“””Erenlerin usulu”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 2/9***

Medet Ya Sultanelevliya

“””Erenlerin usulu”””

Dost! bir kutlu insan olmuş ise nasibin sakın usananlardan olma. O sana Hakk’ın yolunu söylerken can kulağın ile dinle sakın uzak durma. Güzel işler yapma derdine düşmüş kişi bir mübarek zata erince yaptığının tasdikini bekler. Değişik güzelliklere ermiş olduğunu kanıtlayıp kendisininde boş biri olmadığını ortaya sermeye çalışır. Bunu gören kutlu insan o kişinin çok önem verdiği şeylere fazla değinmez. Çünkü görür şeytanın zehirli okunu. Kibir ve riya tuzağına çekiş oyununu. Onun için sen, senden daha güzelini yapanı bulduysan kendi güzeline bakma. Kendi yaptıklarında takılıp kalma. Birde bu kutlu insanların bakış sahaları bizimkinden çok geniş ve sağlamdır. Sen bin bir güzellik içinde harika gördüğün şeyi söylediğinde o sana göremediğin farklı bir yönü gösterir. Sen bunu itiraz olarak algılarsın ama aslında o vazifesini yerine getiriyordur. Çünkü erenlerin uslubu budur. İnsanlara göremediklerini göstermek. Kalp Hakka bağlı olunca düşünce sahası genişler görüş sahası genişler. Normal insanlar bir başka varlıkla olan ilişkisini düşünürken o hep onu yaradan ile olan bağını düşünür. Bir insan sana yanlış yaptığı zaman onun canını yakmak çok normal bir seçenek olduğu halde evliya kendi keyfine ilahi bir ders niteliği de taşımayacak bir ceza vermek istemez. Çünkü gönül çok kutsaldır. Gereksiz yere bir gönlü kırmak Allah ehlinin işi değildir.
-Peki o zatlar nasıl böyle oluyorlar?
Allahu tealayı razı etme yolunda yürüyerek. Gönül sırrı çözülememiş bir ilahi latifedir. Yaptığın her ibadet gönlünde ilahi aleme ayrı bir pencere açar. Onun için sahabeler arasında Hazreti Ali r.a. her çeşit ibadeti yaptığı için Allahu Teala göğün esrarını sadece ona ihsan buyurmuştur. Hayatında da, öteki aleme geçişinde de çok acayip esrar gizlidir. İmamı Rabbani Hazretleri anlatıyor:
Bir an göklere çıkarıldım. Bir baktım Hazreti Ali r.a. geldi. Göğün esrarını ondan başkası bilmez imiş. Bana o esrardan anlattı.
İşte bundan dolayı insanın önüne gelen ibadet fırsatlarını mümkün mertebe kaçırmaması gerekir. Her ibadet gönülden Hakk’a açılan bir penceredir. O kutlu zatlar bu ilahi sırrı bildikleri için senin çok basit gördüğün ibadetleri onlar insanı hayrete düşürecek kadar kıymet vererek yaparlar. Bizim kalplerimiz bir meseleye bir noktadan bakarken onlar çok çeşitli yönlerden bakabilirler. Bir örnekle anlatalım inş:
Bir gün Mevlana Hazretleri dervişleri ile birlikte giderken, işlemiş olduğu bir suçtan dolayı asılmış bir adam görmüşler. Dervişler “günahkar cezasını bulmuş” diye mırıldanırken Mevlana Hazretleri adamın ayağından öpmüş ve dönüp dervişlerine “saygı duymak gerek. Derdi ve davası batıl olduğu halde davası için canından geçmiş bu adam” demiş. Yani bu adamı tenkit ederek kalbinize hiçbir üstünlük katamazsınız ama bu adamın batıl davası için canından geçmiş olmasını tefekkür edip bundan sizin Hak davanızda ki gevşek davranışınızdan kurtulmanız gerektiğine dair bir ders çıkarabilirsiniz.
-Maşallah ne güzel bir bakış açısı.
Evet gönül güzele dönmüş ise, hep güzelin seyrinde ise hem güzel bakar, hem güzel düşünür hem güzel söyler. Bunlar o en güzelin senin aynan da yansımasıdır. Onun için o güzel insanlar dilinden dökülen sözünü de tertemiz olan özünü de kendine mâl etmez kendinden görmezler. Ben bir aynayım der. Sen aynaya takılıp kalma ayna da görünendir asıl güzel.

