Allahu Teala:
Dünyanın katımda sinek kanadı kadar değeri olsaydı kâfirler bir yudum su ondan içemeyeceklerdi. Deniz dediğin kuş dediğin dünyanın içindeki cüz’i varlıklar. Allahu tealanın sinek kanadı kadar değer vermediğini sen en değerli görüp
en çok değer verdiğinin üzerine koyarsan bu Hakk’a hıyanet değer sahibi cevhere ihanet olur. Dünyanın katımda sinek kanadı kadar değeri yok diye buyuran hazreti Yezdan:
Kalbini temizle de oraya nazil olayım diye buyuruyor.

Gönül Çalabın(Allahın) tahtı
Çalap gönüle baktı
İki cihan bedbahtı
Kim gönül yıktı ise

İşte bir insan denizi kuşu, toprağı suyu, parayı pulu insandan daha değerli görüdüğü vakit o zaman çakılı kumu altından daha değerli sayanlara benzer. Allahın en değerli dediği gönlün sahibi insanı değersiz şeylerin altında gören Hakk’a ihanet etmiş insana hıyanet etmiş olur. O kişi de Hakk’a yakın olamaz. Dervişlerin sevdasından nasip almak gerek.
Düşüncelerine gönül vermek gerek.
-Nasıl düşünür derviş?
Derviş önce Hakk’ı seveni bulur. Sonra onu dinler Hakk’a yol bulur. Öğrenir şeyhinden ne güzel var ise alemde Hakk’tan bir nasibi olmuşta güzel olmuş. O’nu bilmeyen, tecellisi deymeyen güzel güzel olamaz. Sadece göz boyaması olur. Şeytanın ihlası olmayan insanlarda yaptığı göz boyama sihridir o. Biz Hakk’a aidiz der derviş. Her güzel onun işidir. O’na kalbi ile yönelen en mesut kişidir. Bildim, gördüğüm güzeller Hakk’ın aynası imiş. Her gönül Hakk’a penah olmaya müsait imiş. Seveceksem bir gönülü seveyim. O gönül benden daha çok Hakk’a yönelmiş olsun. Bende onunla daha çok yöneleyim. İlerleyimde her gönülde O’nu göreyim. Yarin en değer verdiği gönül ise gönül bulmuş iken başka şeyi neyleyim. Gönülde kaynayan ateş göze düşsün daha da ilerleyip söze düşsün. Ben hepsinden Hakk’ı seyredip Hakk’ı dinleyeyim. Sonra gönlüm aşsın denizleri dağları, dağılsın şeytanın bütün ağları, bütün alem küçülsünde gözümde bir tek Yâr kalsın, bir tek o. Her şey düşsün O’nun ummanına yok olsun. Gönülde aradan çıksın bir tek görünen Yar olsun. Sonra ne güzelse yar ile güzel, O’nsuzluk diye bir şey olamaz. Ne var ise onunla var. Bundan sonrası gönülden gönüle yetsin bu kadar.
Fatiha…
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla