“”””Güven ve Tevekkül”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 2/4***

Medet Ya Sultanelevliya

“”””Güven ve Tevekkül”””

Dağı sarsılmaz yapan Hakk’a olan bağlılığıdır.
Kulda her gördüğünden bir nasip almalı.
Dağdan alınacak nasip Hakk’ın emrinde sarsılmaz duruşudur.
İnsan çelişkiler içinde kaldığında sahip olduğu melekelerin değerini kaybeder.
Allahu Tealanın ona ikram etmiş olduğu nimetlere de nankörlük yapmış olur.
Hayvan kendi cinsine güvenir. İnsan da aynı kulvarda yol aldığı dostuna.
Dostuna güven konusunda sıkıntı duyarsa dostluk olmaz.
Bazı insanlar güven duymak, akıllı olmak çabaları içinde çoğu nimeti elinden kaçırır.
-Herkese hemen güvenmeli mi?
Hayır. Bir düstur üzerine yanına yaklaştığın kişi, her kelimesiyle kalbindeki nura ve
aydınlığa karşı kapanmış kapıları açıyorsa, o kişiye güven. Hiç korkma.
İnsan herşeyi aslında kendinde bitirir. Doğru ve mert olan insana kötülük yapamaz ki kimse. Çünkü doğruluğun hep en üste çıkmak gibi bir özelliği var.
Sen doğruda olduğun zaman birileri sana yanlışta yapsa dönüp dolaşıp o yanlış kendini bulacaktır.
Fakat sen, Allahu tealanın sana lutfettiği yüce ahlaklı insanlara gereksiz yere şüpheci olarak yaklaşırsan, onların nurundan mahrum kalırsın.
Hazreti Ebu Bekir Sıddık r.a.’un dünyaya ders veren tavrını unutmamalı!
-Neydi ki o?
Senin arkdaşın kendini peygamber ilan etti dediler.
Hazreti Ebu Bekir:
Hey gidi zır cahiller! Ben dostumu ezelden tanırım.
O, mubarek ağzını ne zaman açtı da etrafa nur saçmadı.
O hangi kurak toprağa ayak bastıda da orası yeşermedi.
O’nun kutlu nasihatini kim tuttu da murada ermedi.
O bu kuru topraklarda olduğu için rızkımız gelir.
O’nun hürmetine Allahu Teala size nimet verir.
Ben ona, Onun bir tek sözüne feda etmişim canımı.
Dostum ne dedi ise hakktır. Onun sözüne kulak vermeyen mutlaka batacaktır.
Onun için izzetle buyurdu Fahri cihan s.a.v.:
RABBİMDEN BAŞKASINI DOST EDİNECEK OLSAYDIM, EBU BEKİRİ DOST EDİNİRDİM.
İşte dostuna böyle güvenirsen ondan en çok nasibi sen alırsın. Yok şeytanın vesveselerinde kalırsan, dostun eline elmas koyar gözünle gördüğün halde acaba çakıl mı bu deyip nimeti kaçırırsın.
Allahu Teala da kulundan kendine karşı böyle olmasını ister.
Tevekkül sahibi ol.
-Daha açık anlatır mısınız? Nedir tevekkül?
Tevekkül Hakk’a itimat etmek ve güvenmek demektir.
Madem güneşi doğuran o. Herkesin rızkını veren o. Her kısmeti nasip eden o.
O zaman onun emrini yerine getirirken, içinde yaşadığın bu korku neden.
Kulum bir gün güneşin gecikti mi?
Aldığın, tenefüs ettiğin hava tükendi mi?
Bunları veren, seni her türlü sıkıntıdan koruyamaz mı?
Neden herşeyin sahibine itimat etmiyorda, şeytanın elinden kurtaramadığın aklına itimat etmeyi seçiyorsun.
-Aklın bir önemi yok mu yani?
Akıl Hakk’ı bulmak içindir. Hakk’ı bulduktan sonra O’nu en çok razı edecek yoldan gitmek içindir.
Sen Hakk’ı bulmuşsun, O’nun emrini yerine getirsem mi getirmesem mi diye düşünüyorsun. Bu, aklı verene nankörlüktür.
-Herşeyi Hakk’a mı bırakalım?
Vazifeni yap gerisi senin işin değil.
Sen namazını kıl. Rızkını iste.
Tesettürlü ol, Lutfunu bekle.
Gerisi Allahu Tealanın iradesindedir.
Malesef şimdiki insanlar Allahu Tealaya bırakması gereken şeyleri kendileri yapmaya çalışır ve kendi vazifelerini, yapması gereken şeyleri yapmaz oldu. İşler onun için tamamen rayından çıktı.
Yarının düşüncesi, bu gününü harap etmesin. Sen bu günden sorumlusun.
Her şeyin bir vakti var.
İnsanların yaptığı güneşi erken doğurmaya çalışmak gibi, yada vaktinden geç batırmaya.
Her fasıl için buna örnek var Kuranı Kerimde.
-Bir tane anlatır mısınız?
Allah aşığı Musa a.s. doğduğu zaman Firavunun kahinleri:
“Bu sene doğan çocuk sizin krallığınızı yıkacak” dediler.
İşte Allaha tevekkül etmez isen, ister vezir ol ister kral. Yeni doğacak bir bebek sana korkudan soğuk terler döktürür.
Azametli firavun “ben sizin ilahınızım” dediği o insanlara, yeni doğacak bir bebekten ödü patladığı için, doğacak bütün bebekleri öldürme emri verdi.
Fakat insan akil olmalı. Hani doğru insanla karşılaştığı zaman, şeytanın binbir türlü vesveseli soruları varya, onlar böyle durumlarla karşılaştığı zaman neden aklına hiç gelmiyor diye kendine sormalı.
Halbuki burda herkes kendine gelmeli idi. Firavunun bir ilah olamayacağını anlamalıydılar.
Nasıl yahu, bu adam “ben sizin ilahınızım” diyor. Yeni doğacak bir bebekten korkuyor.
Hatta ve hatta ilahta korku olur mu?
Velhasıl emir yerine getiriliyordu. Yeni doğan bütün bebekler öldürülüyordu.
Allahu Teala yeni doğan Musa nebinin annesinin kalbine ilham etti:
Onu tahtadan bir tabuta koy ve nil nehrine sal gitsin.
Eeee dostlar bu ayeti çok okuyan var ama burdaki ibretli dersi görebilen kaç kişidir?
Bir anneye yeni doğan bebeğini bir tabutun içine koyup timsahlarla dolu nil nehrine sal diye ilham geliyor.
Acaba bu emir “İşten çıkarsalarda namazından vazgeçme” emrinden daha mı kolay.
Ya da “bütün dünya karşına dikilse de sakın saçının tek telini bile gösterme” emrinden.
İşte bu ayetler bize her iradenin üstünde hüküm süren o en kutlu iradeye teslim olmak gerektiğini gösteren, yedi kat göğün rabbinin iradesi varken başkasına meyl etmemeyi emreden kutlu işaretlerdir.
BU kıssayı unutma sakın!!!
Aman çocuğum sabah namazına kalkarsa uykusundan olur diyen anneler.
Allah yolunda aç kalınca, ailesinden uzak kalınca oturup ağlayan bubalar.
Bu kıssayı unutmayın!!!
Allahın emri böyle idi. Ve Musa a.s.’ın annesi timsahlarla dolu nil nehrine bıraktı oğlunu.
Ey yedi kat göğün hakimi senin emrine uyan ne vakit pişman oldu ki!
İşlerini senin iradene bırakan ne vakit çıkmaz bir yola girdi.
Evet sen Hakka tevekkül et yeter ki,
Burdan sonrası daha acayip. Tahtadan tabutun içinde nil nehrinde yol alan Musa a.s. nehrin saraya bağlanan tarafından saraya ulaştı. Yani bütün yeni doğan bebekleri öldüren, bebek katili firavuna ulaştı.
Katil aradığını bulmuştu. Ama hesaba katmadığı bir şey vardı.
Bulduğu çocuk Alahın “Kelim’i” olan Musa a.s.dı. Ve onu koruyan yedi kat göğe hükmünü geçiren Hazreti Yazdan’dı.
Allahu Teala Hazreti Musa a.s. üzerine bir sevimlikik indirdi ki, kalbi taşlaşmış firavun bile ona zarar vermek istemedi. Hanımı Hazreti Asiye’nin isteğini yerine getirdi ve Musa a.s.’ı evlat edindiler.
Allahım sen ne kadar büyüksün. Seni anlayamadığımız için bizi affet.
Sana layık olamadığımız için bizi affet. Sana hakkıyla tevekkül edemediğimiz için bizi affet.
Şu yüce kudretin tecellisine bakın bir!!!
Timsahlarla dolu nil nehrinde, timsahlar arasından oğlunu öldürmek için fellik fellik arayan katilin eline gönderirsinde kimse oğlunun kılına bile dokunamaz.
Eğer oğlunu sana veren, O kutlu iradeye teslim olup, O’na tevekkül edersen tabi.
Bu kutlu tevekkül ikram üzerine ikram getirir insana.
Onun için Allahu Teala buyurdu:
Kim Takvalı olursa, Allahu Teala onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır.
Netice bu kutlu iradeye teslim olup, Rabbine tevekkül eden anneye Allahu teala lutfunu yağdırıp, oğluna kavuşturması hiç gecikmedi.
Musa a.s.’a Allahu Teala, gerçek annesinden gayrı bütün anne sütlerini haram kıldı.
Hiçbir anne Musa a.s.’ı emziremedi.
Buda yine çok büyük bir ilahi derstir. Ne kadar kutlu bir kişi de olsan, ağzından girene
mutlaka dikkat etmen gerek. Haram rızık, sütün içine damlayan kanın bütün sütü mundar ettiği gibi, kulun kalbini de öyle beter bir hale götürür.
Musa a.s.’ın annesi kızını saraya gönderip durumu kontrol etmesini söylemişti.
Musa a.s.’ın ablası kardeşinin süt emmediğini görünce:
Ben bir ev ahalisini biliyorum. Onlar sizin çocuğunuzu emzirebilir dedi.
Ve Musa a.s. annesi ile buluştu.
Takdirin işleri bu kadar kolaydır. Hakk’a tevekkül eden insanda;
Ne başına geleceğin korkusu
ne de beklediğinin gelemeyeceği kaygısı olur.
Asıl itibarı ile insan için gerçek mutluluk bu yüce ahlakta yatar.
Onun için Şeyhimiz Hazretleri buyurdular:
Tevekkül en yüce makamdır.
Fatiha….
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla