“””Kahrın da hoş destanı”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 2/7***

Medet Ya Sultanelevliya

“”””Kahrın da hoş destanı”””

-Gönül bu nasıl söz kahır hoş olur mu hiç?
Kimin ve neyin kahrını çektiğine bakar bu, dost. Mükemmel bir Yare meftun isen,
ve o his heves değilde gerçek ise, O zatın kahrı da hoş gelir.
Bunun binlerce hatta yüz binlerce örneği var.
Tarikat asıl itibari ile insana bunu öğretir.
-Nedir tarikat?
Tarikat yol demektir.
-Ne yolu peki bu?
Aşk yolu. İnsanı hakiki aşka erdiren, gerçek ile sahtesini ayırt ettiren, bir mübarek yol.
Altının sahtesi ile gerçeğini anlamak için nasıl ki sarrafa gider insan, aşkında hakikisini öğrenmek için Allah erine gelir. Çünkü bunu tatmayanlar bilemez. Eğer O kutlu zatın emrine itaat etmeyi başarabilirsen hakiki aşık olursun. Ne derse yapmak gerek. Zikir çek derse zikir, cefa derse cefa.

Sahte mi aşkın yoksa gerçek misin
Gerçek erene gönül vercek misin
Herkes unutup gitse de o güzel yari
Sen herşeyden geçip ona ercek misin

-Peki zikir çekmek şart mı?
Çok güzel bir konuya değindin dost. İlahi aşk yoluna giren kişinin kalbi kuvvetli olması gerek. Nefs ve şeytanın vesveselerine kulak vermeyecek
kadar kuvvetli. Bu kuvvette ona, yarin ismini çokça zikretmesi ile bahşedilir.
-Neden kuvvetli olması gerekiyor.
Çünkü aşk ilahi ise sende ki bütün eksiklikleri kaldıracaktır . Bunun için önüne çıkacak olan bir takım cefalarla terbiye yolundan geçmen gerekir. O cefalar mutlaka olacaktır. İşte onlarla karşılaştığın zaman kalbin kuvvetli olmaz ise o vakit şeytan ve nefsin sözlerine teslim olursun. Ve bütün bu cefaları, yarin suçu olarak görür, onun üzerine atarsın. Ve en derin bataklara batar da kendini haklı sanarsın. Halbuki bunlar yarin, senin en güzel hale gelmen için açtığı lütuf kapılarıdır.
İşte bu gözle bakan Sultan Yunus öyle buyurdu:
EY SEVGİLİ KAHRINDA HOŞ

-Çok örneği var demiştin.
Evet 124 bin peygamber var. Hepsi birer hakiki aşıktır. Hepsinin hayatında, yar adına çekilmiş türlü türlü cefalar var. Keza onlar gibi evliyalar ve alimler var.
-Anlatır mısın
Aslında hepsine değinmek lazım gelir fakat konu çok uzar. Onun için biz aşıkların şahından anlatalım.
HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFA S.A.V.
Dost çok iyi dinle! bak aşkta ne cefalar var.
Aşıkların şahı bir yare meftun idi ki yer gök onun emrinde idi.
Dilediği zaman onun için gökten beş yüz bin melek indiriyordu.
Sonra uhud günü geldi. Aşıkların şahının mübarek yüzüne, Yarin bakışları altında bir
miğfer saplandı. Ve o iki cihan sultanının mübarek dişini kırdı. Hazreti Ebu ubeyde bin Cerrah Efendimizin mübarek yüzüne saplanan iki kancayı dişleri ile çıkarttı ve kendinin de kanlacaları çıkartırken iki dişi çıktı. Efendimizin yanına ilk gelen Hazreti Ebu bekir r.a. oldu.
Allahın arslanı Hazreti Ali r.a., Hazreti Fahri Cihan Efendimizi öyle görünce
kalbi çıkacak gibi oldu. Savaşın ortasında olduğunu, dünyanın döndüğünü unutuverdi.
Kalkanı ile hazreti Fatıma annemize su taşıdı. Hazreti Fatıma annemiz Efendimizin mübarek yüzünü siliyordu. Kan durmak bilmiyordu.
O merhamet Sultanı yine:
“Allahım kavmimi affet, onlar hakikati bilmiyor” diyordu.

Aşığın üzerine pislik saçtılar
Yari dağları emrine verdi
Uhut’ta mübarek dişini kırdılar
O yine kavmimi affet derdi.

Yare karşı tek bir yanlış kelime mübarek ağzından çıkmıyordu.
Ne de gönlünden tek bir yanlış düşünce.
Sen bunu hiç tefekkür ettin mi dost!
Şu yüce aşkın bir damlasını, hiç hissedebildin mi?
Yedi kat göğe hükmeden O ezel ebed sultanının bakışları altında,
bu cefaya maruz kalan Hazreti Fahri Cihan Efendimizdeki şu yüce edebi,
şu yüce mahabbeti kalbine nakşedebildin mi?
Anla dost! her hakiki aşıktaki yüksek edebi anla.
Bil ki! edebi olmayanın, aşktanda bir nasibi olamaz.
Ne diyordu O peygamberler şahı yarine:

Yar sen benim canıma cansın, sen bütün dertlere dermansın.
Senin için çekilen çile şeref üzerine şeref katar, Senin yolunda kanımın akması ile sana olan yakınlığım artar. Ben senim, seninim, bütün alem senin. Senin olanı sana feda ediyorum diye mi üzülecem. Yada senin olanı sana feda ettim diye mi övünecem.
Yol senin, nizam senin, alem senindir. Kulun senin için bir şey yapabildi ise o lutufta senindir. Yar senden gelen katıksız zehri, cennet şerbeti gibi içerim. Önüme katsan ateşlerden nehri, aşkının gücü ile bir nefeste geçerim.

Ne gelirse gelen, senden gelsin hep hoş
Sana ait olmayana kim güzel dese de hep boş

Yadi kat göğün Rabbinden bir emir gelir şimşeklere ziyan:
Ey cibril yere in hemen! O kanı tut. sakın yere düşmesin,
Yoksa dünyanın vakti biter, heryeri yerle bir ederim.
İki kanadını açtığı zaman dünyaya sığmayan yediyüz kanatlı cibril a.s.:
Dünya yaratılalı beri en zorlandığım ve yerine getirememe korkusuna düşüp heycanla yandığım emir bu idi. dedi.

Evet dost! nedir anladığın?
Sana söyleyim şimdi o Allaha aşığım diyenlerin birinin başından bu değilde buna benzer , bundan yüz kat daha hafif bir şey geçse:
Bütün suçu yare atar. Ortaya aşk değil edepsizlik saçar.
Haşa neden melek göndermedin? Neden engel olmadın diye şeytan ve nefsin sorularını teker teker sıralar.
Eğer bu cefalara göğüs geremiyorsan senin ne farkın kalır aşık olmayanlardan.
Allahu Teala habibine sanki şöyle buyuruyordu:
Sen, sen aşıkların şahısın, Sen yeryüzündeki aşk dergahısın.
Sen her samimi duygunun mizanısın, sen bütün güzel duyguların nişanısın.
Seni öyle donattım ki;
Sen yaratılanlara ihsan ettiğim en büyük lutufsun
Sen her güzelliğin etrafında döndüğü bir kutupsun
Kim bir güzel şeye erecekse sana varmadan eremez.
Seni bilmeyen benim yolumdan gidemez.
Sen benim tecellimi yansıtan en güzel aynasın, Sen ulu aşka götüren sonsuz deryasın.
Seni tanımadan kimse bana varamaz, seni bilmeyen gerçek aşkı tadamaz.
Onun için bu aşkın en büyük cefalarını sana verdim.
Çünkü aşkın en hası: Cefası en ağır olanıdır.
Ve aşığın en hası: En ağır cefa da bile, Yarine her an hayranlıkla bakan ve ona olan sevdası devamlı artandır.
Sen benim habibimsin. Eğer beni sevdiğini söyleyen var ise en önde senin çektiğin cefalara bilensin. Çünkü bilsin ki cefası olmayan aşk, aşk olmaz. Cefa çekmeye katlanamayan da aşık olamaz.
Fatiha…
Sakaryevi