“””Avcı”””

Bismillahirrahmanirrahim ***Okyanus 2/11***

Medet Ya Sultanelevliya

“””Avcı”””

-Evet gönül ava mı çıkıyoruz?
Yok dost, avcıyı tanımaya çalışıyoruz.
Bu dünya bir orman hükmünde herkes avlar ve avlanır. Bu avlanma ters anlaşılmasın,
bizim kasdettiğimiz ruh avıdır. Ruhunun esaretine girdirdiği kimdir? Kimin esiri olmuş senin ruhun? Ve o esaret seni yetiştirir mi yoksa rezil mi eder.
-Hmm
Şu alemde insanlar, kendilerine yaptığı işin asıl ismini söylediğin zaman buna bile tahammül edemezken o kötü işleri hiç sıkıntı duymadan yaparlar.
Kimin esiri olmuş senin ruhun düşün ey insan! neyin esirisin?
Bunun cevabını herkes “ben kimsenin esiri değilim” diye verir.
Ama hakikatte nelerin esiri olmuşturda farkında değildir.
-Nerden anlarız peki bunu?
Günümüze bakarak anlarız. Ana yaşadığımız ana bakarak anlarız. Sen gününün çoğunu neye hizmetle geçiriyorsun? Buraya baktın mı herşey ortaya çıkar.
Çok zengin bir adam “ben bu alemin kralıyım” der. Nerden vardın bu kanıya? “Baksana herşeyim var” diyerek kendini kandırır. Aslında kendisi kadın esiridir. Sahip olduğu her şeyi daha güzel kadınlarla zina yapmak için elde eder. Ve bunun neticesinde de istediği kadınları. Şeytan bu kişiyi kadın ile avlamıştır.
Ötekisine “neden çalışıyorsun” diye sorulduğunda: Makyaj malzemesi ve güzel elbiseler almak için der. Lüx yaşam için. Buda bunların kölesi olmuştur.
Kimisi araba almak için çalışır. Arabanın kölesi olmuştur. Kimisi ev almak için çalışır evin kölesi olmuştur. Ve netice de insanların çoğu, bu gibi oyuncaklarla kandırılarak nefis ve şeytanın köleleri olmuşlardır fakat farkında değillerdir. Nefis ve şeytan hepsinin bir zaafını bulup onları avlamıştır.
-Yani ev, araba almayalım mı?
Biz ev, araba almayın demedik ki dost. Evinde olsun arabanda. Ama onlar senin esirin olsun, sen onların esiri olma!
-Hmmm ince bir çizgi. Nasıl kuracağız burdaki dengeyi?
Önce kalbine döneceksin, niyetine bakacaksın. Doğru mu yanlış mı?
“Neyi istersin kalbim neyi”, söyle de bilelim. Yar seni ebed için yaratmış sen fani olana mı tutuldun kaldın. O sana ne mahir tabipler(Allah erleri) göndermiş, ne harika haritalar(Kuranı kerim,hadisi şerif) vermiş sen onları bırakıpta yanlış yollara mı saptın.
Aklı sana bahşedenden değilde şeytandan mı akıl aldın, O yüce vahdet denizlerinde yüzmek varken sen nefsin bataklarına mı daldın.
Bir elması çöpe atan bir adam gördün mü hiç? Senin elmasın hatta elmastan kat kat daha değerli olan kalbini, fani şeylerle meşgul etmen bundan bin kat daha sefihliktir.
Evet dost kalbine döneceksin. Ama bunu da kendin yapamazsın ki, Allah erinden öğrenilir bu. Dervişin sözünden yansıyan özünü görde ordan anla!
-Ne der ki derviş?
Derviş der ki: Ben yari isterim. Her an ve her zaman kalbimde olan O’dur. Her mekanda tecellisini aradığımda O’dur. Ben O’nun yoluna düşmüşüm, O’nu isterim. O’na giderken araba lazım ise araba da olsun, Ev lazım ise evde olsun, kadın lazım ise çocuk lazım ise onlarda olsun. Ama benim yolumda yönümde Ona’dır. Ondan gayri ne var ise ona gitmeme vesile olduğu için olsun. Aramıza muhkem bir kale duvarı gibi girip engel olacaksa neyleyim arabayı, evi, kadını. O benden razı olduktan sonra neyleyim dünya krallığını. Ben en kutlu cevherin hastasıyım, neyleyim bakırı çakılı. Benim yarim güzelliğin Şahı, azametli yedi kat göğün ilahıdır. Ondan başkasına kalbin atması, altın kasenin içine pislik konması gibidir. Bizim necisle işimiz olmaz.
-Subhanellah.. Peki o yari kaybetmiş olan ne yapsın?
Dost ne yanık bir avaz bu maşallah. O yar kaybolmaz dost. Kaybolan kişinin kendisidir.
Sen kendini bulmalısın. Nasıl gözleri çok bozuk olup gözlük kullanan kişi gözlüğünü çıkartınca önündekini o harika manzarayı göremez. Kaybolan önündeki manzara değildir. Görememesi manzaranın kaybolmasından değil gözlüğünü düşürmüş olmasındandır. İnsanda hakikati gösteren gözlüğü takıp kendini bulması gerek.
-Neyi bulacak kendinde?
Kendinin diğer varlıklardan farkını bulması gerek. Nedir benim farkım? Bende ne var ki yerin göğün hakanı beni seçti. Bütün varlık alemine sultan etti. Hayvandan farkım nedir? Ağaçtan farkım nedir? Bitkiden, şu akan sudan farkım nedir? Düşünür de sonra bulur: Evet ben düşünebiliyorum. Yadi kat göğün Rabbi bana akıl ve kalp ihsan etmiş. Bütün nimetleri önüme sermiş. Ve bütün alemi benim hizmetime vermiş. Bunu bulunca birden sevinir. Buldum diye. Sonra varsa nasibi ağlamaya başlar benim gibi
Yar yar diye.
-Neden ki?
Çünkü anlar bunların hepsi onun lutfu. Sen eşşek olmadında insan oldun ya, bunu hakettin de mi oldun? Yok. Bu aklı kalbi bağışlayana çok çok hizmet ettin demi bunları sana verdi? Yok. Bunların hepsi tamamen onun lutfu. Bende bu lutfu çöpe atmışım senelerdir.
Vay benim edepsizliğim!!! Vay benim kendimi bilmezliğim!!!!
-Alllahım affet.
Bundan sonra bir acizlikle Rabbine döner kul. Bilir ki her güzellik onun lutfudur. İşte bu noktaya gelebilmek çok mühimdir. Bunun adı samimiyet ve ihlastır. Bu yüce ahlaklara sahip olduğun zaman, şu dünya dediğimiz ormanda kayboldum diye korkma sakın. Bir dağın kenarında kimsenin görmediği bir yerde de olsan, nasıl ki bu bizim başımıza taktığımız yeşil sarık, bin kişinin içerisine bile girsek hemen gözükür. Aynı şekilde sende gök ehli tarafından öyle görünürsün. O kişi isterse bütün gözlerden kaybolsun hiç mühim değil. Çünkü şu yüce dağlara hükmeden, yedi kat göğün hakanının bakışları o üstün ahlaklara sahip kalbin üzerindedir. Onun için sen kendini bulduktan sonra, ormanın yolu istediği kadar karışsın sorun değil. Çünkü sende bu ormana hükmeden o müthiş acvcının istediği harika ahlaklar var. Onun için kayboldum diye korkma ve kesinlikle bil ki :
Samimiyet ve ihlasın avcısı Hazreti Yezdandır ve O avını hiç bir zaman kaçırmaz.
Fatiha..
Sakaryevi

Arama
RSS
Beni yukari isinla