Aynaya aşığım niçin
Leylayı gösterdiği için
Leylayı şu ayna için
Terk edipte giden mi var

Bu ilahi edebi bilmeyenler dervişlerin şeyhlerine olan aşkını anlayamadılar. Şeyhini peygamberden çok zikrediyor Ya da peygamberi ilahlaştırıyor dediler.
Halbuki o güzel insanlar Şeyhin aynasından Rasulü Ekremi gördükleri için ona dönmüşlerdi. Rasulü Ekremin aynasından Merhamet Sultanının nuruna ermişlerdi. Cansız taş olan Kabe-yi Muazzamaya dönüp Hakk’a bir yön bulabileceklerine inandılar ama can sahibi olan ve ölümün kendi sahiline uğrayamadığı ilahi latife olan gönülden Hakk’ın nurunun yansıyacağına inanamadılar. Hemde Hazreti Fahri Cihan Efendimiz açık açık söylediği halde.
-Ne buyurmuştu Efendimiz?
Bir Müslümanın kalbini kırmak, haksız olarak incitmek, Kâbe’yi 70 kere yıkmaktan daha günahtır. Yeryüzündeki en değerli mekan Kabeyi Muazzamadır. Ama size yemin ediyorum bir müminin kalbi ondan yetmiş kat daha üstündür. Onun için Şeyh Efendi hazretleri buyururdu:
Kabe-yi muazzamaya hürmet. Mescidi Nebevi ye on kat daha fazla hürmet et. Kabeyi temsil eden zatlara yüz kat daha fazla hürmet et.
-İnsanlar buna neden itiraz ediyor? Hocalar bile bunu kabul etmiyor?
Sohbetin başında demiştik ya: onlar tek noktadan bakabiliyorlar. Onun için asıl manzarayı görmekten çok uzaklar. Sultan Yunus Emre k.s’nun buyurduğu gibi:

Hakikat bir deniz Şeriat ânın gemisi
Çokları gemiye binip denize dalmadılar

Denize dalmadan geminin üzerinden denizin altındaki güzellikleri ne kadar görebilirsin. Dal denize! dalda ruhun serinlesin. Her önüne gelene, her anlamadığın erene ateş püskürme. Kabeyi muazzamamaya gösterdiğin saygının yetmiş kat fazlasını göster her gönle. Dal! bu deniz Yarin denizi, Tuzlu değil hep tatlı. O denize dalanlar hep güzel bahtlı. Nedir korkun boğulmak mı? Hani nerde Yar için ölürüm diyen, hani onu canından çok seven. Bu öyle deniz ki sahili yok. Teslimiyetle aşktan başka yardımcı da yok. Onun için dervişlerin işidir dalmak, bu deniz onların yeridir. Kitabın zahirini anlayan gemide kalır. Aslını anlayan denize dalar.
-Derviş nasıl korkmuyor? Gideceği yeri bilmez nasıl dalıyor?
Evet denizi bilmez ama denizin sahibini bilir. Onun rahmetini, kuluna şefkatini bilir. Kendisinden istenen sadece sağlam niyetidir. Niyeti sağlam olanın Hakk hamisidir. O denize dalarken kendi kuvvetine bakmaz. Gönlü kör olanların sözlerine de bakmaz. Aşk ile yanmış yüreği bir kez. Ne hisseder suyun soğukluğunu nede yolun uzunluğunu. Döner Rabbine yalvarır:
Geldim Mevlam gel dedin geldim. Gelmeyi de bilmezdim. Er’in elini tutacak kuvveti sen verdin. Geldim aşk ile yanan bağrımla, günahımdan çektiğim ağrımla. Bana ihsan ettiğin bütün varımla. Gel dedin geldim. Canımı dile getirmeden, nefeslerimi bitirmeden, çok vakit geçirmeden sana geldim. Var ben dalayım aşkın ummanına boğulurum diye kaygım olmaz. Buraya kadar nefesi veren şimdi mi kesecek? Canım her an elinde olan ona koşa koşa gittim diye mi ömrüme son verecek? Geldim seninle bir olmak için, senin için tertemiz ettiğim gönlüme yanlız seni koymak için. Herkes seni unutmuş olsa da ne umurum, onları görüp yolumu şaşırmak mı ne kelime? Kimse gelmese bile derim ben en bahtlı kulunum. Yol senin, sana gelir. Bu yoldan beni kim döndürebilir. Malım mı gidecek gitsin sen her şeyden güzelsin. Canımı istersen al bin kez de şu canım değerlensin. Geldim sen olmaya, seninle olmaya. Sensiz alınan nefese düşman, yakan sen isen senin aşkın ise yanmaya hayran oldum da geldim. Er’inin elini tuttum da geldim. Sana varamadan ölmekten korktum da geldim. Aç kapını lütfet bana. Öyle müştakım ki sana. Ne hak ile dersen hak talep etmek değil işim. Ey Alemlerin Rabbi! senin rahmette yok ki bir eşin. Ey güzel padişah rahmetine dalmaya geldim. Ne diyeyim “o rahmette senin” beni sen getirdin.
Fatiha….
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla