“””En güzele erdiysen”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 2/12***

Medet Ya Sultanelevliya

“””En güzele erdiysen”””

Dost! insanın yaşadığı bu fırtınalı hayatta Allahu teala ona ne mucizeler ne kerametler gösterirde, günaha dalarak bozmuş olduğu gözleri o mucizeleri göremez.
Yada görür ama değerini bilemez.
Bu imtihan yolunda kulun bir sürü istekleri var. Fakat bu istekler arasında en büyüğü ve en mühimi onu Hakk’a götürecek vesileyi istemesidir. Yedi kat göğün Hakanı olan kudretli padişah şanına yakışmayan hiçbir hediyeyi kabul etmez. Sen ona bir hediye sunmak istersen ki bu senin yapmış olduğun güzel ibadetlerindir. O ibadetlerde hiçbir kir ve pas olmamalı.
-Nasıl yani. İbadetin kiri mi var?
Evet. Yaptığın ibadete kötü ahlakları karıştırırsan, riya ile kibir ile yol alırsan, nasıl ki; bir sevdiğine götürdüğün hediyeyi, bir çiçek yada başka bir şeyi çamura batırıpta eline verdiğin zaman bu hediye onu memnun etmekten ziyade daha çok sinirlendirir, işte aynı şekilde kibir ve riya ile ve diğer kötü ahlaklarla yapılan ibadetlerde Hakkın rızasını değil gazabını ele getirir.
Neyin kibri neyin riyası bu dost! Zaten ibadet ikliminde hangi ulu devlete erdi isen Yar sana yardım etti de öyle erdin. O’nun verdiği bedeni, O’nun verdiği nefes ve kuvvetle O’na ibadette kullanacaksın ve bu ibadete ermene hidayeti de O verecek. Bu ibadeti yapabilmen için sana tevfik yani yardım da edecek. Ve bu kadar ikramın üzerine yarım buçuk yaptığın taatin ve ibadetinle böbürlenip onu kendine mâl edeceksin. “Ben yaptım, Ben böyle yaparım” diye şeytanın ahlakını sergileyeceksin. Bu durumun vahametini ifade edecek tek kelime nankörlüktür.
-Peki o zaman ibadet yapmayalım mı?
Dost o nasıl soru. Şeytandan bir vesvese rüzgarı esiyor belli. Biz diyoruz ki lekeli elbise ile Yarin huzuruna çıkma, sen “çıplak mı çıkayım o zaman” diyorsun.
-Ama nasıl öyle temiz ibadet yapacağız?
Evet işte bu soru doğru. Şu hayat sahasında bir gönül bir güzele kapıldığı zaman ilk ne yapıyor? O güzeli araştırır. Bir yakın dostunu bulur ve O’nun nasıl bir olduğunu neleri sevip neleri sevmediğini en yakın dostundan öğrenir. Sonra da bakışıyla gülüşüyle gönlüne taht kurmuş güzelin karşısına öyle çıkar. Bu çok mühim bir harekettir ve maksada ermeye en büyük vesile olur. Aynı şekilde de Hakk’ın isteklerini ve yasaklarını tam öğrenmek istersen O’nun yakın dostuna gidip ondan öğrenmen gerek. Hangi ibadeti hangi şekilde yaparsan daha hoşnut olur. Hakk’ın kesinlikle istemediği o kötü huylar nelerdir. O huylar nasıl temizlenir. Bunları ancak Allah dostundan öğrenirsin.
-Peki o zat kendini temizlemiş mi bunlardan?
Allahın dostu başka türlü olunmaz. Zaten bunun için o lazım. O kendini temizlediği için nasıl temizleneceğini de çok iyi bilir. O temiz olduğu için Hakk’a giden yol onun yoludur. Hakk’ı arayan gönülün yeri O’nun yanıdır.
-Nasıl bulacağız o Allah dostunu?
Kimisinin ayağına gönderir Allah, kimisinin kalbine. Niyetin ne kadar samimi ne kadar sağlam ise O kadar kuvvetli bir zata erersin. Allah dostlarının da yolları farklı farklıdır. Kimisi yürüyerek götürür Hakk’a. Kimisi sefine(gemi) ile kimisi tayyare ile.
-O zaman ben tayyare ile götüreni isterim.
“Ben tayyare ile götüreni isterim, o olsun” demekle olmaz. En kuvvetli zatı istiyorsan en sağlam niyetin sahibi olmalısın. Bunların hepsi birbirine bağlı.
Allahu Teala o yakın dostuna seni erdirdiği zaman herşey bitmiyor tabi. Bundan sonra iki mühim vazifen var.
-Nedir onlar?
Birincisi böyle büyük bir devlet sana sunulduğu için hep şükür halinde olmalısın.
Çünkü dünyada bundan daha büyük bir nimet yok. Dervişin dediği gibi

Bütün dünya sizin olsun nedir ki o
Benim erdiğim ulu devlet yanında
Ben Sultan Nazım’ın sohbetine ermişim
Göz göze aşk ile Onun yüce katında

İkinci vazifen ise kıtmeyini bilmendir. Onun sözünün, aşk ile bakan gözünün Hakk’a vermiş olduğu özünün kıymetini bil.
-Nasıl oluyor peki bu? nasıl davranmak gerek.
En güzele erdirdi ise seni Allah, başka bir güzele gönlün gitmesi haram olur. Elinde elmas olan kişi bakırı gönlüne getirir mi hiç. Hakk sana en güzeli ikram etti ise, sende bakırları gönlüne getiriyorsan bu elmasa hakaret olur. O vakitte elinden kayıp gider.
Bu ilahi sevdanın bir kanunudur. Bir gün hazreti Ömer r.a. elinde tevrat ile Peygamberimiz s.a.v.’in huzuruna geldi. Efendimiz s.a.v. “o elindeki nedir” diye sordu. Hazreti Ömer r.a. tevrattır dedi. Efendimiz s.a.v.: Kuranı kerim sana yetmedi mi de tevrata bakar oldun.
Efendimiz hazreti Ömer’e ilahi sevdanın kanununu öğtetiyordu:
Ey Hattab’ın oğlu elmas ikram olundu ise sana, altın ve gümüşle ne işin var.
Rasülü ekreme erenin gözü başka bir güzeli göremez. O’nun aşkına eren başka bir sevdadan haz edemez.
-Ama oda Allahın kitabı değil mi?
Evet ama Hakk başka bir tarzı seçti artık. Eski peygamberlere adl makamından konuşuyordu. Şimdi ise aşk makamını seçti. Hazreti Fahri cihana edilen bu ulu hitap Kuranı kerimdir. Bu yüce hitabın, bu kerim kitabın güzelliği yanında diğer bütün hitaplar, o hitabın güzelliğinin gölgesinde kalır. Onun için böyle bir güzel olmuş ise nasibin başka bir güzele bakmak, O’nun yanında başkasını anmak haram olur. Hatrını ve gönlünü başkası ile meşgul etmek erdiğin bu ulu devleti, kendi ellerinle yıkmak olur.
İşte bundan dolayı Allahu Teala seni bir ulu zata erdirdi ise, sen ondan önce ne kadar güzele erdi isen hepsini unut. Ne kadar değişik usuller bildiysen artık onlar geçersiz.
Çünkü aşk makamının bir lahzası diğer makamların dağlarından ağır basar. Gerçek şeyhine ermeden önce ermiş olduğun şeyhlerin, şeyhinin öğrettiğinden farklı olan öğretilerini unut. Ve sakın sakın onları Şeyhinin huzurunda ne diline ne de kalbine getirme. Bu ilahi sevdanın kanununudur. Göklere çıkmak varken kendini yerlerde heba edersin. Sonra elindeki o harika elması kaybedersin.
Fatiha….
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla